MHP Beylikdüzü İlçe Başkanlığı’nın 7. Olağan Kongresi, MHP İstanbul İl Başkanı Volkan Yılmaz’ın da katılımıyla gerçekleştirildi. Siyaset, sivil toplum ve teşkilat mensuplarının yoğun katılım gösterdiği kongrede birlik ve beraberlik mesajları öne çıktı.
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Beylikdüzü İlçe Başkanlığı, 7. Olağan Kongresi’ni geniş katılımla gerçekleştirdi.
MHP İstanbul İl Başkanı Volkan Yılmaz’ın katıldığı kongrede Divan Başkanlığını MYK Üyesi Cüneyt Göz üstlenirken, Nejdet Kaya ve Mustafa Oğuz da Divan Kurulu’nda yer aldı.
Siyaset ve STK Dünyasından Yoğun Katılım
Kongreye MHP İstanbul İl Başkan Yardımcıları ve ilçe başkanlarının yanı sıra Ülkü Ocakları başkanları ve yöneticileri de katıldı.
Geçmiş dönem milletvekili İhsan Barutçu, geçmiş dönem belediye başkanı Velittin Küçük ve AK Parti Beylikdüzü İlçe Başkanı Mustafa Necati Işık da kongreye katılan isimler arasında yer aldı.
Programda ayrıca sivil toplum kuruluşlarının başkan ve temsilcileri, eğitim camiasından öğretmenler, gaziler, partililer ve Beylikdüzü sakinleri yer aldı.
“Beylikdüzü İçin Çalışmaya Devam Edeceğiz”
Kongrede teşkilatın önümüzdeki dönemde Beylikdüzü’nde yürüteceği çalışmalar konusunda birlik ve kararlılık mesajı verildi.
MHP Beylikdüzü İlçe Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada, kongrede ortaya konulan birlik ve beraberlik iradesiyle Beylikdüzü için daha büyük bir azim ve kararlılıkla çalışılacağı ifade edildi.
Açıklama şu ifadelerle tamamlandı:
“Kardeşlik Kalbimizde, Gelecek Aklımızda.
Beylikdüzü’yle Buluşuyoruz, Beylikdüzü’yle Kucaklaşıyoruz.”
Yorumlar
Yorum Yapın
İlginizi Çekebilir
Beypazarı İlçe Başkanı İsmail Tiftik: “Güvenli Nesil Ailede Yetişir”
Saadet Partisi Beypazarı İlçe Başkanı İsmail Tiftik, okullarda artan akran zorbalığı, şiddet, disiplin sorunları ve dijital bağımlılığa dikkat çekti. Çözümün yalnızca okulda aranamayacağını belirten Tiftik, “Güçlü aile olmadan güvenli okul, güvenli okul olmadan da erdemli nesil oluşturamayız” dedi.
Saadet Partisi Beypazarı İlçe Başkanı İsmail Tiftik, çocukların karşı karşıya kaldığı akran zorbalığı, okul şiddeti, disiplin sorunları ve dijital bağımlılık konusunda değerlendirmelerde bulundu.
Çocukların karakter ve değer dünyasının ilk olarak aile ortamında şekillendiğine dikkat çeken Tiftik, güvenli okul ve sağlıklı nesil hedefinin güçlü aile yapısından ayrı düşünülemeyeceğini ifade etti.
“Aile en güçlü örnektir”
Anne ve babaların çocukların hayatındaki ilk öğretmenler olduğunu vurgulayan Tiftik, aile içerisinde kullanılan dilin, sorunlara yaklaşım biçiminin ve aile bireyleri arasındaki ilişkilerin çocukların davranışlarını doğrudan etkilediğini belirtti.
Tiftik, “Çocuklarımıza dürüstlüğü, merhameti, adaleti ve saygıyı yalnızca sözle öğretemeyiz. Bu değerleri kendi hayatımızda uygulayarak onlara örnek olmalıyız. Çocuk, kendisine söylenenden önce evinde gördüğünü öğrenir. Sevgi ve karşılıklı saygının hâkim olduğu aileler, huzurlu okulların da temelini oluşturur” dedi.
“Eğitim yalnızca sınav başarısından ibaret değil”
Saadet Partisi'nin eğitime yaklaşımını da değerlendiren Tiftik, eğitimin yalnızca sınav başarısı, diploma veya meslek edinme süreci olarak görülmemesi gerektiğini söyledi.
Millî Görüş'ün “Önce Ahlâk ve Maneviyat” anlayışının eğitim politikalarının merkezinde yer alması gerektiğini savunan Tiftik, şöyle konuştu:
“Bilgili olduğu kadar ahlaklı, başarılı olduğu kadar vicdanlı ve özgüvenli olduğu kadar sorumluluk sahibi nesiller yetiştirmek zorundayız. Çocuklarımızın yalnızca iyi bir meslek sahibi olmalarını değil; ülkesine, milletine ve çevresine karşı sorumluluk taşıyan bireyler hâline gelmelerini sağlamalıyız.”
Akran zorbalığına karşı aile ve okul iş birliği çağrısı
Akran zorbalığı ve okul şiddetiyle mücadelede yalnızca güvenlik kameraları, güvenlik görevlileri veya disiplin cezalarının yeterli olmayacağını ifade eden Tiftik; ailelerin, öğretmenlerin, rehberlik servislerinin ve okul yönetimlerinin birlikte hareket etmesi gerektiğini söyledi.
Sorunların arkasındaki sosyal ve psikolojik nedenlerin de araştırılması gerektiğini belirten Tiftik, zorbalığa maruz kalan çocukların korunmasının yanı sıra yanlış davranış sergileyen çocukların da eğitim ve rehberlik yoluyla yeniden kazanılmasının önemine dikkat çekti.
Tiftik, “Mağdur olan çocuğumuzu korurken yanlış davranış sergileyen çocuğumuzu da dışlamamalıyız. Mesele yalnızca suçlu bulmak ve ceza vermek değildir. Çocuğumuzu bu davranışa yönelten nedenleri tespit ederek doğru eğitim ve rehberlikle yeniden kazanmalıyız” ifadelerini kullandı.
Dijital bağımlılık konusunda ailelere uyarı
Çocukların dijital dünyada geçirdikleri sürenin ve karşılaştıkları içeriklerin önemine değinen Tiftik, dijital bağımlılık ve zararlı içeriklere karşı ebeveynlerin daha bilinçli hareket etmesi gerektiğini söyledi.
Yalnızca yasaklamaya dayalı bir yaklaşım yerine çocuklarla iletişimin güçlendirilmesi ve aile içerisinde birlikte geçirilen nitelikli zamanın artırılması gerektiğini belirten Tiftik, aile eğitimlerinin yaygınlaştırılması, okul-aile iş birliğinin güçlendirilmesi ve okullardaki rehberlik hizmetlerinin geliştirilmesi çağrısında bulundu.
Tiftik, “Güçlü aile olmadan güvenli okul, güvenli okul olmadan da erdemli nesil oluşturamayız. Çocuklarımıza bırakacağımız en kıymetli miras sağlam bir karakter, güçlü bir vicdan ve güzel ahlaktır” dedi.
18 Yıllık Özlemin Ardından Gelen İlk Puan: Fenerbahçe Roma ile 1-1 Berabere Kaldı
Fenerbahçe, 18 yıllık aranın ardından Şampiyonlar Ligi’ne Kadıköy’de Roma karşısında döndü. Sarı-lacivertliler, Cristante’nin golüne Archie Brown ile karşılık verdi. 1-1 sona eren mücadelede alınan 1 puandan çok kaçan galibiyet fırsatları konuşuldu.
HABER/ECEM KARAÇUHA
Kadıköy’de Avrupa gecesi: Tribünlerden görkemli karşılama
Fenerbahçe taraftarı, 18 yıl sonra gelen Şampiyonlar Ligi heyecanını Kadıköy’de unutulmaz bir atmosferle karşıladı.
Tribünleri kaplayan dev Frankenstein koreografisi ve “Fenerbahçe Is Back To Haunt Europe” pankartı, karşılaşma öncesinde gecenin en dikkat çekici görüntülerinden biri oldu.
Tribünlerdeki coşku Avrupa’ya güçlü bir mesaj verirken, sahada ise ilk dakikalardan itibaren daha kontrollü ve taktik ağırlıklı bir mücadele vardı.
Roma orta sahada Fenerbahçe’nin ritmini bozdu
Karşılaşmaya temkinli başlayan iki takım, kısa sürede sert bir orta saha mücadelesinin içine girdi.
Roma, oyunun yönünü hızlı değiştirerek ve beklenmedik hücum girişimleriyle Fenerbahçe’nin ritim yakalamasını zorlaştırdı.
İtalyan temsilcisi aradığı golü 39. dakikada buldu. Cristante’nin ceza sahası dışından yaptığı vuruşla Roma 1-0 öne geçti.
Tribünlerdeki büyük coşkunun ardından gelen gol, Kadıköy’de ilk yarının havasını değiştirdi.
Archie Brown’dan tarihi gol
Fenerbahçe ikinci yarıya ise çok daha istekli başladı.
Dakikalar 48’i gösterdiğinde Archie Brown, sarı-lacivertlilere beraberliği getiren golü kaydetti: 1-1.
Brown’ın golü aynı zamanda Fenerbahçe’nin 18 yıllık aranın ardından döndüğü Şampiyonlar Ligi’nde kaydettiği ilk gol olarak geceye ayrı bir anlam kattı.
Fenerbahçe galibiyet fırsatlarını değerlendiremedi
Karşılaşmanın kalan bölümünde Roma’da Lukaku’nun oyuna dahil olmasıyla mücadelede tempo yeniden yükseldi.
Fenerbahçe ise Oğuz Aydın ve Archie Brown ile önemli fırsatlar yakalamasına rağmen galibiyeti getirecek ikinci golü bulamadı.
90 dakikanın sonunda taraflar sahadan 1-1 beraberlikle ayrıldı.
1 puandan çok kaçan 3 puanın üzüntüsü
18 yıl sonra Şampiyonlar Ligi sahnesine yeniden çıkan Fenerbahçe için gecenin sonunda alınan ilk puan önemliydi.
Ancak özellikle ikinci yarıda yakalanan fırsatlar düşünüldüğünde sarı-lacivertliler açısından kazanılan 1 puandan çok kaçırılan 3 puanın üzüntüsü ön plana çıktı.
Kadıköy tribünleri Avrupa’ya dönüşü muhteşem bir gösteriyle ilan etti. Fenerbahçe ise Roma karşısında galibiyeti bulamasa da uzun yıllar sonra döndüğü Şampiyonlar Ligi’ne puanla başlamış oldu.
Mehmet Akif Ersoy İlk Kez Hakim Karşısında: Duruşmada Dikkat Çeken İfadeler
Uyuşturucu soruşturması kapsamında tutuklanan gazeteci Mehmet Akif Ersoy’un yargılandığı davada ilk duruşma başladı. Ersoy uyuşturucu kullandığını kabul ederken hakkındaki diğer suçlamaları reddetti. Duruşmada dinlenen kadınların gizli kamera, uyuşturucu kullanımı ve tarafların bir araya geldiği ortamlara ilişkin beyanları dikkat çekti.
2 yılında tanıştığını ve iş konusunda yardım amacıyla bir araya geldiklerini belirterek, bu görüşmeler sırasında kendisine uyuşturucu ve çoklu ilişki tekliflerinde bulunulduğunu öne sürdü. Özkan, hayatı boyunca uyuşturucu kullanmadığını ve teklifleri kabul etmediğini söyledi.
Özkan ayrıca ilk kez gittiği ofiste bir kamera fark ettiğini ve fişini çektirdiğini iddia etti. Sonraki görüşmelerden birinde de kayıt yapıldığını fark ettiğini ileri süren Özkan, görüntüleri gördüğünü ve sildirdiğini söyledi.
Bazı kadınlar “Şikâyetçi değilim” dedi
Duruşmada dinlenen diğer kadınların beyanları ise farklılık gösterdi.
Dilek Olgun, cinsel saldırıya uğramadığını ve yaşadığı birlikteliğin kendi isteğiyle gerçekleştiğini söyledi. Olgun, bulunduğu ortamda uyuşturucu kullanıldığını gördüğünü ancak kendisine zorla uyuşturucu kullandırılmadığını belirterek şikâyetçi olmadığını ifade etti.
Burcu Akyüz de uyuşturucu kullandığını kabul ederken herhangi bir zorlamayla karşılaşmadığını ve yaşadığı birlikteliğin kendi isteğiyle gerçekleştiğini söyledi.
Buse Öztay ve Dilara Yıldız da mahkemedeki ifadelerinde yaşananların kendi rızaları dahilinde gerçekleştiğini belirterek çeşitli iddialara ilişkin açıklamalarda bulundu.
Ersoy suçlamaları reddetti
Mehmet Akif Ersoy savunmasında, hakkında daha önce sosyal medya üzerinden çeşitli iddiaların ortaya atıldığını ve bunlarla ilgili suç duyurusunda bulunduğunu söyledi.
Uyuşturucu kullandığını kabul eden Ersoy, buna karşın uyuşturucu temin ettiği, zorla kullandırdığı ve hakkındaki diğer ağır suçlamaları kabul etmediğini ifade etti. Ersoy, bazı buluşmalar konusunda ise “hata yaptığını” söyledi.
Davanın ilerleyen aşamalarında sanık ve müşteki beyanlarının yanı sıra dosyadaki delillerin değerlendirilmesi bekleniyor.
EsenyurtFest Binlerce Genci Buluşturdu: Eypio Sahne Aldı
AK Parti Esenyurt Gençlik Kolları tarafından düzenlenen EsenyurtFest, binlerce gencin katılımıyla gerçekleştirildi. Festivalde sahne alan Eypio, sevilen şarkılarını seslendirirken etkinlik müzik ve eğlence dolu anlara sahne oldu.
AK Parti Esenyurt Gençlik Kolları tarafından düzenlenen EsenyurtFest, binlerce genci bir araya getirdi. Gençlerin yoğun ilgi gösterdiği festivalde müzik, eğlence ve çeşitli etkinlikler öne çıktı.
Eypio EsenyurtFest’te sahne aldı
Festivalin dikkat çeken isimlerinden biri sevilen rap sanatçısı Eypio oldu. Sahne performansıyla gençlerle buluşan Eypio, sevilen şarkılarını seslendirdi.
Katılımcıların şarkılara eşlik ettiği konser sırasında festival alanında renkli görüntüler oluştu.
Siyaset ve teşkilat temsilcileri de katıldı
EsenyurtFest’e AK Parti İstanbul İl Gençlik Kolları Başkanı Nevzat Yüce, AK Parti Esenyurt İlçe Başkanı Togay Çoban ve AK Parti Esenyurt Gençlik Kolları İlçe Başkanı Mehmet Sabır Aygül ile çok sayıda davetli ve teşkilat mensubu katıldı.
Binlerce gencin buluştuğu organizasyon, Esenyurt’ta gençlere yönelik gerçekleştirilen geniş katılımlı etkinliklerden biri oldu.
Esenyurt’ta gençlik ve müzik bir arada
Müzik ve eğlencenin ön plana çıktığı EsenyurtFest, gençlerin bir araya gelmesine sahne olurken Eypio konseri festivalin öne çıkan bölümlerinden biri oldu.
Etkinlik, katılımcıların konser ve festival alanından paylaştığı renkli görüntülerle sosyal medyada da yer aldı.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’ten “Vanlı Kara Haydar” ve “Ali Haydar Kurum” Açıklaması
Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medyada “Vanlı Kara Haydar” olarak bilinen M.F.T. ile A.H.K. hakkında yürütülen soruşturmalara ilişkin açıklama yaptı. Gürlek, “Sosyal medya, hukuk dışı ve denetimsiz bir alan değildir” mesajını verdi.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medyada paylaşılan lüks yaşam görüntüleri ve suç teşkil ettiği değerlendirilen içeriklere ilişkin yürütülen adli süreçler hakkında açıklamalarda bulundu.
Gürlek, kamuoyunda “Vanlı Kara Haydar” olarak bilinen M.F.T. hakkında Van Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında mali incelemeler gerçekleştirildiğini belirtti.
Bakan Gürlek’in açıklamasına göre M.F.T., yürütülen incelemelerin ardından “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” suçlamasıyla tutuklandı.
A.H.K. hakkında soruşturma başlatıldı
Gürlek, sosyal medyada yayımlanan görüntüleriyle gündeme gelen A.H.K. hakkında da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldığını açıkladı.
Şüpheli hakkında gözaltı, arama ve el koyma işlemlerinin uygulandığını belirten Gürlek, sosyal medya platformlarının denetimsiz bir alan olmadığına dikkat çekti.
Lüks yaşam paylaşımlarına dikkat çekti
Bakan Gürlek açıklamasında, sosyal medya üzerinden sergilenen lüks yaşam ve gösterişli düğün görüntülerine de özel olarak değindi.
Gürlek, suç gelirlerinin kaynağını gizlemek veya bu gelirleri meşru göstermek amacı taşıdığı değerlendirilen faaliyetlerin adli makamlar tarafından inceleneceğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Sosyal medya üzerinden lüks yaşam, gösterişli düğün veya benzeri mizansenlerle suç gelirlerinin kaynağını gizlemeye ya da bu gelirleri meşru göstermeye yönelik faaliyetler ile toplumda korku ve güvensizlik oluşturan suç teşkil eden içerikler adli makamlarımızca titizlikle incelenecektir.”
“Sosyal medya denetimsiz bir alan değildir”
Gürlek, açıklamasında sosyal medya üzerinden gerçekleştirilen paylaşımların da yasal sorumluluk doğurabileceğine işaret ederek, “Sosyal medya, hukuk dışı ve denetimsiz bir alan değildir” değerlendirmesinde bulundu.
Okan Buruk’tan Sporting CP Maçı Öncesi Net Mesaj: “Oyuncularıma Çok Güveniyorum”
Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk, UEFA Şampiyonlar Ligi Lig Aşaması’nda Sporting CP ile oynanacak karşılaşma öncesi açıklamalarda bulundu. Rakibin hızına ve geçiş oyununa dikkat çeken Buruk, “Oyuncularıma her zaman olduğu gibi çok güveniyorum. Maçı kazanmak için elimizden gelen her şeyi yapacağız” dedi.
Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk, UEFA Şampiyonlar Ligi Lig Aşaması’nda Sporting CP karşılaşması öncesinde düzenlenen basın toplantısında mücadeleyi değerlendirdi.
Şampiyonlar Ligi’nin futbolcular ve teknik adamlar için özel bir organizasyon olduğunu vurgulayan Buruk, Galatasaray’ın sahaya galibiyet hedefiyle çıkacağını söyledi.
“Kolay Bir Maç Olmayacak”
Sporting CP’nin güçlü ve hareketli bir takım olduğuna dikkat çeken Okan Buruk, rakibin özellikle hücuma geçişlerde etkili olduğunu belirtti.
Sporting’in oynadığı maçları analiz ettiklerini ifade eden Buruk, rakibin oyun kalitesi ve hızlı hücumlarına karşı hazırlıklı olmaları gerektiğini söyledi.
Galatasaray’ın da kaliteli bir kadroya sahip olduğunu vurgulayan Buruk, şu ifadeleri kullandı:
“Eksiklerimiz varsa önemli eksiklerimiz var ama 11 kişi çıkacağız, kulübeden gelecek oyuncularımız olacak. Oyuncularıma her zaman olduğu gibi çok güveniyorum. Yarın çıkıp maçı kazanmak için elimizden gelen her şeyi yapacağız.”
Abdülkerim Bardakcı Açıklaması: “Sakatlığı Yok”
Buruk, Abdülkerim Bardakcı’nın sakatlandığı yönündeki haberlere de açıklık getirdi.
Tecrübeli oyuncunun herhangi bir sakatlığının bulunmadığını belirten Buruk, Abdülkerim’in karşılaşmada forma giyebilecek durumda olduğunu söyledi.
Takıma geç katılan futbolcuların durumunu son antrenmanın ardından değerlendireceklerini kaydeden Buruk, ilk 11 kararını maç günü vereceklerini ifade etti.
“Sporting’in Şampiyonluğunda Benim de Biraz Payım Var”
Okan Buruk, Sporting CP ile geçmişte yaşadığı karşılaşmalara da değinerek dikkat çeken bir açıklamada bulundu.
Sporting’in 19 yıl sonra elde ettiği şampiyonluğa gönderme yapan Buruk, geçmişte rakibe karşı alınan 4-1’lik galibiyetin ardından teknik direktör değişikliğine gidildiğini hatırlatarak, “Sporting’in şampiyonluğunda benim de biraz payım var” dedi.
Buruk, Sporting taraftarının oluşturacağı atmosferin Şampiyonlar Ligi’ne yakışır olacağını belirterek, karşılaşmanın iki takım açısından da heyecan verici geçmesini beklediğini söyledi.
Okan Buruk’tan Sporting Uyarısı: “Çok Hızlı Bir Takım”
Sporting CP’nin özellikle geçiş hücumlarında etkili olduğunu vurgulayan Buruk, Galatasaray’ın savunmada kompakt kalması gerektiğini belirtti.
Buruk, doğru zamanda baskı yapmanın yanı sıra top Galatasaray’dayken oyuncularının özgüvenli ve rahat oynamasının maçın belirleyici unsurlarından biri olacağını söyledi.
Rakibin uzaktan şutları ve bek oyuncularının hücuma katılımına da dikkat çeken deneyimli teknik adam, iki takımın da birbirinin güçlü yönlerini bildiğini ifade etti.
Deniz Gül İlk 11’de Olabilir
Okan Buruk, yeni transfer Deniz Gül’ün durumuna ilişkin de konuştu.
Genç oyuncunun Galatasaray’a henüz yeni katıldığını ve adaptasyon sürecinin devam ettiğini belirten Buruk, Deniz Gül’ün Sporting CP karşılaşmasına ilk 11’de başlayabilecek isimlerden biri olduğunu açıkladı.
Buruk, genç futbolcuyla ilgili:
“Yarın başlayacak oyuncular arasında düşüneceğimiz oyunculardan biri.”
ifadelerini kullandı.
Galatasaray, UEFA Şampiyonlar Ligi Lig Aşaması’ndaki ilk karşılaşmasında Sporting CP karşısında sahaya galibiyet hedefiyle çıkacak.
KOBİ’ler İçin Destek ve Dönüşüm Programı Erzurum’da: 20 Milyon TL’ye Kadar Kredi İmkânı
KOSGEB’in KOBİ’ler İçin Destek ve Dönüşüm Programı Erzurum’da düzenlendi. ETSO Başkanı Saim Özakalın bölgesel destek çağrısı yaparken, KOBİ’lere 20 milyon TL’ye kadar kredi imkânı sağlayan destekler ele alındı.
Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) ev sahipliğinde düzenlenen “KOBİ’ler İçin Destek ve Dönüşüm Programı”nda işletmelerin finansmana erişiminden dijital dönüşüme, ihracattan kapasite artışına kadar birçok başlık ele alındı. ETSO Başkanı Saim Özakalın, “Erzurum için ayrıcalık değil, farklı başlangıç koşullarını dikkate alan adil bir destek mekanizması istiyoruz” dedi.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda KOSGEB tarafından yürütülen “KOBİ’ler İçin Destek ve Dönüşüm Programı”, KOSGEB Başkanı Ahmet Serdar İbrahimcioğlu’nun katılımıyla Erzurum’da gerçekleştirildi.
Programda KOBİ’lere yönelik güncel destekler ve finansman imkânlarının yanı sıra girişimcilik, kapasite geliştirme, dijital ve kurumsal dönüşüm, küresel rekabetçilik, üretim ve istihdamın korunması gibi başlıklar değerlendirildi. Erzurum’daki işletmelerin ölçek büyütme, verimlilik, ihracat ve finansmana erişim süreçleri de masaya yatırıldı.
İbrahimcioğlu: “KOBİ’lerin dönüşüm yolculuğunu bütüncül şekilde destekliyoruz”
KOSGEB Başkanı Ahmet Serdar İbrahimcioğlu, işletmelerin farklı gelişim aşamalarına yönelik bütüncül bir destek yapısı sunduklarını belirtti.
İbrahimcioğlu, “Amacımız, işletmelerimizi ihtiyaçlarına uygun mekanizmalarla buluşturmak ve verilen desteğin üretime, istihdama, verimliliğe ve rekabet gücüne dönüşmesini sağlamak” dedi.
Özakalın: “Erzurum için ayrıcalık değil, adil destek istiyoruz”
ETSO Yönetim Kurulu Başkanı ve TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Saim Özakalın ise Erzurum’un coğrafi ve ekonomik şartlarının destek programlarında dikkate alınması gerektiğine vurgu yaptı.
Özakalın, Erzurum’daki işletmelerin lojistik maliyetleri, pazara erişim, nitelikli iş gücü, finansman ve yatırım şartları açısından farklı koşullarla karşı karşıya olduğunu belirterek şöyle konuştu:
“Biz Erzurum için ayrıcalık değil; farklı başlangıç koşullarını dikkate alan adil bir destek mekanizması talep ediyoruz. Bizim pozitif ayrımcılıktan kastımız tam olarak budur.”
Özakalın ayrıca imalat, gıda, turizm, lojistik, yazılım, enerji, teknoloji ve ihracat gibi Erzurum açısından stratejik sektörleri kapsayacak özel bir pilot destek modelinin değerlendirilmesini önerdi.
KOBİ’lere 20 milyon TL’ye kadar kredi
Programın öne çıkan başlıklarından biri de KOSGEB Kapasite Geliştirme Destek Programı oldu.
Program kapsamında işletmelere 1 milyon TL alt limit ve 20 milyon TL üst limite kadar kredi, 24 aylık proje süresi, azami 36 ay kredi vadesi, 20 puan finansman desteği ve Kredi Garanti Fonu aracılığıyla kefalet imkânı sunulduğu belirtildi.
Savunma, havacılık ve uzay alanında tedarikçi geliştirme kapsamındaki projelerde ise kredi üst limitinin kriterlere bağlı olarak 30 milyon TL’ye kadar çıkabildiği kaydedildi.
Erzurum sanayicileri için yeni iş birliği modeli
ETSO ile KOSGEB arasında, Erzurum’daki organize sanayi bölgelerinde yatırım yapan işletmelerin Kapasite Geliştirme Destek Programı’ndan daha etkin yararlanabilmesi amacıyla geliştirilebilecek yeni bir iş birliği modeli de görüşüldü.
Taraflar, özel bir iş birliği protokolü aracılığıyla bölgedeki sanayi işletmelerinin desteklere erişimini kolaylaştırabilecek modeller üzerinde değerlendirmelerde bulundu.
“Erzurum KOBİ Yatırım ve Proje Masası” önerisi
Özakalın ayrıca ETSO, KOSGEB, üniversiteler ve ilgili kurumların iş birliğiyle “Erzurum KOBİ Yatırım ve Proje Masası” kurulmasını önerdi.
Model kapsamında işletmelerin proje hazırlığından finansmana, dijital dönüşümden ihracata ve akademisyen eşleştirmesinden yatırımın hayata geçirilmesine kadar farklı aşamalarda desteklenmesi hedefleniyor.
Özakalın, Erzurum’un yeni nesil destek modeline hazır olduğunu belirterek, “Şimdi bu yapıyı KOSGEB’in güçlü destek mekanizmalarıyla bütünleştirmek istiyoruz. Erzurum bu modele hazırdır” ifadelerini kullandı.
Ferhat Karadağ’dan Eyyübiye İçin Yeşil Alan Çağrısı: “Betona Değil, Nefes Alacak Alanlara İhtiyaç Var”
Ferhat Karadağ, CHP Şanlıurfa, CHP Şanlıurfa İl Başkanı, Eyyübiye, Ruha Mahallesi, Eyyübiye yeşil alan, Eyyübiye park, Şanlıurfa yeşil alan, Şanlıurfa park, Komiser Şakir Caddesi, 3948 Sokak, Eyyübiye Belediyesi, Şanlıurfa Belediyesi, Şanlıurfa haberleri, Eyyübiye haberleri, Ferhat Karadağ açıklama, CHP haberleri, yerel yönetimler, park ve yeşil alan, Arka Haber
HABER/NİLGÜN EGE
CHP Şanlıurfa İl Başkanı Ferhat Karadağ, Eyyübiye ilçesi Ruha Mahallesi’nde uzun süredir atıl durumda bulunduğunu belirttiği alanın park ve yeşil alana dönüştürülmesi çağrısında bulundu. Karadağ, “Eyyübiye’nin betona değil; çocukların oynayacağı, insanların nefes alacağı yeşil alanlara ihtiyacı var” dedi.
CHP Şanlıurfa İl Başkanı Ferhat Karadağ, Eyyübiye ilçesine bağlı Ruha Mahallesi Komiser Şakir Caddesi 3948. Sokak’ta bulunan ve uzun süredir kullanılmadığını belirttiği alanı gündeme taşıdı.
Mahalle sakinlerinin söz konusu alan nedeniyle özellikle mevsim şartlarına bağlı olarak sorun yaşadığını ifade eden Karadağ, yaz aylarında tozun, kış aylarında ise çamurun bölge halkını mağdur ettiğini söyledi.
“Vatandaş defalarca başvuruyor”
Mahalle sakinlerinin uzun süredir yetkililere başvurduğunu ancak taleplerinin karşılanmadığını belirten Karadağ, yerel yönetimlere çağrıda bulundu.
Karadağ, “Bu alan yıllardır kaderine terk edilmiş durumda. Yazın toz, kışın çamur içinde. Vatandaş defalarca başvuruyor ancak yetkililer görmezden geliyor” ifadelerini kullandı.
Mahallelerde yaşanan sorunların yerinde tespit edilmesi gerektiğini vurgulayan Karadağ, vatandaşların taleplerine geçici değil kalıcı çözümler üretilmesini istedi.
“Vatandaş park istiyor, yeşil alan istiyor”
Atıl durumdaki alanın mahalle sakinlerinin kullanabileceği bir yaşam alanına dönüştürülmesini isteyen Karadağ, özellikle çocukların güven içerisinde oyun oynayabilecekleri alanlara ihtiyaç olduğunu söyledi.
Karadağ şöyle konuştu:
“Vatandaş park istiyor, yeşil alan istiyor. Eyyübiye’nin betona değil; çocukların oynayacağı, insanların nefes alacağı yeşil alanlara ihtiyacı var.”
“Bu talebin takipçisi olacağız”
Şanlıurfa’da kentleşmeyle birlikte yeşil alan ihtiyacının önemine dikkat çeken Karadağ, Ruha Mahallesi sakinlerinin talebini gündemde tutacaklarını belirtti.
Karadağ, “Mahalle sakinlerimizin bu haklı talebinin takipçisi olmaya devam edeceğiz” diyerek yetkilileri söz konusu alanla ilgili çalışma başlatmaya çağırdı.
Engin Doğan’dan Adıyaman Tütünü İçin Çağrı: “Tütün Değer Kazanırken Üretici Fakirleşmemeli”
CHP Adıyaman İl Başkanı Engin Doğan, artan üretim maliyetlerine dikkat çekerek Adıyaman ve Çelikhan tütününde üreticinin korunması, kooperatiflerin güçlendirilmesi ve markalaşmanın desteklenmesi çağrısı yaptı.
CHP Adıyaman İl Başkanı Engin Doğan, kentin en önemli tarımsal değerlerinden biri olan tütünün üretiminde artan maliyetlere dikkat çekerek üreticinin korunması çağrısında bulundu. Doğan, “Adıyaman üretiyorsa, bu üretimden önce Adıyamanlı çiftçi kazanmalıdır” dedi.
CHP Adıyaman İl Başkanı Engin Doğan, Adıyaman ve Çelikhan tütününün kent ekonomisi açısından taşıdığı öneme dikkat çekerek tütün üreticilerinin artan girdi maliyetleri karşısında desteklenmesi gerektiğini söyledi.
Üreticinin emeğinin karşılığını alabileceği adil ve sürdürülebilir bir piyasa yapısının oluşturulmasını isteyen Doğan, tütünün Adıyaman’da binlerce ailenin geçim kaynağı olduğunu vurguladı.
“Türkiye’nin tütününü üretiyoruz, üreticimizi korumak zorundayız”
Adıyaman’ın Türkiye’nin önemli tütün üretim merkezlerinden biri olduğunu belirten Doğan, Çelikhan’dan Kâhta’ya, Besni’den merkez köylere kadar çok sayıda ailenin geçimini tütün üretiminden sağladığını ifade etti.
Doğan, üreticilerin dikimden sulamaya, kırmadan kurutmaya kadar aylar süren yoğun bir emek verdiğini belirterek, “Türkiye tütün üretiminde böylesine büyük bir paya sahip olan Adıyaman’ın üreticisini kaderine terk edemeyiz” dedi.
“Üretici fiyatını bilmeden geleceğini planlayamaz”
Tütün üreticisinin mazot, gübre, sulama ve işçilik gibi maliyetleri daha ürününü satmadan üstlendiğine dikkat çeken Doğan, çiftçinin pazarlama aşamasında belirsizlikle karşı karşıya kaldığını söyledi.
Üreticinin bir sonraki üretim sezonunu planlayabilmesi için önünü görebilmesi gerektiğini belirten Doğan, “Ürününü satacağı zaman emeğinin karşılığını alıp alamayacağını düşünmek zorunda kalıyor. Böyle bir tarım düzeni sürdürülebilir değildir” ifadelerini kullandı.
“Maliyetin altında üretim sürdürülemez”
Tütün fiyatlarının üretim maliyetlerinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini söyleyen Doğan, çiftçinin gerçek maliyetlerinin dikkate alınması gerektiğini vurguladı.
Doğan, “Mazot, gübre, elektrik, sulama ve işçilik maliyetleri hesaba katılmadan üreticiye ‘üretmeye devam et’ diyemezsiniz. Çiftçimizin alın terinin üzerinde herkes kazanırken üreticinin zarar ettiği bir düzeni kabul etmiyoruz” dedi.
Adıyaman tütününde markalaşma çağrısı
Adıyaman ve özellikle Çelikhan tütününün Türkiye genelinde bilinen bir ürün olduğunu ifade eden Engin Doğan, bu bilinirliğin üreticinin gelirine yansıması gerektiğini söyledi.
Adıyaman tütününün marka değerinin artırılması, kayıtlı üretim ve pazarlamanın güçlendirilmesi gerektiğini belirten Doğan, üreticinin yalnızca ham madde sağlayıcısı olarak görülmemesi gerektiğini kaydetti.
“Kooperatifler güçlendirilmeli”
Tütün üreticilerinin güçlü alıcılar karşısında tek başına bırakılmaması gerektiğini söyleyen Doğan, kooperatifleşmenin etkin hale getirilmesi çağrısında bulundu.
Kooperatiflerin yalnızca ürün toplayan yapılar olmaması gerektiğini belirten Doğan, üreticinin ürününü işleyebilen, paketleyebilen, markalaştırabilen ve doğrudan pazara ulaştırabilen bir yapının kurulması gerektiğini ifade etti.
“Adıyaman tütününün katma değeri Adıyaman’da kalmalıdır” diyen Doğan, böylece üreticinin pazarlık gücünün de artırılabileceğini söyledi.
“Gençler tütün tarlasından kaçmamalı”
Kırsaldaki genç nüfusun tarımdan uzaklaşmasına da dikkat çeken Doğan, üreticinin yeterli gelir elde edememesinin gelecek nesillerin tarımı bırakmasına yol açabileceği uyarısında bulundu.
Doğan, “Bir çiftçinin çocuğu ‘Babamın yaptığı işi yaparsam geçinemem’ diye düşünüyorsa orada ciddi bir sorun vardır. Üreticiyi koruyamazsak yarın üretimi koruyamayız” dedi.
“Adıyaman üretiyorsa önce Adıyamanlı çiftçi kazanmalı”
Tarım ve Orman Bakanlığı’na da çağrıda bulunan Engin Doğan, üretim maliyetlerini dikkate alan politikaların uygulanmasını, kooperatiflerin güçlendirilmesini ve Adıyaman tütününün marka değerini artıracak çalışmalar yapılmasını istedi.
Doğan açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“Adıyaman tütünü bu şehrin emeğidir, alın teridir ve ekonomik değeridir. Tütünümüz değer kazanırken üreticimiz fakirleşmemelidir. Adıyaman üretiyorsa, bu üretimden önce Adıyamanlı çiftçi kazanmalıdır.”
103 Yıllık Kurucu İrade: CHP’nin Geçmişten Geleceğe Yeniden İnşası
CHP’nin kuruluş yıl dönümü yalnızca bir yaş kutlaması değildir. Bu tarih, Cumhuriyet’i kuran siyasal iradenin kendi geçmişiyle yüzleşerek yeniden devlet yönetme sorumluluğuna hazırlanmasının çağrısıdır.
9 Eylül: Bir partiden önce bir siyasal irade
9 Eylül
1923, Halk Fırkası’nın resmen kurulduğu tarihtir. Cumhuriyet Halk Partisi 103.
yaşına girerken kutladığımız şey, yalnızca Türkiye’nin en eski siyasal
partisinin uzun ömrü değildir. 9 Eylül; Millî Mücadele’yi zafere ulaştıran halk
hareketinin, devlet kurma sorumluluğunu sürekli ve örgütlü bir siyasal iradeye
dönüştürdüğü gündür. Bu nedenle CHP’nin tarihi, Cumhuriyet’in tarihinden
bağımsız okunamaz.
Parti’nin
ilk tüzük ve programı niteliğindeki 9 Eylül 1923 tarihli Halk Fırkası
Nizamnamesi, daha önce ilan edilen Dokuz Umde’nin devamıydı. Nizamname’nin
üyeliğe ilişkin kapsayıcı hükmü de kuruluş iradesinin toplumsal ufkunu
gösteriyordu: Türkiye’ye bağlanan, Türk vatandaşlığını ve ortak kültürü
benimseyen herkes bu siyasal topluluğun parçası olabilecekti. Buradaki “halk”
kavramı, belirli bir sınıfın, zümrenin veya çevrenin değil; egemenliğin kaynağı
kabul edilen milletin adıydı.
Halk
Fırkası’nın kuruluşundan yalnızca elli gün sonra Cumhuriyet ilan edildi. Bu
kronoloji bile partinin sıradan bir seçim örgütü olarak doğmadığını anlatmaya
yeter. Önce bağımsızlık mücadelesini yürüten Meclis iradesi siyasal bir
teşkilata kavuşmuş, ardından devletin rejimi “Cumhuriyet” olarak
belirlenmiştir. CHP, bu bakımdan devletin sahibi değil; millete ait devletin
kuruluş sorumluluğunu üstlenmiş tarihsel siyasal taşıyıcıdır. Onu ayrıcalıklı
kılan da bir devlet imtiyazı değil, bu ağır mirastır.
Altı Ok: Donmuş bir hatıra değil, yaşayan bir
devlet tahayyülü
Cumhuriyetçilik,
milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve devrimcilik; geçmişte
bırakılmış törensel işaretler değildir. Altı Ok, çöken bir imparatorluğun
ardından bağımsız, egemen ve çağdaş bir millî devlet kurma programının özüdür.
Cumhuriyetçilik, egemenliği saraydan millete devretti. Milliyetçilik, siyasal
aidiyeti hanedan ve ümmet bağından vatandaşlığa taşıdı. Halkçılık, ayrıcalıklı
sınıflar karşısında kanun önünde eşitliği ve kamu yararını esas aldı.
Devletçilik, yoksul ve yıkılmış bir ülkenin kendi imkânlarıyla kalkınmasının
aracı oldu. Laiklik, devletin ve yurttaşlığın ortak hukuk zeminini kurdu. Devrimcilik
ise Cumhuriyet’i tamamlanmış bir sonuç değil, sürekli yenilenme ödevi olarak
gördü.
CHP’nin
tarihsel değeri, bu ilkeleri yalnızca ilan etmesinde değil; kurumlara, hukuka,
eğitime, ekonomiye ve toplumsal hayata aktarma iddiasında yatar. Cumhuriyet
hükümetlerinin programlarına yansıyan “daha kuvvetli, daha refahlı, hür ve
müstakil Türkiye” hedefi, bağımsızlığı yalnızca sınır güvenliği olarak görmeyen
bir anlayışı ortaya koymaktadır. Bağımsızlık; ekonomik güç, eğitim, bilim,
hukuk, toplumsal dayanışma ve dış politikada millî irade demektir.
Bu mirası
savunmak, tek parti döneminin bütün uygulamalarını eleştiriden muaf tutmak
değildir. Tam tersine CHP’nin büyüklüğü, kendi tarihinden demokrasiye doğru
ilerleyebilmiş olmasındadır. 1946 Kurultayı’nda değişmez genel başkanlık ve
şeflik kurumlarının kaldırılması, parti-devlet bütünleşmesinin çözülmesi, çok
partili hayata geçiş, seçim hukukunun geliştirilmesi ve nihayet 1950’de
iktidarın millet iradesiyle devredilmesi, CHP tarihinin tali ayrıntıları
değildir. Cumhuriyet’i kuran parti, iktidarın seçimle el değiştirebildiği
demokratik rejimin de yolunu açmıştır.
İktidardan muhalefete: CHP’nin demokratik
devlet tecrübesi
1950’de
iktidarı devretmek, CHP açısından bir yenilginin ötesinde demokratik meşruiyet
sınavıydı. İktidarın kaybedilebileceğini ve devletin bir partinin mülkü
olmadığını kabul etmek, Cumhuriyet’in kurumsallaşmasında en az iktidara gelmek
kadar önemlidir. CHP’nin daha sonraki tarihi de büyük ölçüde bu gerilimin
tarihidir: Kurucu mirası korurken toplumsal değişimi okuyabilmek; devleti
savunurken devletçiliği otoriterlikle karıştırmamak; millî bütünlüğü korurken
yurttaşın özgürlüğünü ve sosyal adaleti genişletmek.
1959 İlk
Hedefler Beyannamesi, 1960’ların “ortanın solu” açılımı ve Ecevit döneminin
“demokratik sol” çizgisi bu arayışın kilometre taşlarıdır. İsmet İnönü’nün
halkçılık, devletçilik ve laiklik arasında kurduğu bağ; CHP’nin sosyal adalet
yönünü tarihsel kökleriyle buluşturdu. Ecevit ise bu çizgiyi emeğin, köylünün,
dar gelirlinin ve toplumsal değişim talebinin dili hâline getirdi. Böylece CHP,
yalnızca Cumhuriyet’i kuran parti değil, Cumhuriyet’in sosyal içeriğini
genişletmeye çalışan kitle partisi olma iddiasını güçlendirdi.
1974 CHP-MSP
Koalisyon Protokolü’nde yer alan millî, demokratik, laik ve sosyal hukuk
devleti; hukukun üstünlüğü; temel haklar ve sosyal adalet vurgusu, farklı
siyasal gelenekler arasında dahi devlet sorumluluğu temelinde uzlaşma
aranabildiğini gösterir. Kıbrıs Barış Harekâtı ise millî meselelerde karar
alabilen, dış baskılar karşısında devlet aklıyla hareket edebilen bir yönetim
kapasitesinin örneğidir. CHP’nin dış politika geleneğinde görülen “Yurtta sulh,
cihanda sulh” ilkesi de edilgenlik değil; bağımsız karar verme, barışı koruma
ve Türkiye’nin meselelerine Ankara’nın gözüyle bakma iradesidir.
Bu tarih
bize şunu söyler: CHP’nin kimliği, dönemsel ittifaklara, liderlerin kişisel
tercihlerine veya güncel sloganlara indirgenemez. Partinin gerçek gücü;
Cumhuriyet, millî egemenlik, hukuk devleti, laiklik, sosyal adalet ve tam
bağımsızlık ekseninde kurduğu uzun süreli siyasal ilişkidedir. Güncel başarı da
bu omurganın yerine başka bir kimlik koymakla değil, onu çağın ihtiyaçlarıyla
yeniden yorumlamakla mümkündür.
Kurumsal kimliğe yönelen kırılma
CHP’nin son
yıllarda yaşadığı kurultay uyuşmazlığı, bu nedenle yalnızca kimin genel başkan
olacağına ilişkin bir iç çekişme değildir. Delege iradesinin çeşitli
menfaatler, baskılar veya usulsüzlüklerle sakatlandığı iddiaları; parti içi
demokrasiyi, siyasal temsilin meşruiyetini ve CHP tüzel kişiliğinin korunmasını
doğrudan ilgilendirmiştir. Kamuoyunda “partinin ele geçirilmesi” olarak
nitelendirilen sürecin ağırlığı da buradan kaynaklanmaktadır.
Bir siyasi
parti, hele CHP gibi tarihsel sorumluluğu bulunan bir parti, yalnızca genel
merkez binasından, makam odalarından veya seçim dönemlerinde kurulan
ittifaklardan ibaret değildir. Parti; tüzüğü, programı, üyeleri, delegeleri,
örgütleri, kurultayı ve kuşaklar boyunca oluşmuş siyasal hafızasıyla bir tüzel
kişiliktir. Delege iradesini sakatlayan her yöntem, sonuçta üyelerin siyasal
iradesine ve seçmenin güvenine yönelir. Kurultay hukukunu şekil şartlarından
ibaret görmek bu nedenle büyük yanılgıdır. Usul, demokratik meşruiyetin
güvencesidir.
Ankara Bölge
Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin 21 Mayıs 2026 tarihli mutlak butlan
kararı, 4-5 Kasım 2023 tarihli 38. Olağan Kurultay’ı ve ona dayanan yönetim
yapısını hukukî tartışmanın merkezine yerleştirdi. Karar, henüz kesinleşmemiş
olmakla birlikte; önceki yönetimin göreve dönmesi ve sonraki kurultay
işlemlerinin hukukî dayanağı bakımından son derece ağır sonuçlar doğurdu.
Mutlak
butlan kararı, CHP’nin bütün sorunlarını kendiliğinden çözen sihirli bir sonuç
değildir. Fakat partinin hukuk dışı yöntemlerle dönüştürülemeyeceğini; kurultay
iradesinin maddi ve usulî meşruiyetten koparılamayacağını gösteren tarihsel bir
eşiktir. Bu yönüyle karar, CHP’nin ele geçirilme tartışmasını atlatabilmesi
için bir hukuk zemini oluşturmuş; asıl sorumluluğu ise yeniden parti üyelerine
ve kurumsal organlara yüklemiştir.
Yeniden inşa: Geçmişe dönüş değil, kurucu
aklın güncellenmesi
Bugün
CHP’nin önündeki görev yalnızca eski yöneticilerin koltuklarına dönmesi veya
tartışmalı dönemin işlemlerinin ayıklanması değildir. Gerçek yeniden inşa;
kurultay iradesini güvence altına alan, üye hukukunu koruyan, hesap
verebilirliği sağlayan, aday belirleme süreçlerini şeffaflaştıran ve parti
programını devlet yönetme kapasitesiyle buluşturan kapsamlı bir kurumsal
onarımı gerektirir.
Öncelikle
tüzük, kişilere göre eğilip bükülen bir metin olmaktan çıkarılmalıdır. Delege
listeleri, olağanüstü kurultay çağrıları, güven oylamaları, genel başkan ve
parti organları seçimleri açık, denetlenebilir ve tereddüde yer bırakmayacak
kurallara bağlanmalıdır. Parti içi denetim organları yönetimin uzantısı değil,
tüzel kişiliğin ve üye iradesinin güvencesi hâline getirilmelidir. Siyasi etik,
malî şeffaflık ve görev sorumluluğu yalnızca rakiplerden istenen değerler
değil, CHP’nin kendi içinde uyguladığı bağlayıcı standartlar olmalıdır.
İkinci
olarak CHP, tarihsel birikimini günlük siyasi iletişimin gürültüsünden
kurtarmalıdır. Türkiye’nin yönetim yapısı, dış politika, millî güvenlik,
eğitim, ekonomi, tarım, sanayi, sosyal politika ve hukuk alanlarında kalıcı
kurullar ve uzmanlık ağları oluşturulmalıdır. Cumhuriyet hükümetlerinin
programlarından bugüne uzanan yüz yıllık tecrübe, arşivlerde anılmak için
değil; yeni bir devlet programına dönüşmek için vardır. CHP’nin iktidar
iddiası, yalnızca mevcut iktidara yönelttiği eleştirinin şiddetiyle değil,
devleti hangi kadro, ilke ve programla yöneteceğini gösterebilmesiyle
inandırıcı olur.
Üçüncü
olarak parti, Atatürk’ün mirasını törensel bir simgeye indirgememelidir.
Atatürkçülük; bağımsız karar verebilen devlet, bilimsel eğitim, laik hukuk,
üretime dayalı ekonomi, yurttaşlık eşitliği, toplumsal dayanışma ve çağdaş
uygarlık hedefidir. Bu ilkeler, bugünün göç, teknoloji, gelir dağılımı,
bölgesel savaşlar, enerji güvenliği ve kurumsal çürüme sorunlarına somut
cevaplar üretebildiği ölçüde yaşayan bir siyasal programa dönüşür.
Son olarak
CHP, kendi üyelerine ve seçmenine yeniden güvenmelidir. Lider merkezli bağlılık
ile kurumsal sadakat aynı şey değildir. Liderler gelir ve gider; tüzel kişilik,
program ve tarihsel sorumluluk devam eder. Partiyi savunmak bir kişiyi her
şartta savunmak değil, partinin hukukunu, ilkelerini ve üyelerinin iradesini
savunmaktır. CHP’nin yeniden inşası ancak bu ayrımın yerleşmesiyle mümkün
olabilir.
103. yılda asıl kutlama
9 Eylül
2026’da CHP’nin 103. yılını kutlarken geçmişe saygı, yalnızca Mustafa Kemal
Atatürk’ün fotoğrafı önünde verilen mesajlarla gösterilemez. Gerçek saygı; onun
kurduğu partiyi hukukla, liyakatle, bilgiyle ve millet iradesiyle yeniden ayağa
kaldırmaktır. Çünkü CHP’nin mirası, korunacak bir müze eşyası değil;
Türkiye’nin geleceğini kurmak için üstlenilmiş bir görevdir.
Türkiye
bugün yalnızca bir iktidar değişimine değil, devlet kurumlarını yeniden işler
hâle getirecek bir yönetim anlayışına ihtiyaç duyuyor. Hukuk güvenliğinin
kurulması, kamu yönetiminde liyakat, eğitimde bilimsel esaslar, ekonomide
üretim ve adalet, dış politikada bağımsızlık ve tutarlılık, toplumsal hayatta
barış ve ortak vatandaşlık ancak tarih bilinciyle geleceği birleştiren güçlü
bir siyasal programla gerçekleştirilebilir. CHP’nin tarihsel konumu tam da
burada yeniden anlam kazanır.
103 yıl önce
Halk Fırkası’nı kuran irade, yenilmiş ve işgal edilmiş bir ülkeden bağımsız bir
Cumhuriyet çıkardı. 1946’da tek parti düzeninden çok partili rejime geçişin
önünü açtı. 1950’de iktidarı seçimle devretti. 1960’lardan itibaren sosyal
adalet talebini devlet yönetiminin merkezine taşıdı. 1974’te millî bir meselede
karar alma kudretini gösterdi. Darbeler, kapatılma, seçim yenilgileri ve iç
çatışmalar karşısında yeniden ayağa kalkmayı başardı.
Bugün
yapılması gereken de geçmişi tekrar etmek değildir. Geçmişten kuvvet alarak
yeni bir başlangıç yapmaktır. Mutlak butlan kararının açtığı hukukî eşik,
kişisel hesaplaşmaların değil kurumsal arınmanın başlangıcı olmalıdır. CHP,
tarihsel gücünün farkına varır; kendi hukukuna döner; kadrolarını bilgi,
liyakat ve devlet tecrübesiyle yeniler; toplumun gerçek meselelerine tutarlı
çözümler üretirse, yalnızca kendisini kurtarmış olmaz. Türkiye’ye yeniden
güvenilir bir iktidar seçeneği sunar.
CHP’nin 103.
yılı kutlu olsun. Fakat unutulmasın: Yıl dönümünün en anlamlı kutlaması, kurucu
mirası alkışlamak değil; o mirasın gerektirdiği sorumluluğu üstlenmektir.
İlk Yorum yapan siz olun!