Şok Gazetesi’nden Gazeteci Senay Güncavar’ın Röportajı
Mardin… Binlerce yılın izlerini taşıyan, medeniyetlerin yollarını kesiştiren büyülü bir şehir. Taşları adeta konuşur, dar sokaklarında tarih fısıldar. Fakat Mardin’i Mardin yapan sadece bu görkem değil; insanının sıcaklığı, kültürünün katmanlı derinliği, inancın ve emeğin birbirine karıştığı o benzersiz ruhudur. Bu kadim şehir, taşlarında geçmişi, insanlarında ise yaşamın kendisini saklar.
Yazar Mehmet Remzi Tanış, tam da bu ruhu kelimelere taşımak için yola çıkmış. “Bir şehir taşlarıyla değil, insanıyla ayakta kalır” sözünü sık sık hatırlatan Tanış, “Mardin’in 100’ü” adlı kitabında şehrin hafızasında iz bırakmış 100 değerli ismin hikâyesini bir araya getiriyor.
Şok Gazetesi’nden gazeteci Senay Güncavar, Tanış ile yaptığı söyleşide Mardin’in çok katmanlı kimliğini, kitabın hazırlanma sürecini ve bu eserin arkasındaki duygusal yolculuğu gün yüzüne çıkarıyor.
Tanış, Mardin’i yazmanın yalnızca tarih kaydetmek olmadığını anlatıyor; ona göre bu, “inancı, emeği, sevgiyi ve insana dair olan her şeyi anlatmak” demek. Güncavar’a konuşurken kimi zaman bir araştırmacının titizliği, kimi zaman bir bilgenin dinginliği, kimi zaman da bir çocuğun şaşkın merakı sesine yansıyor.
“Mardin taşlarını anlatıyor, insanlar ise ruhunu…” diyen Tanış, kitabıyla yüz yılın tanıklığını yapan isimleri bugünün okuyucusuyla buluşturuyor. Her biri kendi yaşamıyla Mardin’in dokusuna bir ilmik atmış bu insanlar, aslında şehrin yaşayan belleğini oluşturuyor.
Güncavar’ın röportajı, hem Mardin’i anlamak isteyenler için bir rehber niteliği taşıyor hem de Tanış’ın emeğinin ardındaki hikâyeyi tüm gerçekliğiyle ortaya koyuyor.

MARDİN'İN
100'Ü
İZ
BIRAKMIŞ KİŞİLERİN HİKÂYELERİ UNUTULMAMALI
Kitabınız
“Mardin’in 100’ü” oldukça kapsamlı bir çalışma. Bu fikir nasıl ortaya çıktı?
Mardin’le ilgili kitaplar, fotoğraf albümleri, sivil toplum
raporları vardı; ancak hep taşlar, mimari ve arkeoloji ön plandaydı. Benim için
eksik olan şey, o taşların arkasında yaşayan insanların ruhuna dokunan kişilerdi.
Bu şehir yalnızca duvarlarından ibaret değildir; duvarların örülüşünü, çeşmenin
suyunu, düğünlerin ve ağıtların ritmini veren insanlar vardır. Bunları yaşamış,
iz bırakmış kişilerin hikâyeleri unutulmamalıydı. “Mardin’in 100’ü” fikri böyle
ortaya çıktı: hem hafızayı tazelemek, hem de geleceğe bir kaynak bırakmak
niyetiyle Mardin’i anlatıyor, Mardin üzerinden de başarılı insanları.
KENTİN
SESİ OLANLARIN SESİ OLDUM
Kitapta
yer alan kişileri seçerken hangi kriterleri göz önünde bulundurdunuz?
İsim seçimi, duvardaki taşları seçmek kadar hassastı; çünkü
her seçimin bir vebali var. Öncelikli kriterim, Mardin’e somut veya sürekli
katkı sunmuş olmasıydı. Bir eğitimci olarak nesiller yetiştirmiş olabilir, bir
zanaatkâr olarak yok oluşun eşiğindeki bir tekniği yaşatmış olabilir, bir
siyasi veya sivil toplum aktörü olarak kentin sesi olmuş olabilir. Bununla
birlikte temsil kriteri çok önem taşıyordu: etnik, dini ve kültürel çeşitliliği
yansıtmak istedim çünkü Mardin’in ruhu bu mozaikte saklı.
Kitap,
sadece biyografilerden ibaret değil; Mardin’in kültürüne dair bir belgesel
niteliği taşıyor. Bu yaklaşımı neden tercih ettiniz?
Mardin’de bir hayatın anlatılması, yalnızca doğum ve ölüm
tarihlerini sıralamaktan ibaret olamazdı. Bir kişinin hikâyesi, yaşadığı
dönemin ekonomisini, dilini, müziğini, inanç pratiklerini, komşuluk
ilişkilerini ve göç hareketlerini içerir. Bu yüzden her kişiyi anlatırken mümkün
olduğunca dönemin sosyal koşullarını, günlük yaşam pratiklerini, kullanılan
nesneleri, sokakları ve hatta birçok şeyleri resmetmeye çalıştım. Bu yaklaşım,
okurun yalnızca o kişiyi değil, o kişinin yaşadığı kenti de “duymasını” sağlıyor.
Belgesel niteliği diye tanımladığınız şey de tam olarak bu. Mardin gibi çok
katmanlı bir kültürün daha bütünlüklü anlaşılmasına yardımcı oluyor. Böylece
okur, Mardin’i daha geniş bir perspektifle görebiliyor olacak.
Çalışma
sırasında sizi en çok etkileyen hayat hikâyesi hangisiydi?
Bu gerçekten zor bir soru çünkü her hikâye kendi içinde
değerli ve dokunaklıydı. Ama özellikle ruhunu yaşatan ve bunu modern dünyaya
taşıyan, elini taşın altına koyan bazı isimlerin mücadeleleri beni derinden
etkiledi. Onlar sayesinde Mardin’in kültürel hafızası bugün ayakta duruyor.
EVRENSELE
AÇILAN KÖPRÜ
Kitap
sadece Mardinliler için mi, yoksa tüm Türkiye ve dünyaya hitap eden bir eser
mi?
Bu kitap kesinlikle yerelden evrensele açılan bir köprü kuruyor.
Detaylar Mardin’e özgü; dil, yemek, mimari, anekdotlar ama insanlık hâlleri
evrensel. Emek, kayıp, fedakârlık, dayanışma. Ve daha nicesi... Okuyucu nerede
olursa olsun, bir insanın yaşam öyküsü aracılığıyla bir kentin ruhuna tanıklık
edebilir. Ayrıca kitap, kültürlerarası çalışmalara, antropolojiye, yerel tarih
araştırmalarına ilgi duyan akademik çevrelere de kaynak olabilecek bir yapıda
kurgulandı. Yurt dışında yaşayan diasporadaki Mardinliler içinse, kimlik ve
aidiyet duygusunu tazeleyecek bir belge niteliği taşıdığını görüyorum.
KÜLTÜRÜN
VE EMEĞİN DEĞERİ ANLAŞILSIN
Kitabınızı
okuyan biri sizce nasıl bir duygu ile sayfayı kapatmalı?
Kitabı kapatırken hissetmesini umduğum karma bir duygu var.
Mardin
sadece taş şehir değildir; o taşların arkasında alın teri, göz nuru, dualar ve
hayaller vardır. Öncelikle Mardin’in ruhunu sonrada her insanın bir iz
bıraktığını, kültürün ve emeğin değerini anlamalarını. Bu kenti ayakta tutan
insanların emeğine karşı ve nihayet güçlü bir sorumluluk hissi “ben de kendi
köklerime, kendi çevreme ne verebilirim?” sorusuyla. Ayrıca umudun da kalmasını
isterim. Belleği canlı tutmak mümkün; gençlerin sahip çıkmasıyla kültürler
korunabilir ve yeniden yorumlanabilir. En çok istediğim şey, okurun Mardin’i
sadece fotoğraflardan ibaret görmemesi; o taşların arkasındaki sesleri,
kokuları ve insanların dokunuşlarını hissetmesi. Ve hatta hangi şehirlerde
olursa olsunlar, kendi köklerine de farklı bir gözle bakmaya başlasınlar
istiyorum.
Gelecek
projeleriniz arasında benzer çalışmalar olacak mı?
Evet, bu çalışma bir
başlangıç olarak düşünülmüş bir serinin parçası. İlk kitap, Mardin’in genel bir
tanıtımıydı; “Mardin’in 100’ü” ise yaşayan değerlerden oluşan bir koleksiyon.
Planlanan üçüncü kitap ise “Mardin Yitirdiğimiz Değerler” başlığını taşıyacak. Özellikle senin dediğin gibi bu serinin bir
belgesel formuna dönüşmesi hedefim var görsel anlatım, sözlü tarihle
birleştiğinde etkisi çok daha güçlü olacaktır. Bu işler hem zaman hem de yerel
işbirlikleri gerektiriyor; bu yüzden projeleri adım adım şekilde sürdürmeyi
planlıyorum. Hatta Türkiye’nin her köşesinde benzer hikâyeler var ve bunlar da
belki bir başka yazar arkadaşımız tarafından kaybolmadan gün yüzüne
çıkarılacaktır.
BARIŞSEVER
MEDENİYET RUHUNA...
Söyleşimizin sonunda Mehmet Remzi Tanış, kitabının
ardındaki duyguyu şu sözlerle özetliyor: “ Mardin’in özünde taşıdığı barışsever
medeniyet ruhuna... Kürt’üyle, Türk’üyle, Arap’ıyla, Süryani’siyle,
Ezidi’siyle, Ermeni’siyle, tüm aşiretleri ve renkleriyle Mardin’i Mardin
yapanlara kitabı armağan ediyorum.
RÖPORTAJ: SENAY GÜNCAVAR – ŞOK GAZETESİ
İlk Yorum yapan siz olun!