Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısını, Cumhurbaşkanı Adayı, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart sivil darbe girişimiyle tutuklanması nedeniyle Beşiktaş Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde gerçekleştirdi. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, “Değerli milletvekillerim, kıymetli grubumuz bugüne kadar biz hep Ankara’daydık. İl başkanlarımız, ilçe başkanlarımız, belediye başkanlarımız, İstanbul’un seçilmişleri konuğumuz oluyorlar, grup toplantılarında bizleri dinliyorlardı. Ancak bugün öyle bir tarihi sürecin içindeyiz ki bugünün doğrusu, bugünün icap ettirdiği. Hep biz Ankara’da konuştuk, onlar geldiler, Ankara’dan konuştuk. Şimdi bugün biz tam kadro İstanbul’dayız, biraz Ankara dinlesin bakalım” ifadelerini kullandı. Özel, şunları söyledi:
“TÜRKİYE’YE İHANET İÇİNDE BİR AVUÇ İNSAN VAR”
“Bugün 19 Mart başarısız darbe girişimine karşı direnişimizin tam yedinci günündeyiz. Yedi gündür Türkiye kumpasa karşı meydanlarda, sokaklarda itiraz ediyor. Milyonlar tepkisini gösteriyor. Meydanlarda toplanıyoruz ama miting yapmıyoruz, bir darbeye karşı direniyoruz ve direnme hakkımızı kullanıyoruz. Karşımızda kendi siyasi çıkarları için Türkiye’nin geleceğine ihanet eden, Türkiye’ye karşı ihanet içinde olan bir avuç insan var, bir avuç. Çünkü arkalarında halk yok, millet yok, kalabalıklar yok. Arkalarında devletin tamamı da yok. ‘Devlet’ dediğiniz onu yönetmek için milletten yetki isteyen, milletin yetkisiyle başa gelen bir avuç muhteristen ibaret değildir. Bu devletin kodları, gelenekleri, bu devletin 100 yıllık hatta çok daha gerilere dayanan ve içinde vicdan olan, akıl olan, bu ülkenin geleceğini düşünen bu devletin kodları vardır. Emin olun bugün devleti yöneten bir avuç güya iktidarın yanında, bu devlet memurlarıyla, yöneticileriyle, bu ülke her zaman iyi olsun diye düşünen çok sayıda bileşeniyle birlikte bu yaşananların tamamının nasıl bir zarar verdiğini de görüyor. Devleti de karşısına almış, milleti kaybetmiş bir iktidarla karşı karşıyayız. Öyle sakın ha ‘Devlet aklı şunu diyor, devlet aklı bunu diyor…’ Devletin aklı şunu söyler, ‘Milletin menfaati neredeyse devletin aklı oradadır.’ Milletin menfaati demokrasidedir, darbenin karşısındadır.”
“ORGANİZE KÖTÜLÜKLE KARŞI KARŞIYA OLDUĞUMUZU BİLİYORDUK”
“Bu darbeye 19 Mart’ta kalkıştılar. 19 Mart günü bu darbeye kalkışıldığında 20 Mart sabahı şunu gördük biz hep birlikte... Duygularınız çok iyi anlıyorum ancak akşama miting yapacağız. Bu bağırışlar, çağırışlar… Burada grup toplantısını yapalım. 19 Mart gününe giderken önce hepimiz biliyorduk, bir organize kötülükle karşı karşıya olduğumuzu ve bu organize kötülük aslında 19 Mart gününü şöyle işaret ediyordu: Diplomayı iptal edecekler. O gün diploma iptalini İstanbul Üniversitesi’nin İşletme Fakültesi’nden bekliyorlar. Ama bir yanda da şunu söylüyorlar, ‘O güne bırakamayız. Bir gün öncesinden, salıdan bilmeliyiz, kaç kişi evet diyor?’ Dört kişi lazım onlara, 2,5 cevabını almışlar. ‘Üçüncü belki, dördüncüyü bulamıyoruz.’ Bunu duyunca öyle bir işe kalkıştılar ki hani iki kötülük birbirine benzetilemez, yarıştırılamaz. Ama nasıl İstanbul Sözleşmesi’ne Meclis girip sonra bir tek adam imzasıyla alakasız bir şekilde çıkıldıysa, en az onun kadar hukuksuz bir şekilde. Fakültenin verdiği ve arkasında duracağı diploma, baskıyla ikna edemedikleri, dekanını istifa ettirdikleri ama ikna edemedikleri… Fakültenin yerine bir gün önce ertesi gün toplanıp da ‘Diploma geçerli’ demesinler diye üniversite yönetim kurulunu toplayıp oradan diplomayı iptal ettirdiler. Ekrem Başkan bir iftardaydı, ben bir iftardaydım. İkimiz de bu kötülüğün ne manaya geldiğini anlattık. Sabah gözlerimizi bir açtık. Bu sefer ne kötülük planladılarsa, ellerinde ne varsa... Hani diyor ya gençler, ‘Bütün tuşlarına basarak kötülüklerin’, hem terör soruşturması açtılar, yolsuzluk soruşturması açtılar, ‘İBB’ dediler, ‘Yanındakiler, sağındakiler, solundakiler’ dediler.”
“YÖNETİYORSUN AMA KENTE KARŞI SUÇLAR İŞLEYEREK…”
“Ben o gün sabah uyandığımda ilk işim İstanbul’a ulaşmak, bu darbenin hedeflediği mekanı savunmaya geçmek oldu. Çünkü her darbenin bir simge mekanı vardır. Darbeler iktidara karşı yapılır ve iktidar nerede temsil ediliyorsa orayı ele geçirmeye çalışır. Nasıl her darbe millet egemenliğini sona erdirip, meclisleri kapatırsa, burada da hedefin İstanbul Büyükşehir Belediyesi, onun simge binası Saraçhane olduğunu biliyorduk. Çünkü o Saraçhane, 25 yıl boyunca Tayyip Erdoğan ya da atadıkları, önerdikleri, görevlendirdikleri tarafından yönetilmiş. En sonunda millet, ‘Yahu yönetiyorsun da İstanbul’un en güzel arsalarını, bütün varlıklarını veya bu kente karşı suçlar işleyerek. Dört tane devraldığın gökdeleni 257’ye getirerek. Alıyorsun ama her geçen gün yoksulluk artıyor. İşsizlik artıyor. Sorunlar büyüyor. Şehir yaşanılamaz hale geliyor. Yeşil azalıyor şehirde ama birileri yeşil dolarları biriktiriyorlar bir başka yerlerde. Bizim sesimizi kimse duymayacak mı?’ derken, onu dediklerinde gözlerinin önüne bir alternatif geldi. Yanındaki Esenyurt’u yıllardır AK Parti yönetiyordu, nefes alacak yer kalmamıştı. Kişi başına yarım metrekare yeşil alan kalmıştı. Ama orada Beylikdüzü diye bir yer vardı. Heyecanlı, genç, dinamik, hem Cumhuriyet Halk Partisi’nden gelen ama toplumun tüm kesimlerini bilen, seven, dayanışan biri kolları sıvamış, o Esenyurt’un yanında inanılmaz, kent suçlarına karşı mücadele eden, yarım metre yeşil alana karşı kişi başına 20 metrekare yeşil alan tanımlayabilen biri, suç işlemeden, suç işletmeden, yemeden, yedirmeden, çalmadan, çaldırmadan, bir mutlu kent yaratmıştı. ‘Burayı da o yönetse ne olur?’ dediler. Düşündüler, ‘İyi olur’ dediler. 2019’da bu kenti, Saraçhane’yi Ekrem İmamoğlu’na emanet ettiler. Önce bir şaşkınlık, sonra hemen ‘Fark çok az, 13 bin oyla bunu onlara mı vereceğiz?’ Hatta Süleyman Soylu, Büyükçekmece’ye doğru yolda. Bütün oylar ortada. ‘Boşaltın orayı ben hallederim.’ Sandık başına 33 bin sandık var, fark 3 sandıkta bir oy kadar. Süleyman Soylu diyor ki, ‘Sandıkların güvenliğini polise aldırırım, ben hallederim efendim.’ 19 gün burada ön sıralarda oturan milletvekilleri ve bu görevi geçmiş dönemde, o dönemde yapan arkadaşlarımız sandık nöbeti tuttular. Çuvallar üstünde uyudular. O sayımda İstanbul’un iradesini çaldırmadılar. Ardından mazbatayı aldık, sevindik ve Saraçhane’ye gidip hep birlikte devraldık.”
“HAZMEDEMEDİLER, HER YOLA BAŞVURDULAR”
“O andan beri de ne yaptılarsa… O seçimi hazmedemeyip seçimi iptal ettiler. 13 bin 600 fark, 806 bin oldu. Beş yıl boyunca çalıştırmamak için her yolu denediler. Otobüsleri yalandan yaktılar. Yürüyen merdivenlerin arasına taş sıkıştırdılar. Her türlü hizmeti aksatmak için her yola başvurdular. Yurtdışından bulduğumuz parayı imzalamadılar, projelerimizi onaylamadılar ama durduramadılar. Son seçimlerde onu yenecek rakip bulmakta da zorlandılar. Kendilerini ortaya attılar. Bir Cumhurbaşkanı, birden çok Genel Başkan, 18 Bakan, devletin bütün gücü, ilçe başkanı hükmünde kaymakamlar, il başkanlığını aşan valilerle yüklendikleri seçimde çok uğraştılar ama Ekrem Başkan’ın bileğini bükemediler. Çünkü İstanbullular o bileğin gücünü de o yüreğin gücünü de gayet iyi biliyorlardı.”
“DARBEYİ PÜSKÜRTTÜĞÜNÜZ İÇİN TEŞEKKÜR EDİYORUZ”
İşte o Ekrem Başkan’ı biraz önce FETÖ’cülerin, kahraman ordumuzun Atatürkçü subaylarını tıkmak için yaptıkları Silivri Cezaevi’nde, FETÖ’cülerin nerede bir vatansever, FETÖ’cülerin nerede bir yurtsever, nerede bir milliyetçi, nerede bu ülkesi için çalışan biri varsa, onların kumpaslarını gören, buna direnenler varsa, onları içeri tıkmak için yaptıkları hapishanede, Ekrem Başkan’ı, Murat Başkan’ı, Resul Emrah Şahan Başkan’ı gördüm. Diğer başkanlara da selamlarımı bırakıp geldim. Ekrem Başkan’ın, o bir meşhur sarılması var ya… O şehit anasına sarılması, o şehit evladına sarılması, o en sevdiğine sarılması. Bana emanet ettiği. Öyle sarılıyor hepinize, öyle sarılıyor. Hepimiz biliyoruz ki 300’ün üzerinde müfettişin konuşlandığı, yıllarca didik didik yaptığı ve bir kusur bulamadığı, ama bizim müfettişlerimizin geçmişe dönük çuval çuval bulduğu yolsuzlukları da Süleyman Soylu’nun alıp, el koyup, üstünü örttüğü o İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde. Şimdi birkaç gizli tanık bulup, yalancı şahitliklerle Ekrem Başkan’ın yaptıklarını karalamaya, esas olarak seçilemedikleri bir belediyeye bir kayyım atamak suretiyle çökmeye niyetlendiler. Bütün darbeler seçilmişe karşı seçilmemişi getirmek üzere yapılır. 19 Mart darbe girişimi de seçilmiş İstanbul’un Büyükşehir Belediye Başkanı’na karşı onu yenememiş, hazımsız bir darbecinin atadığı bir kayyımı getirmek içindi. Hesaba katamadıkları 10 milyonlara, İstanbul’un iradesine sahip çıktıkları ve darbeyi püskürttükleri için yürekten teşekkür ediyoruz.”
“DOĞRUSUNU HERKES BİLSİN”
“Bir diğer meselemiz, terör suçlaması. Çünkü bu terör suçlamasında üzerine basa basa söyledikleri bir şey var. Diyorlar ki, ‘Cumhuriyet Halk Partisi, DEM Parti ile kent uzlaşısı yaptı. Önce şunu söyleyelim. ‘Kent uzlaşısı’ bizim değil, DEM Parti’nin bir tanımlamasıdır. Reddettiğim için değil, doğrusunu herkes bilsin diye söylüyorum. Biz İttifak yapmak için bütün partilere gittik, baktık. Hatta sonra şöyle dedik, ‘Partilerle siyasi ittifak yapamadık ama milletimizle sandıkta ittifak yapacağız.’ Bu süreçte DEM Parti de kendi adaylarını belirlerken, şöyle bir yaklaşımda bulundu: ‘Seçimleri kazanacağımız yerlerde aday çıkaracağız. Seçimi kaybedeceğimiz, kazanamayacağımızı düşündüğümüz yerlerde kente karşı suç işlemeyecek, dürüst çalışacak, Kürtlerin de hak ve menfaatlerini gözetecek, insanca hizmet verecek, onların yoğun yaşadığı mahallelere kimliklerinden dolayı ayrımcılık yapmayacak adayları destekleriz. Ama buna uygun görmediğimiz adayları desteklemez, hatta istemediğimize kaybettirecek reflekslerde bulunuruz.’ Cumhuriyet Halk Partisi’nin bazı adaylarının olduğu yerlerde aday göstermeyerek, desteklediler. Bazı yerlerde ise kendi değerlendirmeleriyle kaybettirmeye çalıştılar. Ancak kent uzlaşısının olduğu yerlerde DEM Parti’nin tanımlamasıyla onların adayı olmayan yerde, onların seçmenlerinin Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy verdiğini bilmeyen de yok, bundan utanan da yok. Bunun ne utanılacak, ne saklanılacak bir tarafı var. Ama bu tanımlama bizim değil, çünkü bizim tanımlamamız ‘Türkiye ittifakı’, ‘İstanbul ittifakı’, ‘Şişli ittifakı’. Yani sadece Kürtlerin değil, hep söylüyoruz ya Kürt demokratların, muhafazakar demokratların, milliyetçi demokratların, sosyal demokratların bir araya gelmesiyle biz İstanbul ittifakını, bir araya gelmesiyle biz Türkiye ittifakını oluşturmuşuz.”
“BELEDİYE BAŞKANLARIMIZA SORULACAK TEK SORU YOK”
“İstanbul’da resmi yazım var, ilçe başkanlarına yollamışım. Soruşturma dosyalarına mutlaka konmalı. Mutlaka mahkemelere gösterilmeli. Resmi yazımız var: ‘Biz siyasi ittifaklar yapamadık. Yukarıda anlaşamadık. Çünkü 14-28 Mayıs’ın depresyonu, oradan buraya artık bir ittifak haline tarafların soğukluğu var. Ama biz sandıkta ittifak yapacağız. Bunu yapmak için listelere konmak üzere genel merkez düzeyinde AK Parti, MHP, İYİ Parti ve DEM Parti’de geçmişte siyaset yapmış ya da camialarında iyi bilinen, dürüst, temiz, oy getirebilecek, bugün AK Parti ve MHP ile bağı kalmamış, DEM Parti ise partiyle bağı olmayan, çünkü Cumhuriyet Halk Partisi’ne gelip aday olabilecek ama kanaat önderi pozisyonundaki isimler listelerinize dahil edilebilir. Buna itiraz etmeyin. Çünkü bu isimler üzerinden Cumhuriyet Halk Partisi, merkezi bir anlayışla Türkiye’de 47 yıl sonra birinci parti olmayı, çok sayıda belediye kazanmayı ve haramilerin saltanatını yıkmayı amaçlamaktadır.’ Buradan Ekrem İmamoğlu’na, Resul Emrah Şahan Başkan’a veya herhangi bir belediye başkanımıza sorulacak tek soru yoktur. Ama bakın, savcılığın sorgu tutanağında da var, basın açıklamasında da var. Daha önce oluşturulan iddianamelere koymaya utanmıyorlar, emin olun bundan sonra çıkacak iddianamede de olacak. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tutuklama talep evrakı. ‘Kent Uzlaşısı formülü ile Batı il ve ilçelerdeki Kürtlerin belediyeleri kazanamasalar da uzlaşılacak ve desteklenecek aday karşılığında, belediye meclisinde belirli sayıda kota elde edilmesi sonucunda belediye meclislerinde söz sahibi olmalarının, yerel yönetimlerde yer almalarının siyasi bir denge olmalarının amaçlandığı anlaşılmıştır.’ Kardeşim bak ben bu cümleyi ‘Kent Uzlaşısı’nı ya da İstanbul’u İttifakı’nı suçlamak, kriminalize etmek, hapsetmek için değil, takdir etmek için yazarım. Tam da yapılan budur. Batı’daki Kürtlerin yönetimde temsil edilebilmeleri için belediye meclis üyeliklerine yazılmaları, terörse, ben terörist olayım kardeşim. Demokrasi bunun adı, demokrasi. Demokrasi bu.”
“BU DARBENİN DE BİR BİLDİRİSİ OLUR”
“Bugüne kadar ama muhafazakar olduğun için, ama biz sana sesimizi duyuramadık diye, ama bambaşka sebeplerden Kürt olup da bu AK Parti‘ye oy veren o temiz yürekli abim, ablam benim. Bak bunların işi seninle. Sadece oyunla, Kürtlüğüne bile saygısı yok. ‘Eğer Kürt olarak yönetime gelecekse, engel olunmalı, suçtur bu’ diyor. ‘Oyu bana verirsen seçmensin, ona verirsen teröristsin’ diyor. Görün bunları, görün bunları, gömün bunları, gömün, gömün, gömün. Her darbe girişiminde her şeyi düşünürler. Darbeyi planlayanlar vardır, planlamışlar. Talimatları ulaştıranlar vardır, o mekanizmayı kurmuşlar. O talimatları alıp harekete geçenler vardır. Sağ olsunlar Çağlayan’ın üst katlarını doldurmuşlar. Ama bu darbenin bir de bildirisi olur. Yani bu darbeyi duyuracak ve haklı yere koyacak. 15 Temmuz’da da okundu, 12 Eylül’de de okutmuşlardı. 12 Mart’ta da okundu. 12 Mart’ta Ecevit isyan etti. 12 Eylül’de isyan sokağa taşmadı. Ama çok ders alındı, çok acı çekilmişti, çok bastırıldı. 15 Temmuz’da, darbe Tayyip Erdoğan’a. Bütün darbeler doğası gereği iktidara yapılır. Kim yaptı? Kendi adamları yaptı. Etle tırnak gibi oldukları, ne istediyse verdikleri. Aynı hedefe farklı yollardan yürüdükleri. Biri cemaat örgütlenmesi ile biri devlet içinden siyasetle. Bir cemaat yaptı. O darbe sırasında bütün dünya döndü, ana muhalefete baktı, ana muhalefetin gözünün içine baktı. ‘Efendim darbeyi Atatürkçü subaylar da destekliyor.’ ‘Yanlış yaparlar. Darbe kimden geliyor diye bakan, darbeye karşı olamaz. Eğer Atatürkçü subay yapıyorsa bile, bin Atatürkçü subay yapıyorsa bile, hepsi birden destekliyorsa bile Atatürk’ün partisi bu darbeye karşıdır kardeşim’ dedim.”
“ALNINIZI KARIŞLAYACAĞIZ”
“Sonra küllüm yalan olduğu ortaya çıktı. Ama darbenin karşısında dimdik durduk biz. Şimdi o darbe bildirisini yazanlar, bugün televizyonlardan şu darbe bildirisini okutuyorlar. ‘İmamoğlu, yani darbe yaptık ama. Yaptığımız adam oy verdiğinize değecek bir adam değil. İmamoğlu milyonluk villada gözaltına alındı.’ İletişime bak. Utanmadan. A Haber, başta TRT, TGRT. Bütün yandaş kanallar, büyük bir tek elden verilen bilgilendirmeyle sürekli şunu yapıyorlar. Bir yalanı sürekli söyleyip, darbeyi vatandaşın zihninde meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Yapmayan kim? Bakın çok alet olanlar var, az olan alet olanlar var. Alet olmayanların başında canımın içi Halk TV var. Gözümüz, kulağımız Sözcü TV var. Kahraman korkusuz Tele1’imiz var. Buradan ona tepki buna tepki gösterecek miyiz? Hepsini konuşuyoruz konuşacağız. Ama herkes şunu bilsin. Bu darbeye direnen ve ayağa kalkan, hep birlikte bu darbecilerin karşısında dikilen bizler var ya RTÜK’e de söylüyorum, Bilgi Teknolojileri Kurumu’na da. Sakın ha sakın ne bu kanallara, ne internet sitelerine ne Twitter’da yazan çizene ne de özgür basın olarak YouTube’dan yayın yapmaya çalışanlara dokunmaya kalkmayın alnınızı karışlayacağız sizin, alnınızı.”
“DARBE BİLDİRİSİNE İNANILMASIN”
“Darbe girişimini meşrulaştırmaya çalışan darbe bildirisine inanılmasın. İmamoğlu milyonluk villada gözaltına alınmadı. İBB’nin tapulu malı olduğu bilinen AKP döneminde yandaş bir vakfa peşkeş çekilen yer, o yandaş vakıftan alındı, belediyeye başkanlık konutu olarak kazandırıldı. Bir sonraki belediye başkanına da devir teslim ile iade edilmek üzere, devir teslim yapılmak üzere kullanıyor. Milyonluk villa, millet malı. Bunlar yandaş vakfa peşkeş çekmişlerdi. Medya Kültür A.Ş. Şirketlerinden usulsüz ihaleler yapıldı. Medya A.Ş.’nin daimi çalışanı haline gelmiş yüzlerce müfettiş, bir kör kuruş bulamamış. 2019 öncesi bulunan 37 yolsuzluk dosyasının önemli bir kısmı orada bulunmuş. Onlara Soylu tarafından el konulmuş, tek bir işlem yapılmamış. Ama şimdi utanmadan sıkılmadan Medya A.Ş’ye kara çalıyorlar. ‘Terör örgütüne yardım edildi, örgüt mensupları işe alındı’ diyor. ‘İBB‘de 700 terörist var’ demişti Süleyman Soylu. ‘Açıklamazsan namertsin, ilan etmezsen, suç duyurusunda bulunmazsan namertsin’ demişti Ekrem İmamoğlu. Soylu 700’ünün ismini verdi. Bunlardan 41’i hakkında soruşturma açıldı. Yargılandı. Tamamı beraat etti, hiçbir tanesi ceza almadı. Sonra Soylu’ya bunu sordular. ‘700 tane terörist var demiştin 41’i yargılanmış hepsi beraat etmiş’ diye. Şöyle söyledi, utanmaz adam: ‘Siyasi olarak yapmak zorundaydım. Ben bunu söylerken siyaset yaptım.’ Olmaz olsun senin gibi siyasetçi de, böyle siyasetin de Allah cezasını versin. Ve ortalığı ayağa kaldırdılar. Göreceksiniz kanıtlar çıkacak. Ne bir kanıt, ne bir delil ne ortaya konulabilmiş somut bir iddia, elinde ne var. Meşe, Çınar, Ladin, İlke. Ne bunlar? Gizli tanıkların, yalancı tanıkların isimleri. Neşe’nin dediğine göre, Çınar’ın dediğine göre, Ladin‘in dediğine göre. Bunlara bir somut bir şey var mı? ‘Ben öyle olduğunu duymuştum’, ‘Ben böyle yapıldığını tahmin ediyorum’, ‘İhaleleri ben alamadığıma göre rüşvet veren birilerine verildiğini tahmin ediyorum’ Ekrem Başkan’ı bunlarla tutukladılar arkadaşlar. Onun için söylüyorum. Sakin sakin anlatalım da vatandaş bunları duysun diye. Tek söyleyeceğim şudur: Meşe’nin, Çınar’ın, Ladin’in duyumlarıyla, İstanbul’un gözünün önünde çatır çatır çalışan, vicdanıyla, imkanıyla, sile sile bitiremediği alnının teriyle çalışan birisini içerik koydunuz ya. Meşe, Çınar, Ladin adıyla. Ben sana ne lakap takayım savcı? Desem desem odun derim sana. Odun, odun, odun.”
“İŞTE SİZE MASAK RAPORU”
“Tek derdi saraydan verilen emri yerine getirmek olan, soruşturmanın tutacak yeri olmayan bu kişinin, gizli tanıklara taktığı isimlerin ana maddesini söyleyince bir salonda ayakta alkışlanacağını tahmin etmezdim. O eser sizin Sayın Recep Tayyip Erdoğan, sizin. Ve o kadar gaddarlar ki Medya A.Ş’den birikmiş yıllık iznini alıp annesiyle birlikte yurt dışına kardeşinin yanına gidene, firari deyip, soruşturmayı duyunca geri dönerken gözaltına alıp, firariler ele geçirildi diye bir kadının fotoğraflarını servis edecek kadar artık algı yönetimine muhtaç bir durumla karşı karşıyalar. Bir gerçeği daha buradan hatırlatalım. Bütün kış ne dinlediniz? Ne dinlediniz bütün kış? ‘MASAK raporu var, MASAK raporu var, MASAK raporunda bütün para hareketleri saptanmış. Oradan oraya, buradan buraya. Büyük paralar aktarılmış.’ Bütün kış MASAKraporu dinlediniz MASAK raporunu Akın Gürlek MASAK’tan ne zaman talep etmiş? MASAK’a bir rapor istemiş, 3 Mart. MASAK’ta görevlendirme ne zaman yapılmış? 10 Mart. MASAK raporu ne zaman gelmiş? 17 Mart. Yani 19 Mart darbesinden iki gün önce, yani Çarşamba sabah yaptı ya Pazartesi günü geliyor MASAK raporu. Oysa siz Aralık, Ocak, Şubat, MASAK raporu aşağı MASAK raporu yukarı. Ama operasyondan iki gün önce MASAK raporu. MASAK raporunda MASAK Başkanı’nın imzası var mı, Mali Suçları Araştırma? Yok. Başkan Yardımcıları, yok. Diğer bir yetkili, yok. Bir uzman yazmıştır, yok. Dört tane uzman yardımcısı, ayrı ayrı dört raporda birinde bile uzman imzası yok. Çünkü bu iftiraya, ki iftira da değil şimdi söyleyeceğim. Bu olmayan belgeye, savcının bütün suçlamaları dayandırmak için beklediği belgeye imza attıracak bir tane uzman bulamamışlar. MASAK raporu nasıl biliyor musunuz? Uzman yardımcısı şöyle yazmış. ‘Her ne kadar bu rapor, Başkanlığımızca düzenlense de, erişim sağlanan verilerdeki haliyle yer aldığından, veri sahibi kurumlarca yanlış girişlerin söz konusu olabileceğine dikkat edilmelidir. Her ne kadar erişim sağlanan veriler tüm yılları kapsasa da bazılarının atlanmış olabileceği düşünülmelidir. Kesin ve doğru sonuçlara ulaşmak için gerekli bilgiler asıl veri kaynağına başvurularak elde edilebilmektedir.’ Ve özeti; ‘Ben suç bulamadım, sen bir bak’ demiş. Savcı, MASAK raporundan suç bulmuş. Bir örnek söyleyeceğim. Bir örnek söyleyeceğim, tamamı bundan ibaret. Ekrem İmamoğlu 2019’da belediye başkanı seçilir. Seçildiğinden birkaç ay sonra bir arsa satın alır. MASAK raporunda tapu kayıtlarıyla banka kayıtları karşılaştırılır. MASAK raporuna göre tapu kaydının yani ödenmesi gereken paranın yüzde 1’i, 2’si gibi bir paranın ödendiği, yani arsanın çok ucuza Ekrem İmamoğlu’na verildiği, bunun da daha çiçeği burnunda belediye başkanının birisinden çok ucuza arsa aldığına göre, bunun rüşvet olabileceği değerlendirilmiş. Savcı Ekrem Bey’e soruyor, ‘MASAK raporuna göre bu arsayı almışsın, tapusu burada. Bak ne kadar yazıyor? Ödediğin para da burada. Çok daha azı. Nerede paranın arsa değeri?’ Ekrem Bey diyor ki ‘Ya olur mu? Ben bunu parayla da almadım hatta banka kredisi ile aldım.’ Yolluyor avukatları geliyor. Tapu doğru, az ödediği para doğru. Az ödediği para kendi hesabından oturduğu yerden kapora yollamış. Ana parayı bankadan kredi çekmiş ve resmi hesabından yollamış. ‘Ha öyle mi? Demek ki kaporayı anapara saymışlar, bunu geçelim’ diyor savcı soruşturma sırasında. İşte size Masak raporu.”
“KİMSE BUNLARI EKONOMİST SAYMASIN”
“19 Mart darbe girişimi ekonomiye büyük zarar verdi. 2018’den beri fakirleştirdikleri, seçim kazanmak için dünya kadar, 128 milyar doları yakmışlar, enflasyonu fırlatmışlar, sırf ‘Milletin elinde biraz para olsun, seçime rahat gidelim’ diye gidip, seçimden sonra rasyonel politikalara dönmüşler. Kemerleri sıktırmışlar, milletin anasını ağlatmışlardı ya. Yani rezervler biriksin diye Mehmet Şimşek yurtdışında gezip Türkiye’ye yabancı para davet ediyordu. Ve Türkiye’de de insanlar 14 bin 500 lira emekli maaşına, 22 bin lira asgari ücrete katlanıyorlar. Geçen sene 10 bin lira emekli maaşını Temmuz’da 12 bin 500 lira yapmışlardı. Bu Ocak‘ta 14 bin 500 yaptılar. Asgari ücret 17 binden 22 bin oldu. Enflasyon 80’ken emekliye yüzde 15, asgari ücretliye yüzde 30 zam yaptılar, para biriktirdiler. Yurt dışına gidip dünyayı davet ettiler, rezerv biriktirdiler. Ve biriktirdikleri toplam rezervin yüzde 60’ını, 48 milyar rezerv biriktirdiler, Ekrem Başkan’ı alıp gözaltına koydular, 26 milyar doları üç günde yaktılar. Bu işi yapan Mehmet Şimşek, ‘Bu işte masumum’ diyor. Mehmet Şimşek diyor ki ‘Ben uğraşıyorum, iğneyle kazıyorum, kürekle kapatıyorlar’ diyor. ‘Vallahi istifa edeceğim’ diyor. Söyleyince de ‘Görevimin başındayım’ diye tweet atıyor. Şurada buradan Mehmet Şimşek sen bu darbe girişiminin dışında değilsin. İçindesin. Aparatlarından birisin. Bu Mehmet Şimşek’i dünyanın neresinde iyi ekonomist bilen varsa ve bundan sonra bu görevi bitince Londra’da işe almaya kalkan olursa, hepsine söylüyorum ki ‘Üç aydır var’ denip olmayan, darbe girişiminden 10 gün önce istenen, iki gün önce gelen MASAK Raporu var ya, o MASAK Mehmet Şimşek’e bağlıdır, Mehmet Şimşek’in yönettiği kurumdur. Bu rezalete kurumunu alet etmiştir. Bu adama ekonomist olarak da insan olarak da güvenilecek hiçbir yeri yoktur. Dünya bunu böyle tanısın. Dünya Mehmet Şimşek’i bir ülkenin ekonomisini bir kişinin korkuları için feda edebilecek yalancı bir davaya, yalan raporu ürettiren kurumun başında biridir. Mehmet Şimşek budur. Kimse bunlara adamdan, ekonomistten ve gerçekten bu işleri bilen birinden saymasın. Yarın şirketin başına oturtursun, birinden korkar, birinden talimat alır. Seni de yakar, her yeri yakar. Bu Mehmet Şimşek’in itibarı bundan sonra yerin dibindedir. Bu Mehmet Şimşek’in bu yaptıklarını, MASAK’ın yaptıklarını… Bütün dünya Ekrem İmamoğlu’na yapılan siyasi darbeyi konuşuyor. Dünyanın bütün televizyonları sırada. Dün anlattım CNN International’a, bugün BBC’ye. Teker teker anlatacağım bütün dünyaya ve ekonomistlerden, dünyada sözü geçen bilim insanlarından bunu kanıtlı kanıtlı, makale makale alıp, bu Mehmet Şimşek’i dünyadaki bütün ekonomi çevrelerine gerçek yüzünü göstermeyen namerttir.”
“SADECE PARTİMİZE DEĞİL TOPLUMUN TÜM KESİMLERİNE SALDIRI BAŞLATILDI”
“Önümde 19 Mart başarısız darbe girişiminin kronolojisi var hep beraber yaşadığımız. 9 Ekim’de başladı her şey. Çünkü ekim başında geldi elimize raporlar. CHP, yüzde 38 olan yerel seçim oyunu, bugün yerel seçim olsa yüzde 49’a çıkarıyor. Tayyip Bey, yüzde 51 ölçtürmüş. Bunun üzerine ‘Bunlar belediyelerde kaldıkça biz kaybetmeye devam edeceğiz’ diyerek, ‘Haydi bakalım Akın, sana ihtiyaç var. İstanbul’da rezilliklerin dibi yakın’ diyerek yolladılar buraya. Geldi, oturdu. 30 Ekim günü Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer’e, 13 Ocak’ta Beşiktaş Belediye Başkanımız Rıza Akpolat’a… 17 Ocak’ta kumpasın planlayıcısı olan Recep Tayyip Erdoğan, ‘Turpun büyüğü heybede’ dedikten sonra gizli tanığa ifade aldırtarak ve o gün Ekrem Başkan’a kurulan kumpasta gizli tanığın ifade verdiği gün. Yani Ekrem Başkan’ın bileğini bükemiyor, söylediği söze sinirleniyor ve dönüyor Rıza Akpolat hakkında yaptığı konuşmaya diyor ki, ‘Kızmasın Rıza Akpolat’ı aldık diye’ diyor, ‘Turpun büyüğü heybede’ diyor. O gün çağırıyor Neşe’yi, Ladin’i çağırıyor bizim odun. ‘Ver bakalım ifadeyi’ diyor. 20 Ocak’ta bu sefer ‘turpun büyüğü’ ifadeleri ve tartışmalar üzerinden Gençlik Kolları Başkanımız Cem Aydın’a, hem de Ekrem İmamoğlu’na Akın Gürlek’i ‘tehdit ettiği’ için… Sabah Cem’i aldılar, dedi ki ‘Evladımızı tehdit ediyorsun, biz sizin evladınıza bu muamele yapılmasın diye iktidar olacağız.’ Buradan tehdidi çıkarıp, geldiler. 27 Ocak’ta bu sefer Satılmış bilirkişi üzerinden bir soruşturma. Ocak ayı boyunca yalnızca Cumhuriyet Halk Partisi’ne değil toplumun tüm kesimlerine, akademisyenlere, tek tek sayamıyorum, gazetecilere ve tüm partilerden çeşitli figürlere saldırılar başladı. En nihayet Zafer Partisi’nin Genel Başkanı Ümit Özdağ’a da Antalya’da attığı bir tweet, Ankara’da otururken tamamen yetkisiz olduğu sonradan ortaya çıkacak şekilde İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı tarafından tutuklanıp Silivri’ye yollandı. Halk TV’ye operasyonlar yapıldı. 12 yıl önceki Gezi eylemleri üzerinden cadı avı başlatıldı. Hem televizyonlara, hem gazetecilere, hem akademisyenlere, hem de sanatçılara gözdağı verecek operasyonlar yapıldı.”
“DARALTILAN ÇEMBERİ GÖRDÜK”
“Biz Cumhurbaşkanı adayımız belirleme kararı alarak, bu saldırıların, daraltılan bu çemberin, hedefin, teker teker nereye yürüdüklerini gördük. Dedik ki, ‘Teslim olmayacağız, ayağa kalkacağız. Cumhurbaşkanı adayımızı belirleyip, erken seçim talebimizi yenileceğiz.’ Bunun üzerine 10 Şubat’ta Kurultayımız hakkında, 11 Şubat’ta CHP’li belediyelere kent uzlaşısı operasyonuyla soruşturmalar başlatıldı. Ekrem Başkan ön seçime girmek için evrak teslim etti, ertesi gün 22 Şubat’ta diploması hakkında soruşturma açıldı. 27 Şubat’ta Beykoz Belediye Başkanımız Alaattin Köseler’e, 3 Mart’ta İstanbul İl Başkanımız Özgür Çelik’e, 4 Mart’ta İstanbul İl Kongremiz hakkında soruşturma açıldı. 10 Mart’ta Ekrem Başkan’ın çalışma arkadaşlarının mal varlığına tedbir kondu. 12 Mart’ta Ataşehir, Şişli, Sarıyer, Maltepe belediyelerimizin eski başkan ve yöneticilerine operasyonlar yapıldı. 18 Mart akşam saatlerinde diploma iptal edildi. 19 Mart planı devreye sokuldu. Sabahın köründe 20 araçlık ekiple İstanbul’un seçilmiş Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na, Beylikdüzü Belediye Başkanımız Murat Çalık’a, Şişli Belediye Başkanımız Resul Emrah Şahan’a saldırılarda bulunuldu.”
“SAATLERİ DÖRT GÜN ÖNCESİNE KURMUŞLAR”
“Bütün amaçları 23 Mart tarihinde yapacağımız ön seçim… Bir çırpıda okudum. Bütün her şey, bizim artık oyumuzu yerelde yüzde 38’den 48’e çıkarmamız, Ekrem Başkan’ın Tayyip Erdoğan’ı her şartta yeniyor oluşu, Cumhuriyet Halk Partisi’nin yerel yönetimleriyle, genel merkeziyle kenetlenerek, bu iktidarı değiştiriyor oluşu, 1977’den beri tam 48 yıl sonra ilk kez birinci parti oluşu. İktidara yürüyüşünü engellemek için onlar bu saldırıları yaptılar. Biz de buna karşı ön seçim sürecimizi başlattık. Aynı noktada buluştuk görüyorsunuz. Yani biz ön seçim için 23 Mart değil, ‘30 Mart’ desek, 30 Mart’a yetişecekler. ‘Bir hafta önce’ desek, o güne yetişecekler. Saatleri dört gün öncesine kurmuşlar. 19’u sabahı saat 06.20. Tam 23’ünde oy kullanma saatine denk getirip, adayımızı alıp, ‘Bunun diploması yok. Zaten aday olamaz. Beş tane dava orada. Şimdi de gözaltında…’ Televizyonu açacağız, Ekrem İmamoğlu mahkeme önünde. ‘Ön seçim mi olur kardeşim? Ne seçimi? Başka aday yok. Olanın diploması yok. Başka aday yok. Beş tane davası var. Bak aldılar, götürdüler, bugün de tutukladılar, hapse koydular o yüzden sabahın erken saati. Neyse bakalım işimize…’ Böyle bir hesap yaptılar. Böyle bir hesabın sonucu, bu takvim. Biz hızlanıyoruz, onlar hızlanıyor. İstanbul Üniversitesi’ne ‘Diplomayı iptal et’ diyor. Üniversiteye diplomayı iptal yazısı anlaşılmadı, akşam açıklık getiriyor, ‘Diploma iptali istiyoruz.’ Dört gün sonra ‘Acele acele’ diyor. Çarşamba olacak, ‘Salı topla, iptal et’ diyor. Çarşamba sabahı bunu yapıyor.”
“GELDİLER, SEÇTİLER VE TARİHE GEÇTİLER”
“Tek mesele: ‘Aday kalmadı, olmadı. Ekrem İmamoğlu’na 1 milyon 750 bin seçmen oy kullanacaktı. 300 bin kişi bile sandığa gitmedi. Zaten İmamoğlu’nun arkasında halk desteği de kalmadı.’ Öyle mi? Onlar o işi yapınca biz de dedik ki, ‘Artık Ekrem İmamoğlu Cumhuriyet Halk Partisi’nin aday adayı değil, milletimize emanet bir Cumhurbaşkanı adayıdır.’ ‘Haydi bakalım’ dedik. Bunu söylediğimiz gün, 19 Mart öğle saatiydi. Akşam Saraçhane’ye çağırdık, 155 bin kişi geldi. Öbür akşam; ikinci gün, 200 bin kişi geldi. Üçüncü gün, 550 bin kişiyle Türkiye’ye ‘Bir sandık bize emanet ama dayanışma sandığı size emanet’ dedik. Demiştik ki üyelerimize ‘Gel, seç, tarihe geç.’ Biz ‘Gel, seç, tarihe geç’ diyeceğimiz gün, onlar bunu yaptıktan sonra dedik ki üyelerimize, ‘Elbette gidin, seçin tarihe geçin. Ama adayı millete emanet ettiğimizi, milleti haberdar edin. Onları ikna edin. Teşvik edin. Sandığa kadar eşlik edin.’ Ne oldu biliyor musunuz? Bakın arkamda bildiğiniz Cumhuriyet Halk Partililer yok. Cumhuriyet Halk Partililerin koluna girdiği, izah ettiği, teşvik ettiği, 15,5 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı var. Geldiler, seçtiler ve tarihe geçtiler.”
“TAYYİP BEY SİYASET TUZAKLA DEĞİL YÜREKLE YAPILIR”
“Tayyip Bey siyaset öyle tasarlamakla, planlamakla, tuzak kurmakla, kumpas kurmakla, hendek kazmakla, çalışan belediye arabasının tekerine çomak sokmakla, yürüyen merdivene taş sokmakla, belediye otobüsünü kiralayıp ‘Reklam filmi çekiyoruz’ diye arkasını yakmakla, Ekrem Başkanıma kötülük yapmakla değil yürekle yapılır kardeşim, yürekle. Bu adamda yürek var. Bu adamda bükemeyeceğin bir bilek var. Onun bileğini bükmek için önce bizim bileğimizi bükeceksin. Onun sırtını yere getirmek için önce Türk milletine diz çöktüreceksin. Yok öyle yağma. İşte artık bu süreç; bütün aciliyetiyle, adayıyla, niyetiyle, kararlılığıyla, motivasyonuyla, sokaklardaki milyonlarıyla bir erken seçimi ve bundan sonra bu ülkedeki değişimin yapılmasını kaçınılmaz kılıyor. Bunun için tabii ki serbest, sakin, doğru, dürüst, asla davranmayacaklar. Bu süreci lekelemek için nelere kalkıştılar. Daha ilk başta ön seçim dediğimizde, ‘Takvime uygun değil’, ‘Tüzüğünüzde yok’, ‘Tek adayla olmaz, katılım düşük olur’, o olur bu olur. Millet 15,5 milyon kişi sandık başına koşana kadar her şeyi uydurdular. Şimdi dut yemiş bülbüle döndüler.”
“HESABA KATAMADIĞI ŞEY, SOKAKTAKİ MİLYONLARDI”
“Bu sefer Ekrem İmamoğlu’nun 15,5 milyonu arkasına geçiren, Pazar gününe kadar sürdürdüğümüz ve şimdi de devam ettirdiğimiz Saraçhane’deki toplantıları, büyük buluşmaları, öyle miting falan değil, demokrasiye sahip çıkma eylemimizi lekelemeye çalışıyorlar. Polisle gençleri karşı karşıya göstermeye, bizim oradaki bütün toplantımız bittikten sonra dağılsın diye gençler 80 milletvekili seferberken, biz otobüsün üstünde meydan boşalsın diye beklerken, polise verilen emirlerle, gaz bombalarıyla, kanunsuz emirlerle meydan provoke edilmeye çalışılıyor. Buna karşı günlerdir tedbir alıyoruz, uyarıyoruz, büyük bir mücadele veriyoruz. Bir yandan tabii ki hep uyardığımız, sözümüzü dinlemeyen ve doğru yerde konumlanmak yerine bir başka telaşla, bir başka hedefe yönelen arkadaşlara hep anlattım, bir kez daha buradan özellikle anlatmak istiyorum. Bundan yıllar önce Tayyip Erdoğan Taksim’de Gezi Parkı’nda, Taksim’in tek kalmış yeşilliklerini kesip onu Topçu Kışlası yapmak için, 31 Mart vakası üzerinden, Topçu Kışlası inşa etmek için niyetlendiğinde, güzelim Atatürk Kültür Merkezi’ni yıkıp yerine AVM yaptırmak istediğinde, o gün savunulması gereken yer Taksim’di. Hep birlikte gittik, Gezi Parkı’na girdik, ağacı savunduk. Başımızdaki arkadaşlar halen daha bedel ödüyorlar. Sadece sözcü oldukları için. Bu sabah kendisini de ziyaret ettim Tayfun Kahraman’ı. O parka barış içinde girdik, barış içinde çıktık. Son zamanlarda çıkmak istemeyenlerle olan bir iki görüntü üzerinden bir sürü manipülasyon da yaptılar. Ama Tayfun ağaçların kesilmemesinin sözünü alarak, Topçu Kışlası’nın yapılmamasın sözünü alarak, mahkemenin beklenmesinin, olumsuz çıksa bile ki çıkmadı, referandum yapılmasının garantisini alarak, AKM’nin yıkılıp AVM yapılmamasının, yıkılsa bile yine Atatürk Kültür Merkezi diye kültüre, sanata yönelik bir bina yapılmasının sözünü alarak ve bu dediklerinin hepsini şu ana kadar başararak o süreci sürdürdü. Ama maalesef şimdi hepimiz adına Silivri cezaevinde yatıyor. Benim adıma yatıyor, sizin adınıza yatıyor. Tayfun da öyle yatıyor, Can da öyle yatıyor Osman Kavala da öyle yatıyor, Mine Özerden de öyle yatıyor ve bütün arkadaşlarımız bizim yerimize orada yatıyorlar. Bugünün gerekliliği, biraz önce anlattığım bütün kronoloji ile maalesef ve maalesef, Tayyip Erdoğan kazanamadığı İstanbul’u, ‘İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder’ inancıyla, ‘İstanbul’u kazanan Türkiye’yi de kazanacak’ inancıyla İstanbul’un iradesine darbe yapmaya, kayyım atamaya kalktı. Hesaba katamadığı şey sokaktaki milyonlar, Türkiye’deki on milyonlardı. Onların sahiplenmesiydi. Hesaplamadığı şey ‘Geldiler, seçtiler, tarihe geçtiler’ dediğimiz 15 milyonun yüreği ve imkanı olsa, haberi olsa sandığa koşacak daha on milyonların artık bu süreçten, yaşananlardan bıkmışlığı, bu sürece olan inancıydı. Şimdi gün, o iradeye sahip çıkma günü olduğu için biz Saraçhane‘deyiz. Ben o yüzden ilk andan itibaren Saraçhane‘de, arkada bir küçük dinlenme odasında, bir çekyatın üzerinde ‘Burayı kayyıma değil de İstanbul’un bir seçilmişine, Belediye Başkanı Ekrem Bey gelene kadar ona vekalet edecek bir başkan vekiline emanet edene kadar ben o odadayım, yüz binler de meydanda.”
“GÜNÜ GELİNCE TAKSİM’İ DE ALACAĞIZ”
“O yüzden değerli arkadaşlar, biz Saraçhane‘yi bırakamayız. Kim diyorsa ki ‘Taksim’e gidelim’, o Taksim’e bir gün mutlaka hep birlikte gidelim de kim diyorsa ‘Taksim’e gidelim’, orayı bölmek için söylüyor. Onun için söyletiyorlar, o fikri aşılıyorlar. O yüzden gençlere söylüyoruz. Bugün Taksim’e gitmek için kemerlere doğru üç beş bin kişinin gitmesi, oradan püskürtülerek gelmesi, o bahaneyle bütün meydana gaz sıkılması, suçsuz yere boşu boşuna can yanması doğru bir strateji değil. Ama buradan söz veriyoruz. Şimdi Saraçhane’yi, İstanbul’un iradesini savunacağız. Günü gelince, nasıl beş gündür altı gündür sokakları ve meydanları bütün yasaklara rağmen geri aldıysak, o gün gelecek Taksim’i de yüz binler, milyonlar hep birlikte geri alacağız.”
“GENÇLERİ PROVOKASYONLARA KARŞI UYARIYORUM”
“Tabii bu arada dün akşam televizyon ekranlarında, sosyal medyaya yansıyan üç beş kişinin hangi ruh haliyle, hangi saçmalıkla, hangi terbiye ile yaptıkları belli olmaksızın ağızlarından çıkan bir küfrün Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın annesine yöneldiğini büyük bir üzüntüyle gördüm. Attığım tweeti aynen gözünüzün içinde baka baka söylüyorum. Canlı yayınlarda söylüyorum. Tayyip Erdoğan’ın ölmüş annesine edilmiş küfrü, kendi anneme edilmiş sayıyorum. Kendi anneme edilmiş sayıyorum. Bizim işimiz temiz bir dilledir, bizim işimiz hakaretle küfürle değildir. Bu iş aynı, bakın kimler kimlere yaptırıyorsa şundan emin olun. Dünyanın en demokratik, en insancıl eylemleri olan Gezi Eylemleri’ni ‘Yok efendim camide içki içtiler, caminin içine girdiler, ya da Tayyip Bey’in annesine küfür ettiler’ diye -ki öyle bir küfrü kendi elleriyle silen Osman Kavala’nın hala cezaevinde hükümlü olduğunu hatırlatmak isterim. O küfrü kendi elleriyle silmişti.- Şimdi de benzer senaryolar uygulanıyor. Tayyip Erdoğan’ın rahmetli anneciğine küfreden de oraya buraya küfür yazan da, ya da suçsuz polise suçsuz yere saldıran da emin olun ne Taksim’in ne Saraçhane’nin ne Türkiye’nin dostu değildir. Bütün gençleri provokasyonlara karşı uyarıyorum. Amma velakin içerideki provokatörler bir yana. Onlar elbette olur, gelirler dikkat etmek lazım. Ama suçsuz, günahsız, iyi niyetli gençlerimizi marjinal diye ifade eden, onların haklı tepkilerini haksız göstermeye çalışan kirli akla da sesleniyorum. Bir marjinal varsa, farklı görüşlerden olduğu halde en soldan en sağa kadar, birbiriyle dayanışan, kol kola giren, birlikte slogan atan, demokrasiyi ve bu ülkenin yarınlarını savunan gençler dahil, onların hepsinin nefretini kazanan sizlersiniz marjinal, sizlersiniz.”
“BU AKŞAM DA BOYKOT LİSTESİ AÇIKLAYACAĞIZ”
“Biz Saraçhane’yi görmeyenlere göstermeyi hep birlikte başardık. Dedik ki, ‘Ya bizi göreceksiniz ya da yerin dibine gömüleceksiniz.’ Çok sayıda televizyon kanalı bu uyarılardan sonra kendine çeki düzen verme, birilerinin hesabına yayınlar yapmak yerine halkın haber haklarına saygı gösterme noktasında adımlar attı. Ama atmayanlar ve ilişkili oldukları üzerinden bir çalışma başlattık. Dün akşam açıkladık. Bu akşam da açıklayacağız. Bundan sonra da bu yayınları takip eden, tarafsız ve bunlarla ilişkili firmaların boykotu için gerekli bilgilendirmeyi yapan ‘BoykotVar’ sitesini hep birlikte takip edeceğiz. Ancak şu ana kadarki tutumları için A Haber ve onun gibi yandaşların tamamını ama arada kalıyorlarsa diye yani Ülke TV, TVNet’i ben zaten saymıyorum. Ama TGRT’yi, CNN Türk’ü, Kanal D’yi, Turkuvaz Medya’yı ve elbette bizden aldıkları vergileri haram zıkkım ettirecek bir iftiracılıkla yayın yapan TRT’yi protesto ediyoruz. Buradan İhlas Haber Ajansı’na ve DHA’ya abone olan bütün belediyelerimizi uyarıyorum. Aboneliklerinizi derhal iptal ediyorsunuz. Dün akşam sitesi çökmüş, pek memnun olduk. Kitap, oyuncak, kırtasiye alacaksanız çarşıya, AVM’ye gidiyorsanız D&R’ın öbür tarafından yürüyorsunuz, önünden geçmiyorsunuz. Sattığı kitabın parasını Erdoğan’a yollayan idefix.com’a girmiyorsunuz. Mobilya, halıyı, yatağı Kilim Mobilya’dan almıyorsunuz. Oteli, uçağı, turizmi ETS’nin ötesinden dolaşarak planlıyorsunuz. İhlas Ev Aletleri’nden uzak durup, zaten alsan da çıkmıyor ama Milli Piyango’ya bundan sonra kuruş vermiyorsunuz. Futbol bahsi altında sahte bahis sitelerini arattırmayacak işlere kalkışanlar var. Milletin iliğini kemiğini sömürdüler. Misli.com ile İddia.com ile yolları kesin bir dille ayırıyorsunuz, kesin şekilde. Dün arkadaşlar liste hazırlarken ‘Milangaz, Likitgaz, Türkpetrol’ dediler, bunları 2020’de Demirören’i kurtarmak için maalesef Oyak’ın sırtına yük etmişler. Ama bunlar alınmazsa Oyak’a zararı var. O yüzden Milangaz, Likitgaz ve Türkpetrol üzerinden baskımızı, boykotumuzu çekiyoruz. Soranlar var, ‘Yahu Espressolab ile Ülker nereden çıktı?’ Vallahi nereden çıktı biliyor musunuz? Yapacaklarsa gençlerin gönlünü yapacaklar. Bütün üniversite öğrencileri ‘Ülker, Ülker’ diye bağırdılar, Espressolab’ı protesto ettiler. Biz de dedik ki, ‘Sakın ha sakın hangi kahveyi içerseniz için, ama sakın Espressolab’tan içmeyin.’ Öğrenciler de alkışladılar. Bundan sonra biz de semtine uğramıyoruz. Bir uyarı var. Demirören bu kadar kötülüğü yapıyor bize. Bütün gece CNN Türk’ten sövüyor, Kanal D’den yanıltıyor. Toplantıları vermiyor. Her türlü iftirayı atıyor. Sonra İstiklal Caddesi’nde Demirören AVM varmış. ‘Ona da girmeyin’ dedim. Diyorlar ki, ‘Orası başkası tarafından yakın zamanda satın alınmış.’ Kardeşim Demirören adı orada durdukça girmiyoruz. Tabelayı değiştir girelim.”
“İLK İCRAATLARI KENT LOKANTASINI KAPATMAK OLDU”
“Bugüne kadar büyük emekler, büyük gayretlerle, büyük hizmetler verildi. Kayyıma kalkışıldı. Sayenizde, sayelerinde, 10 milyonlar sayesinde engel olundu. Bakın kayyım olursa ne olurmuş, biliyor musunuz? Dün Şişli Belediyesi’ne sabah 08.30’da kayyım atandı. İlk icraatı ne oldu, biliyor musunuz? Şişli Kent Lokantası’nı kapattılar. Bu yüzden Türkiye’nin dört bir yanına eğer yoksullar için, öğrenciler için, dar gelirliler için, asgari ücretliler için, emekliler için, ne yapılıyorsa devam etsin istiyorsanız Ekrem Başkan’a ve yol arkadaşlarına destek vereceksiniz. Aksi takdirde bu kayyımın gelip de ne yapacağı ortadadır. Kayyımın derdi artık vatandaşın değil, uzun süredir karnı aç kalan yandaşın doyurulmasıdır. Tayyip Bey’in kayyımından başka bir şey beklenmez. Sakın ha aldanıp da Tayyip Bey’in kayığına binip demokrasinden başka bir yere gidilemez. Sakın ha sakın.”
“GENCİMİZİ, POLİSİMİZİ İFTAR SOFRASINA DAVET EDİYORUZ”
“Bugün akşam bir davet var. Sabahleyin Ekrem Başkan’a gittim. Sıkı sıkı sarıldık. Size selamlarını getirdik. Bugün akşam yedinci gün. Yarın İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili’ni seçecek. Biz de İBB’yi Başkan Vekili’ne emanet ederek, daha sonra bambaşka, herhalde ilk ziyareti de gelenekselleşmiş şekilde Ekrem Başkanımızın memleketinde, Ekrem Başkanımızın ilçesinde, Murat Çalık Başkanımızın büyük bir heyecanla hazırladığı geleneksel iftarı için Kadir Gecesi’nde Beylikdüzü’nde olacağız. Ama bu akşama bir davet var. Bu akşam Ekrem Başkanımız bütün İstanbulluları, İstanbul’u sevenleri ve İstanbul’u koruyanları hep birlikte bir kez daha Saraçhane’ye, yedinci günde dünya tarihine aynı meydanda, aynı saatte ara vermeksizin, yedi gün üst üste aynı direnişi, aynı kararlılıkla göstermek için davet ediyor. Öncesinde gençlerimizi, polislerimizi ve demokratik barışçıl tepki göstermeye gelen herkesi Ekrem Başkanımızın iftar sofrasına davet ediyoruz. Saraçhane’de iftarımızı yapacağız. Bundan sonra Saraçhane, Ramazan boyunca farklı etkinliklerin, bayramda dünya siyasetinin, dünya tarihinin gördüğü en büyük kucaklaşmalardan birinin yapılacağı, Ekrem Başkanımızın İstanbullularla kendi Silivri’de, gönlü Saraçhane’de olacağı bir büyük hazırlığa hazırlanacak. O İl Başkanımıza, İstanbul Büyükşehir’e, hepimize emanet olacak. Bugün akşam Saraçhane’ye veda etmeye, Ekrem Başkanımızın emanetini yine İstanbul’un bir seçilmişine emanet etmeye, kayyıma karşı verilen bu büyük mücadelenin son akşamında dünya tarihine geçmek üzere tüm İstanbulluları Saraçhane’ye bekliyoruz. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ekrem Başkan’ın selamlarını, Cumhuriyet Halk Partisi’nin teşekkürünü iletiyorum. Grubumuzu burada ağırlayan İstanbullulara, demokrasiye sahip çıkan tüm Türkiye’ye teşekkür ediyorum. Gelenlere, seçenlere, tarihe geçenlere selam olsun.”
Yorumlar
Yorum Yapın
İlginizi Çekebilir
Fon Mağdurlarına 1 Milyon TL'ye Kadar Ödeme! Yeni Fon Yasası Yürürlüğe Girdi
Fon yasası yürürlüğe girdi. 455 bin 578 yatırımcıya 1 milyon TL'ye kadar ara ödeme yapılabilecek. İşte fon tasfiyesi ve ödeme şartları.
Fon yatırımcılarını yakından ilgilendiren düzenleme Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. 455 bin 578 yatırımcıyı kapsayan yeni yasayla, hak sahiplerine ilk aşamada 1 milyon liraya kadar ara ödeme yapılmasının önü açıldı. Ödemeler için kamu bütçesinden kaynak aktarılmayacak.
455 Bin 578 Yatırımcı İçin Yeni Dönem Başladı
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda kabul edilen 9 maddelik fon düzenlemesi, Resmî Gazete'de yayımlanmasının ardından yürürlüğe girdi.
AK Parti tarafından hazırlanan kanun, tasfiye sürecine alınan fonların varlıklarının değer kaybına uğramadan nakde dönüştürülmesini ve elde edilen tutarların hak sahiplerine dağıtılmasını amaçlıyor.
Düzenlemenin en dikkat çekici maddesi ise yüz binlerce yatırımcıya ara ödeme yapılabilmesinin önünü açması oldu.
Fon Mağdurlarına Ne Kadar Ödeme Yapılacak?
Yeni yasaya göre, hak sahiplerine ilk etapta kişi başına 1 milyon TL'ye kadar ara ödeme yapılabilecek.
Ancak bu tutar, her yatırımcıya doğrudan 1 milyon lira ödeneceği anlamına gelmiyor. Ödenecek miktar, yatırımcının fon işlemleri ve hesaplanacak hak sahipliği tutarına göre belirlenecek.
Ödeme hesabında yatırımcıların fonlara yatırdığı ve fonlardan çektiği paralar dikkate alınacak. Böylece net yatırım tutarı ortaya çıkarılacak ve hesaplamaya enflasyon farkı da eklenecek.
Ödemeler Devlet Bütçesinden Karşılanmayacak
Düzenlemede öne çıkan bir diğer ayrıntı ise ödemelerin finansmanı oldu.
Kanuna göre yatırımcılara yapılacak ara ödemelerde kamu kaynakları kullanılmayacak.
Tasfiye kapsamındaki fonlardan elde edilecek gelirler, hak sahiplerinin zararlarının karşılanmasında değerlendirilecek.
TMSF Fon Varlıklarını Nakde Dönüştürecek
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), düzenleme kapsamında önemli bir görev üstlenecek.
Tasfiye edilen fonların bünyesinde bulunan hisse senetleri, devlet tahvilleri, taşınmazlar ve ekonomik değere sahip diğer varlıklar nakde çevrilebilecek.
Bu işlemlerden sağlanacak kaynak, oluşturulacak geri kazanım sistemi üzerinden yatırımcıların zararlarının giderilmesi amacıyla kullanılacak.
Gerçeğe Aykırı Kazançlar İçin İade Mekanizması
Yeni düzenleme, fonların gerçek değerini yansıtmayan işlemler sonucunda kazanç elde eden kişileri de kapsıyor.
Gerçeğe aykırı fon değerleri üzerinden gelir sağladığı belirlenen kişiler için isteğe bağlı iade mekanizması oluşturulacak.
Bu sistemle geri kazanılan tutarların da yatırımcıların zararlarının karşılanmasına katkı sağlaması hedefleniyor.
Kimler Ödeme Alamayacak?
Kanun, tüm yatırımcıların aynı koşullarda ödeme almasını öngörmüyor.
Piyasa bozucu işlemlere karıştığı belirlenen kişiler, geri kazanım hesabından yapılacak ödemelerden yararlanamayacak.
Ayrıca portföy yönetim şirketlerinin fon zararları ve eksik tasfiye bakiyelerine ilişkin sorumlulukları da düzenleme kapsamında ele alınıyor.
Bloke Edilen İşlemler de Tasfiyeye Dahil Edildi
TBMM Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında kabul edilen önergeyle, bloke edilen işlemlerin de tasfiye kapsamında değerlendirilmesi kararlaştırıldı.
Böylece ödeme ve tasfiye hesaplamalarında dikkate alınacak işlemlerin kapsamı genişletildi.
Fon Ödemeleri Ne Zaman Başlayacak?
Kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte ara ödemelerin yapılabilmesi için yasal zemin oluşturuldu.
Ancak ödeme takvimi, başvuru şartları ve hak sahiplerinin izleyeceği işlemlere ilişkin ayrıntıların ilgili kurumların açıklamalarıyla netleşmesi bekleniyor.
455 bin 578 yatırımcıyı ilgilendiren düzenlemenin uygulama süreci, fonlarda birikimi bulunan vatandaşlar tarafından yakından takip ediliyor.
CHP İstanbul İl Başkanı Mehmet Ali Yüksel Tokat Günleri’nde Vatandaşlarla Buluştu: Birlik ve Dayanışma Mesajı
İstanbul’da düzenlenen 7. Tokat Günleri’ne katılan CHP’li Mehmet Ali Yüksel, emek, eşit yurttaşlık, halkçılık ve dayanışma mesajları verdi.
İstanbul’da düzenlenen 7. Tokat Günleri etkinliğine katılan Mehmet Ali Yüksel, Tokatlı vatandaşlarla bir araya geldi. Etkinlikte emek, eşit yurttaşlık, demokrasi ve toplumsal dayanışma konularına değinen Yüksel, halkçılık anlayışının vatandaşların sorunlarına sahip çıkmayı gerektirdiğini vurguladı.
İstanbul Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi’nde gerçekleştirilen 7. Tokat Günleri, Tokat’ın kültürel değerlerini, geleneklerini ve hemşehri dayanışmasını İstanbul’da buluşturdu.
Etkinliğe katılan CHP’li Mehmet Ali Yüksel, CHP Tokat İl Başkanı Ender Ergün ile birlikte vatandaşlarla görüşerek katılımcılarla sohbet etti. Organizasyonda Tokat’ın kültürel mirası ve İstanbul’da yaşayan Tokatlıların toplumsal yaşama katkıları gündeme geldi.
Mehmet Ali Yüksel’den Tokatlılara Halkçılık Mesajı
Tokat’ın tarımsal üretimine, geleneksel el sanatlarına ve kültürel birikimine dikkat çeken Yüksel, konuşmasında emek ve sosyal adalet kavramlarını öne çıkardı.
Tokat’ın çiftçilerin emeği, kadınların üretimi ve halkın kültürel değerleriyle önemli bir mirasa sahip olduğunu belirten Yüksel, Cumhuriyet’in temel kazanımlarının toplumun bütün kesimlerinin yaşamına yansıması gerektiğini ifade etti.
Yüksel, halkçılık anlayışını şu sözlerle anlattı:
“Halkçılık, yalnızca halktan söz etmek değil, halkın derdini kendi derdi bilmektir.”
“İstanbul’un Gücü, Bu Şehre Emek Veren İnsanlardan Geliyor”
İstanbul’un farklı bölgelerden gelen vatandaşların katkılarıyla büyüyen bir şehir olduğunu belirten Yüksel, Tokatlıların da kentin ekonomik, sosyal ve kültürel hayatında önemli bir yere sahip olduğunu söyledi.
İstanbul’un kimliğinin yalnızca tarihî yapılarından ve doğal güzelliklerinden oluşmadığını dile getiren Yüksel, kente emeğini ve kültürünü taşıyan insanların İstanbul’un gelişiminde belirleyici rol oynadığını vurguladı.
Yüksel, herkesin kendisini eşit, özgür ve güvende hissedebileceği bir kent yaşamının önemine dikkat çekti.
Tokat Günleri’nde Kültür ve Hemşehri Dayanışması Öne Çıktı
Tokat’ın yöresel kültürünün İstanbul’a taşındığı organizasyonda hemşehri buluşmalarının toplumsal dayanışmayı güçlendiren yönü de ele alındı.
Yüksel, farklı şehirlerden gelen vatandaşların ortak kültürel değerler etrafında bir araya gelmesinin önemine işaret ederek daha fazla kardeşlik, demokrasi, adalet ve dayanışma çağrısında bulundu.
Tokat kültürünün yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması amacıyla çalışma yürüten derneklere teşekkür eden Yüksel, organizasyonda emeği bulunanlara da şükranlarını iletti.
MHP Beylikdüzü İlçe Başkanı Özkan Eremsayın’ın Kayınpederi Son Yolculuğuna Uğurlandı
MHP Beylikdüzü İlçe Başkanı Özkan Eremsayın’ın kayınpederi İsmail Murtazaoğlu, cenaze töreninin ardından Yakuplu Mezarlığı’nda toprağa verildi.
MHP Beylikdüzü İlçe Başkanı Özkan Eremsayın’ın kayınpederi İsmail Murtazaoğlu, bir süredir tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. Murtazaoğlu, Beylikdüzü’nde düzenlenen cenaze töreninin ardından Yakuplu Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Beylikdüzü İlçe Başkanı Özkan Eremsayın ve ailesi, kayınpederi İsmail Murtazaoğlu’nun vefatıyla büyük üzüntü yaşadı.
Bir süredir sağlık sorunları nedeniyle hastanede tedavi altında bulunan Murtazaoğlu’nun hayatını kaybetmesinin ardından cenaze töreni Beylikdüzü’nde gerçekleştirildi.
İsmail Murtazaoğlu Yakuplu Mezarlığı’nda Toprağa Verildi
İsmail Murtazaoğlu için 25 Ekim 2026 Pazar günü Beylikdüzü Fatih Sultan Mehmet Camii’nde cenaze töreni düzenlendi.
İkindi namazının ardından kılınan cenaze namazı sonrasında Murtazaoğlu’nun naaşı, Yakuplu Mezarlığı’na götürülerek defnedildi.
MHP Beylikdüzü İlçe Başkanlığı’ndan Taziye Mesajı
MHP Beylikdüzü İlçe Başkanlığı da İsmail Murtazaoğlu’nun vefatı üzerine bir başsağlığı mesajı yayımladı.
Yapılan açıklamada, merhumun vefatından duyulan üzüntü dile getirilirken başta İlçe Başkanı Özkan Eremsayın olmak üzere Murtazaoğlu ailesine, yakınlarına ve sevenlerine sabır temennisinde bulunuldu.
Arka Haber ailesi olarak merhum İsmail Murtazaoğlu’na Allah’tan rahmet, MHP Beylikdüzü İlçe Başkanı Özkan Eremsayın’a ve kederli ailesine başsağlığı diliyoruz.
Bakan Ersoy: Ziya Gökalp, Cumhuriyet’in Fikrî Temellerinin Oluşumuna Katkı Sağladı
Bakan Mehmet Nuri Ersoy, Ziya Gökalp'in Cumhuriyet'in fikrî temellerine katkısını anlattı. Millî Kütüphane'de Ziya Gökalp Sergisi ziyaretçilerle buluştu.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Ziya Gökalp’in doğumunun 150. yılı kapsamında düzenlenen “Millî Kütüphane Hazineleri: Ziya Gökalp Sergisi ve Paneli”ne katıldı. Gökalp’in Türk düşünce ve kültür hayatındaki önemine dikkat çeken Ersoy, Cumhuriyet’in devlet felsefesinin oluşumunda düşünürün önemli katkıları bulunduğunu vurguladı.
Ziya Gökalp'in 150. Doğum Yılı Millî Kütüphane'de Anıldı
Türk düşünce tarihinin önemli isimlerinden Ziya Gökalp, doğumunun 150. yılı dolayısıyla Millî Kütüphane'de düzenlenen sergi ve panel programıyla anıldı.
Programa katılan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Gökalp'in Türk milletinin kimliği, dili, kültürü ve medeniyet anlayışının şekillenmesindeki rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Tarihin kritik dönemlerinde toplumlara yön veren fikir insanlarının millî hafızanın korunmasında önemli bir yere sahip olduğunu belirten Ersoy, bu şahsiyetlerin eserlerinin gelecek kuşaklara aktarılmasının kültürel bir sorumluluk olduğunu ifade etti.
Bakan Ersoy: Cumhuriyet'in Devlet Felsefesine Önemli Katkılar Sundu
Ziya Gökalp'in Osmanlı Devleti'nin son döneminden Cumhuriyet'e uzanan tarihî süreçte Türk fikir hayatının önde gelen isimlerinden biri olduğunu belirten Bakan Ersoy, düşünürün millî kültür ile çağdaş medeniyet arasında kurmaya çalıştığı ilişkiye dikkat çekti.
Ersoy, Gökalp'in Cumhuriyet'in fikrî temellerine katkısını şu sözlerle anlattı:
“Türk milletinin kimliği, dili, kültürü, eğitimi ve medeniyet tasavvuru üzerine geliştirdiği fikirleri sistemleştiren Gökalp, millî kültür ile çağdaş medeniyet arasında kurmaya çalıştığı sentezle yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin devlet felsefesinin ve ülküsünün oluşumuna ciddi katkılar sunmuştur.”
Gökalp'in yalnızca yaşadığı dönemin sorunlarına çözüm aramadığını, aynı zamanda Türk toplumunun geleceğine ilişkin düşünsel bir çerçeve oluşturduğunu belirten Ersoy, eserlerinin Türk düşünce tarihinde önemli bir yere sahip olduğunu söyledi.
Ziya Gökalp'in Eserleri Beş Türk Lehçesinde Yayımlandı
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Ziya Gökalp'in fikirlerinin daha geniş kitlelere ulaştırılması amacıyla çeşitli kültürel çalışmalar yürütüldüğünü belirten Ersoy, düşünürün önemli eserlerinden “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak”ın beş Türk lehçesinde yayımlandığını hatırlattı.
Eserin Özbek, Kazak, Azerbaycan, Kırgız ve Türkmen Türkçelerinde yayımlanmasının, Gökalp'in düşüncelerinin Türk dünyasında daha geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmasına katkı sağlamasının hedeflendiğini ifade etti.
Millî Kütüphane'de Ziya Gökalp Sergisi Beş Bölümden Oluşuyor
Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan “Millî Kütüphane Hazineleri: Ziya Gökalp Sergisi”, düşünürün hayatını ve fikrî mirasını farklı yönleriyle ziyaretçilere sunuyor.
Millî Kütüphane koleksiyonlarından yararlanılarak oluşturulan sergi, beş ana bölümden oluşuyor:
Ziya Gökalp'in Hayatı
Eserleri ve Fikrî Dünyası
Türk Siyasi Hayatına Etkileri ve İdari Görevleri
Düşünce Dünyamıza Yansımaları ve Hakkında Yazılanlar
Ziya Gökalp Haberleri
Sergide Gökalp'in yaşamı, edebî eserleri, siyasi faaliyetleri ve sonraki kuşaklar üzerindeki düşünsel etkileri kapsamlı biçimde ele alınıyor.
Ziya Gökalp'in İlk Baskı Eserleri ve Tarihî Belgeleri Sergileniyor
Millî Kütüphane'de hazırlanan sergi, Ziya Gökalp'in şahsi hayatına ve düşünce dünyasına ışık tutan çok sayıda tarihî belgeyi bir araya getiriyor.
Gökalp'in şiirleri, fikir yazıları, eserlerinin ilk baskıları, farklı dönemlerde yayımlanan kitapları ve hayatına ilişkin fotoğraflar ziyaretçilerin incelemesine sunuluyor.
Sergide ayrıca dönemin gazeteleri, süreli yayınlar, posta pulları, afişler, kartpostallar ve çeşitli arşiv belgeleri de yer alıyor.
Bu koleksiyon aracılığıyla yalnızca Ziya Gökalp'in hayatı değil, Osmanlı Devleti'nin son dönemi ile Cumhuriyet'in kuruluş yıllarındaki kültürel ve düşünsel atmosfer de yansıtılıyor.
Millî Kütüphane'nin 80. Yılına Özel Kültür Etkinlikleri
Bakan Ersoy, Ziya Gökalp Sergisi'nin Millî Kütüphane'nin 80. yılı kapsamında gerçekleştirilen “Millî Kütüphane Hazineleri” etkinlik serisinin önemli bir parçası olduğunu belirtti.
Bir yıldır sürdürülen etkinliklerle Millî Kütüphane koleksiyonlarında bulunan tarihî eserlerin, belgelerin ve kültürel mirasın vatandaşlarla buluşturulmasının amaçlandığını ifade etti.
Ersoy, bu çalışmaların Türk kültür ve düşünce tarihinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacağını dile getirdi.
Bakan Ersoy'dan Vatandaşlara Ziya Gökalp Sergisi Daveti
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türk tarihine, edebiyatına ve kültürüne ilgi duyan vatandaşları Millî Kütüphane Sergi Salonu'nda hazırlanan koleksiyonu görmeye davet etti.
Ziya Gökalp'in düşüncelerinin genç nesillere aktarılmasının önemine dikkat çeken Ersoy, serginin Cumhuriyet'in fikrî arka planının ve millî kültür anlayışının daha iyi kavranmasına katkı sağlamasını temenni etti.
Bakan Ersoy, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Ziya Gökalp'i ve onun şahsında Türk fikir hayatına, edebiyat ve kültürüne yön vermiş, değer katmış, zengin kılmış bütün geçmişlerimizi rahmetle, saygıyla, minnetle yâd ediyorum.”
Ziya Gökalp Kimdir?
1876 yılında Diyarbakır'da dünyaya gelen Ziya Gökalp, Türk sosyolojisinin öncü isimlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Şair, yazar, sosyolog ve düşünür kimliğiyle tanınan Gökalp, özellikle Türk milliyetçiliği, millî kültür, eğitim ve toplumsal yapı üzerine geliştirdiği fikirlerle Türk düşünce tarihinde önemli bir yer edindi.
“Türkçülüğün Esasları”, “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” ve “Kızıl Elma” gibi eserleriyle tanınan Gökalp, 25 Ekim 1924 tarihinde İstanbul'da hayatını kaybetti.
Gökalp'in düşünceleri, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecinin fikrî ve kültürel boyutlarının anlaşılmasında bugün de incelenmeye devam ediyor.
Hemoroid Ameliyatı Ne Zaman Gerekir? Uzmanından Kritik Uyarılar
Hemoroid ameliyatı ne zaman gerekir? Doç. Dr. Aydıncan Akdur, basur belirtileri, ameliyat gerektiren durumlar ve iyileşme sürecini değerlendirdi.
Hemoroid (basur) hastalığı, makat bölgesinde kanama, ağrı, şişlik ve dışarı sarkma gibi şikâyetlerle yaşam kalitesini olumsuz etkileyebiliyor. Her hemoroid hastasının ameliyat olması gerekmiyor ancak ilerleyen vakalarda cerrahi müdahale gündeme gelebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Aydıncan Akdur, hemoroid ameliyatı kararında hastalığın derecesinin yanı sıra şikâyetlerin şiddeti ve hastanın yaşam kalitesinin de değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Hemoroid Ameliyatı Hangi Durumlarda Gerekli?
Toplumda basur olarak bilinen hemoroid hastalığı, yaygın görülen sağlık sorunları arasında yer alıyor. Özellikle uzun süreli kabızlık, dışkılama sırasında ıkınma ve bağırsak alışkanlıklarındaki düzensizlikler hemoroid şikâyetlerini artırabiliyor.
Hemoroid tedavisinde her hasta için ameliyat ilk seçenek olarak değerlendirilmiyor. Hastalığın erken evrelerinde beslenme düzenlemeleri, yaşam tarzı değişiklikleri ve cerrahi dışı tedavilerle şikâyetler kontrol altına alınabiliyor.
Ancak ileri dereceli hemoroidler, sık tekrarlayan kanamalar, makat bölgesinde dışarı sarkma ve uygulanan tedavilere rağmen devam eden yakınmalar cerrahi müdahale ihtiyacını gündeme getirebiliyor.
Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Aydıncan Akdur, ameliyat kararının hastanın mevcut şikâyetleri ve muayene bulguları doğrultusunda kişiye özel verilmesi gerektiğini belirtiyor.
Hemoroid Hastalığının Dört Evresine Dikkat!
Hemoroid hastalığında tedavi yönteminin belirlenmesinde hastalığın derecesi önemli rol oynuyor. İç hemoroidler, dışarı sarkma durumuna göre dört evrede değerlendiriliyor.
1. derece hemoroid: Hemoroid dokusu dışarı sarkmaz. Kanama ve hafif rahatsızlık görülebilir. Genellikle cerrahi dışı tedaviler tercih edilir.
2. derece hemoroid: Dışkılama sırasında dışarı çıkan hemoroid dokusu kendiliğinden içeri döner. Yaşam tarzı değişiklikleri ve uygun girişimsel yöntemler uygulanabilir.
3. derece hemoroid: Dışarı sarkan hemoroid dokusunun elle içeri itilmesi gerekebilir. Şikâyetlerin durumuna göre cerrahi tedavi değerlendirilebilir.
4. derece hemoroid: Hemoroid dokusu sürekli dışarıda kalabilir ve içeri gönderilemeyebilir. Belirgin şikâyetlerin bulunduğu hastalarda ameliyat daha önemli bir seçenek haline gelebilir.
Ancak hemoroidin derecesi tek başına ameliyat kararı verilmesi için yeterli değildir.
Sürekli Kanama ve Şiddetli Ağrıya Dikkat!
Hemoroid hastalarında tekrarlayan kanama, makat bölgesinde şişlik, dışarı sarkma ve günlük yaşamı etkileyen rahatsızlıklar tedavi planının yeniden değerlendirilmesini gerektirebiliyor.
Özellikle uzun süre devam eden kanamalar bazı hastalarda kansızlığa neden olabiliyor.
Bununla birlikte makattan gelen her kanamanın hemoroid kaynaklı olmadığı unutulmamalı. Bağırsak polipleri, anal fissür ve kolorektal kanser gibi farklı hastalıklar da benzer belirtilere yol açabiliyor.
Bu nedenle kanama şikâyeti bulunan kişilerin, belirtileri yalnızca basura bağlamadan uzman hekim tarafından değerlendirilmesi önem taşıyor.
Ameliyatsız Hemoroid Tedavisi Yeterli Olmazsa Ne Yapılır?
Hemoroid hastalığının erken dönemlerinde lif açısından zengin beslenme, yeterli sıvı tüketimi, kabızlığın önlenmesi ve tuvalet alışkanlıklarının düzenlenmesi önerilebiliyor.
Uygun hastalarda lastik bant ligasyonu, skleroterapi ve kızılötesi koagülasyon gibi cerrahi dışı işlemler de uygulanabiliyor.
Ancak ileri dereceli sarkmaların bulunduğu, iç ve dış hemoroidlerin birlikte belirginleştiği veya şikâyetlerin sürekli tekrar ettiği durumlarda bu yöntemler yeterli olmayabiliyor.
Bu aşamada hastanın genel sağlık durumu ve önceki tedavilere verdiği yanıt değerlendirilerek cerrahi seçenekler gündeme getirilebiliyor.
Hemoroid Ameliyatında Hangi Yöntemler Kullanılıyor?
Hemoroid ameliyatlarında hastalığın derecesine ve hastanın anatomik özelliklerine göre farklı cerrahi teknikler uygulanabiliyor.
Geleneksel hemoroidektomi, özellikle ileri dereceli ve büyük dış hemoroidlerin bulunduğu hastalarda tercih edilebilen yöntemler arasında yer alıyor.
Bazı hastalarda hemoroidal arter ligasyonu veya stapler hemoroidopeksi gibi alternatif cerrahi teknikler de değerlendirilebiliyor.
Ancak her yöntemin iyileşme süreci, ameliyat sonrası ağrı düzeyi ve hastalığın tekrarlama ihtimali açısından farklı özellikleri bulunuyor.
Bu nedenle ameliyat tekniğinin yalnızca daha az ağrılı olduğu düşüncesiyle değil, hastanın klinik durumuna göre belirlenmesi gerekiyor.
Tromboze Hemoroidlerde Acil Ameliyat Gerekir mi?
Makat çevresinde aniden ortaya çıkan şiddetli ağrı ve hassas şişlik, tromboze dış hemoroid belirtisi olabiliyor.
Bu durum, dış hemoroid damarlarında pıhtı oluşması sonucunda gelişiyor.
Ancak tromboze hemoroid bulunan her hastanın acil ameliyat olması gerekmiyor. Ağrının şiddeti, şikâyetlerin ne zaman başladığı ve muayene bulguları tedavi kararında belirleyici oluyor.
Özellikle yeni başlayan ve şiddetli ağrıya neden olan bazı vakalarda cerrahi müdahale değerlendirilebiliyor.
Ateş, giderek artan ağrı ve makat çevresinde yaygın kızarıklık gibi belirtilerin ise anal apse gibi farklı hastalıklardan kaynaklanabileceği belirtiliyor. Bu durumlarda gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor.
Hemoroid Ameliyatı Sonrası İyileşme Kaç Gün Sürer?
Hemoroid ameliyatı sonrası iyileşme süresi, uygulanan cerrahi yönteme ve hastanın genel sağlık durumuna göre değişiklik gösterebiliyor.
Özellikle klasik hemoroidektomi sonrasında ilk günlerde ağrı, hassasiyet ve dışkılama sırasında rahatsızlık yaşanabiliyor.
İyileşme sürecinde yeterli sıvı tüketimi, lifli beslenme ve hekimin önerdiği bakım uygulamaları önem taşıyor.
Bazı hastalarda günlük yaşama dönüş daha kısa sürede gerçekleşirken, fiziksel güç gerektiren işlerde çalışan kişilerin daha uzun süre dinlenmesi gerekebiliyor.
Ameliyat sonrasında yoğun kanama, yüksek ateş, idrar yapamama veya kontrol edilemeyen ağrı görülmesi halinde derhal tıbbi değerlendirme yapılması gerekiyor.
Hemoroid Ameliyatı Sonrası Hastalık Tekrarlar mı?
Hemoroid ameliyatı sonrasında şikâyetler büyük ölçüde azalabilse de hastalığın yeniden ortaya çıkma ihtimali tamamen ortadan kalkmıyor.
Özellikle kronik kabızlık, uzun süre ıkınma ve tuvalette gereğinden fazla vakit geçirme gibi alışkanlıkların devam etmesi, hemoroid şikâyetlerinin tekrarlamasına katkıda bulunabiliyor.
Bu nedenle ameliyat sonrasında da sağlıklı bağırsak alışkanlıklarının sürdürülmesi önem taşıyor.
Uzmanından Uyarı: Hemoroid Ameliyatı Kararı Kişiye Özel Verilmeli
Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Aydıncan Akdur, hemoroid ameliyatı kararında hastalığın derecesi kadar hastanın yaşadığı şikâyetlerin ve yaşam kalitesindeki etkilenmenin de dikkate alınması gerektiğini belirtiyor.
Özellikle sürekli tekrarlayan kanamalar, ileri dereceli sarkmalar ve diğer tedavilerle kontrol altına alınamayan yakınmalar cerrahi tedavi ihtiyacının değerlendirilmesine neden olabiliyor.
Hemoroid hastalığında erken tanı, doğru tedavi yöntemi ve kişiye özel planlama, hastaların yaşam kalitesinin korunmasında önemli rol oynuyor.
Uzmanlar, makat bölgesinde kanama, şişlik veya ağrı şikâyeti yaşayan kişilerin kendi kendilerine teşhis koymak yerine genel cerrahi uzmanına başvurmaları gerektiğini vurguluyor.
Doğal Burun Estetiğinde Yeni Yaklaşım: Rinoplastide Yüz Uyumu ve Sağlıklı Nefes Ön Planda
Doğal burun estetiğinde yüz uyumu ve sağlıklı nefes alma neden önemli? Prof. Dr. Seçkin Ulusoy'un uzmanlık alanı rinoplastide merak edilenler.
Burun estetiğinde doğal görünüm, son yıllarda rinoplasti ameliyatlarının en çok önem verilen hedefleri arasında yer alıyor. Kulak Burun Boğaz ve Rinoplasti Uzmanı Prof. Dr. Seçkin Ulusoy'un çalışma alanları arasında bulunan doğal burun estetiğinde, yüz hatlarıyla uyumlu bir görünüm elde edilmesi kadar burun anatomisinin ve solunum fonksiyonlarının korunması da önem taşıyor.
Burun Estetiğinde Doğal Görünüm Neden Önemli?
Burun estetiği olarak bilinen rinoplasti ameliyatlarında estetik anlayış değişiyor. Geçmişte burun küçültme ve belirgin şekil bozukluklarını giderme hedefleri öne çıkarken günümüzde kişinin yüz hatlarıyla uyumlu, dengeli ve doğal görünümlü sonuçlar elde edilmesi amaçlanıyor.
Yüzün merkezinde bulunan burun; alın, gözler, dudaklar ve çene ile birlikte yüz ifadesini doğrudan etkiliyor. Bu nedenle rinoplasti ameliyatlarında yalnızca burnun şekli değil, yüzün genel anatomik yapısı da değerlendiriliyor.
Kulak Burun Boğaz ve Rinoplasti Uzmanı Prof. Dr. Seçkin Ulusoy'un çalışma alanlarından biri olan doğal burun estetiğinde, kişiye özel cerrahi planlama önemli bir yer tutuyor.
Her Yüz Tipine Aynı Burun Şekli Uygulanabilir mi?
Uzmanlık alanındaki genel cerrahi yaklaşımlara göre, burun estetiğinde herkese aynı burun modelinin uygulanması doğal sonuçlar açısından uygun olmayabiliyor.
Her bireyin yüz kemikleri, burun kıkırdakları, cilt kalınlığı ve yüz oranları farklı özellikler taşıyor. Bu nedenle bir kişide estetik açıdan dengeli görünen burun şekli, başka bir kişinin yüz hatlarıyla aynı uyumu sağlamayabiliyor.
Ameliyat öncesi değerlendirmede yüzün uzunluğu ve genişliği, alın ve çene oranları, burun sırtının yapısı, burun ucunun konumu ve cilt özellikleri dikkate alınıyor.
Kişiye özel planlama, estetik beklentiler ile anatomik sınırların birlikte değerlendirilmesini amaçlıyor.
Burun Estetiğinde Nefes Alma Fonksiyonu Korunmalı
Rinoplasti ameliyatlarında dikkat edilmesi gereken konuların başında burnun solunum fonksiyonlarının korunması geliyor.
Burun kemikleri ve kıkırdakları yalnızca dış görünümü belirlemiyor, aynı zamanda hava yolunun yapısal bütünlüğünde de önemli rol oynuyor.
Cerrahi müdahale sırasında burun sırtının aşırı daraltılması veya burun ucundaki destek dokularının zayıflatılması, bazı hastalarda nefes alma güçlüğüne neden olabiliyor.
Bu nedenle ameliyat öncesinde septum deviasyonu olarak bilinen burun içi eğrilikler ve nazal valf sorunları gibi solunumu etkileyebilecek yapısal problemler de değerlendiriliyor.
Gerekli görülen hastalarda estetik düzenlemelerle birlikte fonksiyonel cerrahi işlemler planlanabiliyor. Ancak her rinoplasti ameliyatının nefes alma sorunlarını tamamen ortadan kaldıracağı garanti edilemiyor.
Kalın ve İnce Cilt Burun Estetiği Sonucunu Etkiliyor
Burun estetiğinde cilt yapısı, ameliyat sonrasında elde edilecek görünümü etkileyen önemli faktörler arasında bulunuyor.
İnce cilt yapısına sahip kişilerde burun kemikleri ve kıkırdaklarında yapılan değişiklikler daha belirgin görülebiliyor. Bu durum, küçük yüzey düzensizliklerinin fark edilmesine neden olabiliyor.
Kalın ciltli kişilerde ise cerrahi değişikliklerin dışarıdan belirginleşmesi daha sınırlı olabiliyor. Özellikle burun ucundaki ödemin azalması ve dokuların son şeklini alması daha uzun sürebiliyor.
Bu nedenle rinoplasti planlamasında cilt kalınlığının ve dokuların yapısal özelliklerinin değerlendirilmesi önem taşıyor.
Açık ve Kapalı Rinoplasti Arasındaki Farklar Neler?
Burun estetiği ameliyatlarında hastanın anatomik özelliklerine ve cerrahi ihtiyaçlarına göre farklı teknikler kullanılabiliyor.
Açık rinoplasti, burun ucundaki yapılara daha geniş bir görüş alanından ulaşılmasına olanak tanıyor.
Kapalı rinoplasti yönteminde ise cerrahi kesiler burun deliklerinin içerisinden gerçekleştiriliyor.
Kemik yapıların şekillendirilmesinde bazı vakalarda piezo olarak bilinen ultrasonik cerrahi teknolojisinden de yararlanılabiliyor.
Ancak doğal görünümün elde edilmesi yalnızca kullanılan tekniğe bağlı değil. Hastanın anatomisi, cerrahi planlama, doku desteğinin korunması ve iyileşme süreci de sonuç üzerinde etkili oluyor.
Burun Estetiği Öncesinde Dijital Simülasyon Kullanılıyor
Rinoplasti ameliyatı öncesinde kullanılan dijital simülasyon ve fotoğraf analizleri, hastaların beklentilerini cerrahlarıyla daha açık biçimde değerlendirmelerine yardımcı olabiliyor.
Bu yöntemlerle burun sırtında, burun ucunda ve yüz profilinde planlanan değişikliklerin olası görünümü incelenebiliyor.
Ancak dijital simülasyonların ameliyat sonrasında ortaya çıkacak sonucu kesin olarak göstermediği belirtiliyor.
Cerrahi sonuçlar; kişinin anatomik özelliklerine, iyileşme sürecine ve dokuların verdiği yanıta bağlı olarak değişebiliyor.
Burun Estetiği Sonrası İyileşme Ne Kadar Sürüyor?
Burun estetiği ameliyatlarından sonra iyileşme süreci kişiden kişiye farklılık gösteriyor.
Ameliyatın ilk haftalarında burun çevresinde şişlik, ödem ve geçici sertlik görülebiliyor. Özellikle burun ucundaki ödemin azalması diğer bölgelere göre daha uzun sürebiliyor.
Burnun nihai görünümünün ortaya çıkması çoğu hastada yaklaşık bir yılı bulabiliyor. Kalın cilt yapısına sahip kişilerde ve bazı cerrahi işlemler sonrasında bu süreç daha uzun devam edebiliyor.
İyileşme döneminde doktorun önerdiği bakım kurallarına uyulması, burnun darbelerden korunması ve kontrol muayenelerinin aksatılmaması önem taşıyor.
Doğal Burun Estetiğinde Kişiye Özel Planlama Öne Çıkıyor
Günümüzde doğal burun estetiği, yalnızca burnun küçültülmesini veya şeklinin değiştirilmesini değil, yüzün genel yapısıyla uyumlu bir görünüm oluşturulmasını hedefliyor.
Prof. Dr. Seçkin Ulusoy'un uzmanlık alanları arasında yer alan rinoplastide de değerlendirilen kişiye özel cerrahi planlama yaklaşımı, yüz oranlarının, cilt yapısının ve burun fonksiyonlarının birlikte ele alınmasına dayanıyor.
Uzmanlık alanındaki genel tıbbi yaklaşımlar, burun estetiği yaptırmayı düşünen kişilerin ameliyat öncesinde beklentilerini, anatomik özelliklerini ve olası cerrahi riskleri uzman hekimleriyle ayrıntılı şekilde değerlendirmelerinin önemine işaret ediyor.
Doğal görünüm ve sağlıklı nefes alma fonksiyonunun birlikte gözetilmesi, başarılı bir rinoplasti planlamasının temel hedefleri arasında bulunuyor
Ağrı ve Kars'ta Şap Hastalığı Alarmı: Hayvan Pazarları Kapatıldı, Yetiştiricilere Kritik Uyarı!
Ağrı ve Kars'ta şap hastalığı alarmı. Hayvan pazarları kapatıldı. Veteriner Hekim Ümit Cem Aksoy'dan yetiştiricilere kritik korunma uyarıları. Kopyala
Ağrı ve Kars'ta şap hastalığına karşı alınan önlemler gündemdeki yerini koruyor. Hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla hayvan pazarlarının kapatıldığı bildirilirken, Ağrı'da 111 bin 782 hayvanın aşılandığı açıklandı. Veteriner Hekim Ümit Cem Aksoy, şap hastalığıyla mücadelede üç temel kuralın ayırma, temizlik ve dezenfeksiyon olduğunu vurguladı.
Ağrı ve Kars'ta Şap Hastalığına Karşı Önlemler Artırıldı
Türkiye'de hayvancılık sektörünü tehdit eden şap hastalığı, özellikle büyükbaş hayvan yetiştiricileri açısından ciddi riskler oluşturmaya devam ediyor.
Ağrı ve Kars'ta hastalığın yayılması üzerine hayvan pazarlarının kapatıldığı belirtilirken, Ağrı İl Hayvan Borsası'nın kapalı kalma süresinin uzatıldığı bildirildi.
Paylaşılan bilgilere göre Ağrı'da 1 Eylül'den itibaren yürütülen aşılama çalışmaları kapsamında toplam 111 bin 782 hayvana şap aşısı uygulandı.
Şap Hastalığı Süt Verimini Düşürüyor, Ekonomik Kayıplara Yol Açıyor
Fatro & Güneşli Hayvan Sağlığı Genel Müdür Yardımcısı, Veteriner Hekim Ümit Cem Aksoy, şap hastalığının hayvan sağlığının yanı sıra üreticilerin ekonomik faaliyetlerini de olumsuz etkilediğine dikkat çekti.
Hastalığın oldukça bulaşıcı olduğunu belirten Aksoy, özellikle büyükbaş hayvanlarda süt veriminde azalma, yem tüketiminde düşüş ve ciddi sağlık sorunları görülebildiğini ifade etti.
Şap hastalığının belirtileri arasında yüksek ateş, ağız içinde yaralar ve su dolu kabarcıklar, aşırı salya akıntısı, ayaklarda lezyonlar, meme yaraları ve iştahsızlık bulunuyor.
Hastalığın genç hayvanlarda ölümlere kadar varabilen sonuçlar doğurabileceği belirtiliyor.
Veteriner Hekim Aksoy: Üç Temel Kurala Dikkat!
Şap hastalığının kontrol altına alınmasında biyogüvenlik önlemlerinin hayati önem taşıdığını vurgulayan Veteriner Hekim Ümit Cem Aksoy, yetiştiricilere önemli uyarılarda bulundu.
Aksoy, hastalığın yalnızca enfekte hayvanlarla doğrudan temas sonucunda bulaşmadığını, virüsün araçlar, ekipmanlar, kıyafetler ve hayvan nakil araçları aracılığıyla da taşınabildiğini belirtti.
Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü'nün biyogüvenlik yaklaşımına dikkat çeken Aksoy, mücadelede üç temel ilkeyi şöyle sıraladı:
Ayırma: Hasta veya hastalık şüphesi taşıyan hayvanların sağlıklı hayvanlardan uzak tutulması.
Temizlik: Ahırların, sağım alanlarının, araçların ve kullanılan ekipmanların düzenli temizlenmesi.
Dezenfeksiyon: Temizlik sonrasında uygun dezenfektanlarla virüsün yayılma riskinin azaltılması.
Hayvan Alım-Satımı Durdurulmalı, Yeni Hayvanlar Karantinaya Alınmalı
Şap hastalığının işletmeler arasında yayılmasını önlemek amacıyla yetiştiricilerin dikkat etmesi gereken tedbirleri açıklayan Aksoy, hayvan hareketlerinin kontrol altına alınması gerektiğini vurguladı.
Yetiştiricilerin uygulaması gereken başlıca önlemler şöyle sıralandı:
Hastalık şüphesinde hayvan alım-satımı ve nakilleri durdurulmalı.
Hasta ve şüpheli hayvanlar diğerlerinden ayrılmalı.
İşletmeye yeni getirilen hayvanlar karantinaya alınmalı.
Ahır, sağım alanları ve ekipmanlar düzenli temizlenmeli.
Hayvan nakil araçlarının temizliği ve dezenfeksiyonu sağlanmalı.
Ortak mera ve hayvanların bir araya geldiği alanlardan kaçınılmalı.
Resmî aşılama programlarına eksiksiz uyulmalı.
İşletmeye giriş ve çıkışlar kontrollü gerçekleştirilmeli.
Şap Hastalığı Şüphesinde Yetkililere Derhal Haber Verilmeli
Veteriner Hekim Ümit Cem Aksoy, şap hastalığından şüphelenilen durumlarda yetiştiricilerin laboratuvar sonuçlarını beklemeden yetkili veterinerlik birimlerine bildirim yapması gerektiğini belirtti.
Erken bildirimin hastalığın kontrol altına alınmasında önemli rol oynadığını ifade eden Aksoy, şüpheli hayvanların başka işletmelere gönderilmemesi gerektiğinin altını çizdi.
Ayrıca hastalık şüphesi bulunan hayvanlardan elde edilen sütün satılmaması, başka sütlerle karıştırılmaması ve gübre ile diğer hayvansal materyallerin kontrolsüz biçimde işletme dışına çıkarılmaması gerektiğini söyledi.
Gelişigüzel Aşılama ve Dezenfeksiyon Uyarısı
Şap hastalığıyla mücadelede yanlış uygulamaların hastalığın kontrolünü zorlaştırabileceğini belirten Aksoy, veteriner hekim yönlendirmesi olmadan gelişigüzel aşılama ve dezenfeksiyon yapılmaması konusunda uyardı.
Numune alma, dezenfeksiyon ve aşılama işlemlerinin resmî veteriner hekimin talimatları doğrultusunda yürütülmesi gerektiğini vurguladı.
Henüz hastalık belirtisi göstermeyen hayvanların da virüsü taşıyabileceğine dikkat çeken Aksoy, sürü genelinde hareket kısıtlamalarının uygulanmasının önemini hatırlattı.
Şap Hastalığıyla Mücadelede Erken Müdahale Büyük Önem Taşıyor
Hayvancılık sektöründe ciddi ekonomik kayıplara neden olabilen şap hastalığına karşı aşılama, biyogüvenlik önlemleri ve erken bildirim büyük önem taşıyor.
Uzmanlar, yetiştiricilerin şüpheli vakaları gizlememesi, hayvan hareketlerine ilişkin kısıtlamalara uyması ve resmî veteriner hekimlerin yönlendirmeleri doğrultusunda hareket etmesi gerektiğini vurguluyor.
İstanbul Ticaret Odası'nda Seçim Heyecanı! Erdal Cevahiroğlu Yeniden Aday
Cevahiroğlu Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı ve Karadeniz Vakfı Genel Başkan Yardımcısı Erdal Cevahiroğlu, 45 No'lu Konut İnşaatı Grubundan yeniden meclis üyeliğine aday oldu.
HABER/NİLGÜN EGE
İstanbul Ticaret Odasında (İTO) 27 Ekim'de gerçekleştirilecek seçimler öncesinde iş dünyasında hareketlilik artıyor. İstanbul'un ticaret ve sanayi hayatında önemli bir yere sahip olan İTO'da yeni dönem meslek komitesi ve meclis üyeleri belirlenirken, mevcut meclis üyelerinden iş adamı Erdal Cevahiroğlu da yeniden aday oldu. Cevahiroğlu Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı ve Karadeniz Vakfı Genel Başkan Yardımcısı olan Cevahiroğlu, 45 No'lu Konut İnşaatı Meslek Grubunda yeni dönem için yarışacak.
İSTANBUL İŞ DÜNYASINDA GÖZLER 27 EKİM'E ÇEVRİLDİ
Türkiye'nin en köklü meslek kuruluşları arasında yer alan İstanbul Ticaret Odasında seçim takvimi işlemeye devam ediyor. 27 Ekim 2026 Salı günü Yeşilköy'deki İstanbul Fuar Merkezi'nde gerçekleştirilecek seçimlerde, farklı sektörleri temsil edecek meslek komitesi ve oda meclisi üyeleri belirlenecek.
İstanbul ekonomisinin ticaretten sanayiye, inşaattan hizmet sektörüne kadar geniş bir kesimini temsil eden İTO'da yapılacak seçimler, iş dünyasının gelecek dört yıllık dönemdeki temsil yapısını şekillendirecek.
Meslek komitesi ve meclis üyeliği seçimlerinin ardından 4 Kasım'da oda yönetiminin belirlenmesiyle seçim süreci tamamlanacak.
ERDAL CEVAHİROĞLU YENİDEN ADAY
Seçim sürecinde öne çıkan isimlerden biri de İstanbul Ticaret Odasının mevcut meclis üyelerinden Erdal Cevahiroğlu oldu.
45 No'lu Konut İnşaatı Meslek Grubunda komite üyeliği ve oda meclis üyeliği görevlerini sürdüren Cevahiroğlu, yeni dönemde de aynı meslek grubundan meclis üyeliğine adaylığını koydu.
Cevahiroğlu Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı olarak iş hayatını sürdüren Erdal Cevahiroğlu, aynı zamanda Karadeniz Vakfı Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürütüyor.
TRABZON'UN OF İLÇESİNDEN İSTANBUL'A UZANAN TİCARET YOLCULUĞU
Erdal Cevahiroğlu'nun başkanlığını yürüttüğü aile şirketinin ticari geçmişi 1940 yılına dayanıyor.
Trabzon'un Of ilçesinde ticari faaliyetlerine başlayan Cevahiroğlu ailesi, 1980'li yıllarda İstanbul'a açılarak tekstil sektöründe faaliyet göstermeye başladı. Ailenin ticaret hayatındaki önemli dönüm noktalarından biri ise 1990'lı yıllarda inşaat sektörüne yönelmesi oldu.
İstanbul'da konut üretimi ve yapı projeleriyle faaliyet alanını genişleten Cevahiroğlu İnşaat, zaman içerisinde inşaat sektörünün farklı alanlarında çalışmalar üstlendi.
Konut yapımının yanı sıra kentsel dönüşüm çalışmalarında da faaliyet gösteren şirket, mühendislik, mimarlık, yapı uygulamaları ve dekorasyon alanlarında hizmet veriyor.
Ailenin ticari faaliyetleri bugün inşaatın yanı sıra turizm, tekstil, endüstri ve kuyumculuk sektörlerini de kapsıyor.
KONUT ÜRETİMİ VE KENTSEL DÖNÜŞÜM GÜNDEMDE
İstanbul'da konut üretimi ve kentsel dönüşüm, hem kent ekonomisi hem de yapı güvenliği açısından önemini koruyor.
Özellikle deprem riski taşıyan yapı stokunun yenilenmesi, artan inşaat maliyetleri ve finansmana erişim sorunları, sektör temsilcilerinin gündemindeki başlıca konular arasında yer alıyor.
Cevahiroğlu İnşaat da İstanbul merkezli konut projeleri ve kentsel dönüşüm alanındaki faaliyetleriyle bu sektörün içinde yer alıyor.
İTO'nun 45 No'lu Konut İnşaatı Meslek Grubunda yapılacak seçimler, sektörde faaliyet gösteren işletmelerin yeni dönemde oda meclisinde kimler tarafından temsil edileceğini belirleyecek.
İTO'DA YENİ DÖNEMİN TEMSİLCİLERİ BELİRLENECEK
İstanbul Ticaret Odasında 27 Ekim'de kurulacak sandıklardan çıkacak sonuçlar, yeni dönem meslek komiteleri ve oda meclisinin yapısını ortaya koyacak.
İş dünyasının farklı sektörlerinden adayların yarışacağı seçimlerde, mevcut İTO Meclis Üyesi Erdal Cevahiroğlu da 45 No'lu Konut İnşaatı Meslek Grubundan yeniden aday olarak yer alacak.
ORTA DOĞU'DAKİ GERİLİM PETROL FİYATLARINI YÜKSELTTİ! BRENT 114 DOLARI AŞTI
Suudi Arabistan'daki enerji tesislerine yönelik saldırılar ve Orta Doğu'da artan gerilim, küresel petrol piyasalarında sert yükselişe neden oldu. Brent petrol 22 Ekim'de yüzde 4 artışla 113,17 dolardan kapanarak beş ayın en yüksek kapanış seviyesine ulaştı. 23 Ekim'de ise yükseliş devam etti ve fiyatlar 114 doların üzerine çıktı. Gelişmeler, Türkiye'de akaryakıt fiyatlarına olası etkileri de gündeme taşıdı.
PETROL FİYATLARINDA SERT YÜKSELİŞ
Küresel enerji piyasaları, Orta Doğu'da tırmanan askeri gerilim ve petrol arzının kesintiye uğrayabileceğine yönelik endişeler nedeniyle hareketli günler yaşıyor.
Suudi Arabistan'da petrol tesisleri ve stratejik noktalara yönelik saldırıların ardından uluslararası piyasalarda petrol fiyatları yükseldi.
Reuters'ın aktardığı verilere göre Brent petrolün varil fiyatı 22 Ekim Perşembe günü 4,35 dolar artarak 113,17 dolardan kapandı. Günlük yükseliş yaklaşık yüzde 4 olarak gerçekleşti.
Bu kapanış, Brent petrolün 4 Mayıs 2026'dan bu yana ulaştığı en yüksek kapanış seviyesi oldu.
BRENT 114 DOLARIN ÜZERİNE ÇIKTI
23 Ekim Cuma günü sabah saatlerinde Brent petrolün varil fiyatı 112,96 dolar seviyesinde işlem görürken, ilerleyen saatlerde yeniden yükselişe geçti.
Reuters'ın güncellenen piyasa verilerine göre Brent petrol 114,47 dolara, ABD Batı Teksas türü ham petrolü (WTI) ise 100,84 dolara yükseldi.
Piyasalardaki dalgalanma, yatırımcıların bölgedeki güvenlik gelişmelerine ve enerji sevkiyatına ilişkin açıklamalara odaklanmasına neden oldu.
SUUDİ ARABİSTAN'DAKİ SALDIRILAR PİYASALARI ETKİLEDİ
Petrol fiyatlarındaki yükselişin başlıca nedenleri arasında Yemen'deki Husilerin Suudi Arabistan'daki hedeflere yönelik saldırıları bulunuyor.
Suudi Arabistan'ın önemli petrol üretim noktalarından Şeybe (Shaybah) petrol sahasına yönelik saldırı, enerji altyapısının güvenliğine ilişkin endişeleri artırdı.
Suudi Arabistan makamları, saldırının ardından söz konusu sahadaki petrol üretiminin etkilenmediğini açıkladı.
Ancak saldırıların devam etme ihtimali, petrol arzına ilişkin risk algısını yükseltti.
ARAMCO GENEL MERKEZİNDE TAHLİYE TALİMATI
Gerilimin dikkat çeken gelişmelerinden biri de Suudi petrol şirketi Saudi Aramco'nun Dahran kentindeki genel merkezine ilişkin tahliye haberi oldu.
Reuters, şirket çalışanlarından genel merkezi boşaltmalarının istendiğini bildirdi.
Bu gelişme, petrol piyasalarında bölgedeki enerji tesislerinin güvenliğine yönelik kaygıları güçlendirdi.
Tahliye kararının petrol üretiminde doğrudan bir kesintiye yol açtığına ilişkin doğrulanmış bir bilgi ise bulunmuyor.
HÜRMÜZ BOĞAZI VE KIZILDENİZ'DEKİ RİSKLER
Orta Doğu, dünya petrol üretimi ve uluslararası enerji taşımacılığı açısından stratejik bir konumda bulunuyor.
Özellikle Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz'in güneyindeki Babülmendep Boğazı, petrol ve petrol ürünlerinin taşınmasında kritik güzergâhlar arasında yer alıyor.
Bu bölgelerdeki saldırılar veya deniz taşımacılığında yaşanabilecek aksamalar, enerji sevkiyatının maliyetini artırabiliyor.
Uzmanlar, petrol fiyatlarındaki yükselişte mevcut üretim kayıplarının yanı sıra gelecekte yaşanabilecek arz kesintilerine yönelik endişelerin de etkili olduğunu belirtiyor.
TÜRKİYE'DE AKARYAKIT FİYATLARI ETKİLENİR Mİ?
Uluslararası petrol fiyatlarındaki yükseliş, enerji ithalatçısı ülkeler arasında bulunan Türkiye açısından da önem taşıyor.
Ham petrol fiyatlarının yükselmesi, diğer koşulların değişmemesi halinde benzin ve motorin maliyetleri üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturabiliyor.
Ancak Türkiye'deki pompa fiyatları yalnızca Brent petrol fiyatına bağlı olarak belirlenmiyor.
Döviz kuru, uluslararası akaryakıt ürün fiyatları, vergiler ve dağıtım maliyetleri de fiyatlandırmada etkili oluyor.
Bu nedenle Brent petrolün 114 doların üzerine çıkması, benzin veya motorine otomatik olarak aynı oranda zam yapılacağı anlamına gelmiyor. Söz konusu yükselişe bağlı yeni bir akaryakıt zammının kesinleştiğine ilişkin doğrulanmış bir açıklama bulunmuyor.
GÖZLER ORTA DOĞU'DAKİ GELİŞMELERDE
Petrol piyasalarında önümüzdeki süreçte Suudi Arabistan'daki güvenlik gelişmeleri, bölgedeki askeri hareketlilik ve uluslararası enerji sevkiyatının durumu yakından izlenecek.
Gerilimin sürmesi halinde petrol fiyatlarında dalgalanmanın devam edebileceği belirtilirken, diplomatik gelişmeler ve enerji arzına ilişkin açıklamalar fiyatların yönü açısından belirleyici olacak.
ARKA HABER | EKONOMİ VE DÜNYA HABERLERİ
SUUDİ ARABİSTAN'DA PETROL DEVİNİN GENEL MERKEZİ TAHLİYE EDİLİYOR!
Suudi Arabistan'da art arda yaşanan saldırıların ardından ülkenin petrol devi Saudi Aramco'nun Dahran kentindeki genel merkezinde tahliye talimatı verildiği bildirildi. Reuters'a konuşan altı kaynak, çalışanlardan binayı boşaltmalarının ve uzaktan çalışmalarının istendiğini açıkladı. Karar, Dammam'daki havalimanı saldırısında 2 kişinin hayatını kaybetmesi ve 8 kişinin yaralanmasının ardından geldi.
İlk Yorum yapan siz olun!