"Şark Fatihi Kazım Karabekir Paşa’nın kızı Timsal Karabekir, Nilgün Ege Karaçuha’ya konuştu. 'Televizyonu aptal kutusu yaptık' diyen Karabekir'den sarsıcı Cumhuriyet ve tarih uyarıları..."
Röportaj: Nilgün Ege Karaçuha / Arka Haber Özel
Bugün, tarihin tozlu sayfalarından süzülüp gelen bir asaletle karşı karşıyayız. Kurtuluş Savaşı’nın kilit ismi, "Doğu’nun Fatihi" Kazım Karabekir Paşa’nın kızı, yaşayan tarih Sayın Timsal Karabekir hanımefendi ile beraberiz. Burası sadece bir ev değil; her köşesinde bir şehidin, bir yetimin ve koca bir Cumhuriyetin hatırası var. Karşımda duran bu vakur duruşun ardında, babasını kaybettiği gün doğum günü olan bir evladın hüznü ve o büyük ismin omuzlarına yüklediği devasa bir sorumluluk var.
"Babamla Geçen O 7 Sene, Ömrümün En Büyük Servetidir"
Nilgün Ege Karaçuha: Efendim, bizi bugün tarihin tam kalbinde, o güzel ambiyansta ağırladığınız için çok teşekkür ederim. Önce sizi tanıyalım; Timsal Karabekir kimdir, o büyük ismin bizzat yanı başında büyümek nasıl bir duyguydu?
Timsal Karabekir: (Uzaklara dalan, buğulu gözlerle gülümsüyor…) Ben Kazım Karabekir’in üç kız evladının en küçüğüyüm. İkiz ablalarım vardı, ben onlardan çok sonra, tek olarak gelmişim. 1941 yılının Ankara’sında doğdum. Ama hayatımın en acı tecellisidir ki; babamı 1948 yılının 26 Ocak’ında kaybettim. O gün benim doğum günümdü Nilgün Hanım… Düşünebiliyor musunuz? Bir çocuk için en mutlu gün olması gereken tarih, benim için hayat boyu sürecek bir yasın başlangıcı oldu. Ama o yedi seneyi öyle dolu dolu yaşadım ki… Babam benim için sadece "Paşa" değildi; o benim şefkatli babamdı. Sonradan anladım ki o babalık, sadece bize değilmiş; savaş meydanlarında ailesiz kalmış 7 bin yetim evlada gerçek bir baba olmuş koca bir yürekmiş o.

📌 TARİHE NOT: 15. KOLORDU’NUN EFSANESİ
Kazım Karabekir, Milli Mücadele’nin başında Atatürk’e en büyük desteği veren komutandır. Erzurum Kongresi öncesinde Atatürk askerlikten istifa ettiğinde, Karabekir yanına gelip selam durarak şu tarihi cümleyi kurmuştur: "Ben ve kolordum emrinizdeyiz Paşam!" Bu an, Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktasıdır.
"Timsal Anaokulu ve Sözün Namusu"
Nilgün Ege Karaçuha: "Baba Okulu" dediğiniz o muazzam detay... Bugün 84 yaşını bitirmiş bir kadın olarak o masadan neler kaldı geriye?
Timsal Karabekir: Babam o yıl beni okula göndermedi. "Ben Timsal’e burada anaokulu açıyorum" dedi. O bahçedeki masada, 84 yaşımı bitirmiş bir kadın olarak hala bana lazım olan her şeyi babamdan öğrendim. Boynumdaki şu cüz kesesini görüyor musunuz? Okumaya başlayan her çocuğa bu takılır ve bir resim çekilir. Babam bize sadece harfleri değil, hayatı öğretti. Yağmur nasıl yağar, deneylerle gösterirdi. "Gazoz şişesini fırlatma, yangın çıkarır" diyecek kadar hayatın içinden uyarırdı. Ama en önemlisi; "Söz senettir" derdi. Birine söz verdiğinizde "Unuttum" demeyi asla kabul etmezdi. "Ufacık bir kalem ve kâğıt unuttum lafını ortadan kaldırır" derdi. Unutmak diye bir şey yoktu onun kitabında; titizlik ve sadakat vardı.


📌 BİR PAŞA'NIN VASİYETİ: ÖĞÜTLERİM
Kazım Karabekir, çocukları ve himaye ettiği 7 bin yetim için "Öğütlerim" adlı bir kitap yazmıştır. Kitapta sadece askeri disiplin değil; "Yalan söylemeyin, kul hakkı yemeyin, birine söz verdiğinizde not alın ve mutlaka tutun" gibi temel ahlak kuralları yer alır.
Medya ve Eğitim Eleştirisi: "Televizyonu Aptal Kutusu Yaptık"
Nilgün Ege Karaçuha: Sayın Karabekir, bir medya yapımcısı olarak sormak istiyorum. Bugünün medyasını, eğitim sistemini ve kitle iletişim araçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Timsal Karabekir: Nilgün Hanım, bu benim çok yaralı olduğum bir konu. Biz evlerimizin baş köşesine bir televizyon koyduk. O televizyon bizi Arş-ı Alaya kadar çıkarabilirdi, bize dünyaları öğretebilirdi. Ama hayır, maalesef Amerikalıların da dediği gibi o bir "aptal kutusu" olmaktan öteye geçemedi çoğu zaman. Biz o kutudan neler öğrenme şansımız varken; dedikoduları öğrendik, o "Yemekteyiz" programlarını izledik. Türkiye tamamıyla; "Ben senin yaptığın yemeği beğenmedim" diyerek ekmeği elinin tersiyle iten sahneleri izledi. Bunlar bizi biz eden değerlere saldırıdır. Müfredat o kadar çok değişiyor ki her sene; öğretmen de şaşkın, öğrenci de... Eğitim her şeyin başı ama "doğru" ve "sabit" ilkelerle verilen eğitim.
İlahi Kadro ve Kurtuluşun Anahtarı: "Paşam, Emrinizdeyim!"
Nilgün Ege Karaçuha: Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları... Siz bu dev kadroyu "İlahi bir kadro" olarak tanımlıyorsunuz. Onlar arasındaki o sarsılmaz bağı anlatır mısınız?
Timsal Karabekir: Ben buna tesadüf demiyorum. Vatanın en çok ihtiyacı olduğu anda, böylesine nitelikli insanların bir araya gelmesi Allah'ın bir lütfudur. Alman hocalar onları "bu sınıfın hepsi lider olacak" anlayışıyla yetiştirmişti. Babam Erzurum’a giderken Atatürk’e; "Paşam, kurtuluş Doğu’dadır. Ben kolordumla emrinizdeyiz" demiştir. Kazım Karabekir denince "Şark Fatihi" denmesi boşuna değildir. O sadece savaşmadı, her anını not etti. Çünkü biliyordu ki tarih yaşayanın kaleminden çıkmazsa, başkaları onu kendi çıkarına göre yazar. Kars’ta o duvarın üzerinde yazar: “Tarihini bilmeyenlerin coğrafyasını başkaları çizer.”

📌 DOĞU’NUN FATİHİ VE KARS YEMİNİ
Kazım Karabekir, daha Lise 2 öğrencisiyken 40 yıl Rus zulmünde kalan Kars’ı kurtaracağına yemin etmiştir. 1920 yılında Gümrü Anlaşması ile bu hayalini gerçekleştirmiş ve Türkiye’nin Doğu sınırlarını çizen komutan olarak tarihe geçmiştir.
Kadın ve Toplum: "Oğlan da Kendi Kahvaltısını Hazırlayacak"
Nilgün Ege Karaçuha: Bir kadın olarak, sizin kuşağınızın asaletini bugün de bulabiliyor muyuz? Kadınlarımızın toplumsal hayattaki yerini nasıl görüyorsunuz?
Timsal Karabekir: Kadın Allah’ın yarattığı en yüce varlıktır. Ama bugüne bakıyorum; kadın kadınlığının farkında değil, erkek de erkekliğinin... Eğer bu kıymeti bilseydik dünya cennet olurdu. Geçmişte tıp tahsil edip doktor olan Müfide Küleyler gibi ne yüce kadınlarımız vardı. Anadolu’da hala şunu görüyorum: "Oğlan oldu, kahvaltısını kız kardeşi hazırlasın." Hayır efendim! Kız da hazırlayacak, oğlan da hazırlayacak. Yarın o oğlan tek başına kaldığında zavallı mı kalsın? Annelerin çocukları bu sorumlulukla yetiştirmesi lazım. Kadın evinde kendini bilmeli, kendini tanımalı. Değerlerini bilen bir kadın, bir milleti yetiştirir.

📌 YETİMLER BABASI KARABEKİR
Savaş döneminde Erzurum ve çevresinde sokaklarda kalan 7 bine yakın yetimi toplayıp onlara eğitim ve meslek kazandıran Karabekir; çocuklara tiyatro yaptırmış, spor kursları açmış ve her birine "altın bilezik" olacak zanaatlar öğretmiştir.
"Karneyle Ekmek Alırdık Ama Gururumuz Borçsuzluğumuzdaydı"
Nilgün Ege Karaçuha: Sizi dinlerken şunu fark ediyorum; o dönemde yokluk vardı ama devasa bir onur vardı. "Karneyle ekmek" döneminden bugüne bakınca ne görüyorsunuz?
Timsal Karabekir: Ben 1941 doğumluyum, hiç hazır palto giymedim. Babam Meclis Başkanıydı ama biz ekmeği karneyle alırdık. Özden Toker (İsmet Paşa’nın kızı) ile konuştuğumuzda "Biz de öyleydik" der. Yani bir imtiyaz yoktu, hepimiz aynı acıyı yaşadık. Ama şerefimiz yerindeydi çünkü borcumuz yoktu kimseden. O ufacık Cumhuriyet, koca Osmanlı'nın borçlarını ödemişti. Şimdiki hanımlara bakıyorum; çantalar, israflar... Bir çanta alırken "Bu parayla kaç çocuk okutulur" diye düşünmeyince Cumhuriyet ruhu zayıflıyor.


Siyasete ve Geleceğe Dair Acı Gerçekler
Nilgün Ege Karaçuha: Son bir cümleyle... Bugünün siyasi kalitesi ve gelecek nesiller için mesajınız ne olur?
Timsal Karabekir: Siyasette kalite maalesef çok düştü. Ben babamın dönemindeki o sözünün eri dürüst insanları gördüm. Parti parti gezenler bize yakışmıyor. Siyasetçi "evet" veya "hayır" demeyi, sözünde durmayı bilmeli. Gençlere tavsiyem; kendinize yalanı ve kötü davranışı yakıştırmayın. Doğru eğitim, ahlak ve sorumluluk her şeyin başıdır. Emanet sizlerin, emanet güçlü kadınlarımızın…
NİLGÜN EGE: Timsal Karabekir’in bu uzun söyleşide bıraktığı en büyük miras, aslında bir "vicdan pusulası"dır. Televizyonun bizi eğitmek yerine "aptal kutusu"na hapsetmesine, kadınlarımızın toplumdaki asli gücünden uzaklaşmasına ve tarihin unutulmasına verilen bu tepki, hepimiz için bir derstir. Kazım Karabekir Paşa’nın kızı Timsal Hanım’ın da dediği gibi: "Değerlerini kaybedenlerin hayatını da başkaları yönetir."
Benim için bu röportaj; sadece bir gazetecilik görevi değil, tarihin tam kalbine dokunmak, o asil ruhu bizzat solumaktı. Timsal Hanım’ın sesindeki o vakur tınıda hem yetimlerin babası Kazım Karabekir Paşa’nın şefkatini hem de bir devrin onurlu mücadelesini hissetmek beni derinden duygulandırdı. Bazı anlar vardır ki kelimeler yetmez; o gün o bahçede sadece bir tarihçiyle değil, bu vatanın vicdanıyla dertleşmiş gibi hissettim. Bu kıymetli söyleşiden geriye kalan o büyük sorumluluk, artık hepimizin omuzlarında…
İlk Yorum yapan siz olun!