CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "Ben daha önce yaptıklarımızı aynen sürdürmek üzere genel başkanlık yapacak olsam bu akışı değiştiremem. Parti 47 yıl sonra birinci parti olduysa farklı şeyler yaptığımız için oldu. Ben bir seçim başarısını tek başıma kendime, ekibe mal etmem. Doğru adaylar önemli, doğru kampanya önemli, konjektörün katkısı var. Ama şunu da kabul etmek lazım ki yeni bir siyaset izliyoruz ve sonuç aldığımızı görüyoruz" dedi.
(ANKARA) - CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "Ben daha önce yaptıklarımızı aynen sürdürmek üzere genel başkanlık yapacak olsam bu akışı değiştiremem. Parti 47 yıl sonra birinci parti olduysa farklı şeyler yaptığımız için oldu. Ben bir seçim başarısını tek başıma kendime, ekibe mal etmem. Doğru adaylar önemli, doğru kampanya önemli, konjektörün katkısı var. Ama şunu da kabul etmek lazım ki yeni bir siyaset izliyoruz ve sonuç aldığımızı görüyoruz" dedi. Özel, CHP'nin 7'nci Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Biz CHP'liler yalnızca halk için ayağa kalkarız" ifadelerine ilişkin; "Benim o tweette tek üzüldüğüm nokta, grubun ayağa kalkmayan milletvekilleri için kurduğu cümle, diğer milletvekillerim açısından son derece incitici. Ona çok üzüldüm. Bunun dışında hiçbir şey demem. Bundan sonra da saygıda kusur etmem, polemik yapmam" ifadelerini kullandı.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TV100'de Kübra Par ile Ana Haber programına katıldı. Özel, CHP'nin 7'nci Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun sosyal medya paylaşımını hakkında "Benim o tweette tek üzüldüğüm nokta, grubun ayağa kalkmayan milletvekilleri için kurduğu cümle, diğer milletvekillerim açısından son derece incitici. Ona çok üzüldüm" dedi.
"Sayın Abdullah Gül’e hep kalktık, Sayın Erdoğan’a da 2017’ye kadar kalkıyorduk"
Özel, "Dün Meclis'te CHP grubu olarak bir ilke imza attınız ve CHP grubu Cumhurbaşkanı Erdoğan Meclis'e girdiğinde ayağa kalktı, siz de kalktınız ceketinizi iliklediniz. Bu kararın, bu değişikliğin sebebi neydi?" sorusuna şu yanıtı verdi:
"Aslında ilk değil. Yani 2007 yılına kadar zaten kalkıyorduk. Sayın Abdullah Gül’e hep kalktık, Sayın Erdoğan’a da 2017’ye kadar kalkıyorduk. 2017’den sonra galiba, İsmail Saymaz da bugün hatırlatmış, bir 2021 istisnası var. 2021’de bir kalkmışız. Ama o zaman çok kalabalık katılmamışız falan herhalde, öyle bir şey var. Ama mesele şu, normalde aslında belki de şöyle bir şey olacak, bir parlamento geleneği bu. Bu tartışma 1946’ya dayanıyor. 1946’da İsmet Paşa, Cumhuriyet Halk Partili bir Cumhurbaşkanı. İçeri girince CHP Grubu ayağa fırlıyor ve hararetli alkışlıyor. Demokrat Parti grubu var artık, onlar oturuyorlar ve diyorlar ki milletin vekilleri kimsenin karşısında ayağa kalkmaz. 1950’den sonra bu sefer CHP muhalefette ve Demokrat Parti’den seçilen bir Cumhurbaşkanı var. Ve Cumhurbaşkanı salona girince CHP ayağa kalkıyor, tutanaklardan. Ama alkışlamıyor. Demokrat Partililer de sözlerin arkasında duruyor oturdukları yerden alkışlıyorlar. Ve bu kadar enteresan bir geçmişi var bu atışmanın ve süregeliyor, süregeliyor, süregeliyor. Şimdi geldiğimiz noktada 2007’den beri biz kalkmıyorduk. Bu tabii Genel Başkan'ın takdiri olarak daha önce Kemal Bey’in, eskiden kalkıyorduk bir tarihten sonra kalkmıyor, MYK’nın aldığı bir karar. O zaman da çok haklı söylemler vardı, ben de savundum. Yani şunu söyledik o zaman, bunları kimse eşelemiyor, dönülse bakılsa şunu dedik, 'OHAL’de yapılmış bir referandumla gelen bir cumhurbaşkanına biz artık ayağa kalkmıyoruz. Bu rejim tek adam yetkileri veriyor.' "
"Ben cumhurbaşkanlığı makamına saygılı davranacağımı söylemiştim, devam ediyorum"
Özel, "Grup Başkanvekiliyken bunu savunan Özgür Özel ne değişti de şimdi ayağa kalkmaya karar verdi?" sorusunu da şöyle yanıtladı:
"Partili bir cumhurbaşkanına ayağa kalkmıyoruz, bence kuvvetli argümanlar. Gerçekten referandum ve sonrasında yaşanan süreç, öncesi, sırası, sonrası, orada meşruiyet açısından çok ciddi sıkıntılar görüyorum ama bir gerçek var. Ben siyaseti sokakta yapıyorum, ben bu Meclis'in herkes de takdir eder, milletvekili ve grup başkanvekili sürecinde Türkiye’de en çok dolaşan, en çok halkla temas eden milletvekiliydim desem herhalde AK Parti’den de kimse karşı çıkmaz, CHP’den de çıkmaz. Ben siyaseti sokakta yapıyorum ve sokağın sesini dinlemenin şöyle bir faydası var. Yaptığınız işi, sonuç alıp almadığını size gösteriyor. Biz OHAL’deki referandumdan dolayı ve bir partinin genel başkanı olduğu için kalkmamakta bence çok haklıydık ama referandum, birinci seçim, ikinci seçimden sonra sokaktaki insanlar bizim kalkmamamızı, bu meşruiyet tartışmasından değil de Manisa’nın Çobanhisarı’nda Hacıaliler Köyü’ndeki AK Parti seçmeni diyor ki; benim seçtiğim Cumhurbaşkanı'na saygı göstermiyorsun. Ve bu CHP açısından bir dezavantaj. Ben daha önce yaptıklarımızı aynen sürdürmek üzere genel başkanlık yapacak olsam bu akışı değiştiremem. Parti 47 yıl sonra birinci parti olduysa farklı şeyler yaptığımız için oldu. Ben bir seçim başarısını tek başıma kendime, ekibe mal etmem. Doğru adaylar önemli, doğru kampanya önemli, konjektörün katkısı var. Ama şunu da kabul etmek lazım ki yeni bir siyaset izliyoruz ve sonuç aldığımızı görüyoruz. Bir 31 Mart’taki sonuç önemli, iki 31 Mart akşamı ben konuşmada şunu söyledim; o oyların hepsi bize verilmiş oylar değil. Bunun içinde her siyasi partiden oy var. O oyların kendi evlerine dönmeleri de gayet beklenen bir şey. Ama biz 31 Mart’tan beri de bambaşka bir siyaset izliyoruz. Aslında 5 Kasım’dan beri izliyoruz ve 31 Mart’tan sonra daha belirgin. Ve o siyaset anketlerde CHP’yi birinci parti olarak tutuyor. Bugün CHP kurulduğu gibi Türkiye’nin birinci partisi şu anda. Benim bu kararım makama saygı çünkü cumhurbaşkanlığı makamına saygıyı halk bekliyor. Ben de cumhurbaşkanlığı makamına saygılı davranacağımı söylemiştim, devam ediyorum. Ama bir kelime eksik muhalefet yapmıyorum.
Yerel seçimden sonra şöyle bir baktığınızda geçmişe iki, iki buçuk yıl hiç miting yapılmazken gelecek seçim yaklaşana kadar, ben yerel seçimden beri 11 tane miting yaptım. Atanmayan öğretmeninden emeklisine, işçiler için emekçi mitinginden Erdoğan’ın memleketi Rize‘de çay mitingine, kendi memleketimde tarım mitingine, Antep’te fıstık mitingine, Giresun’da fındık mitingine kadar 11 miting yaptım. Ve muhalefeten söyleyeceğim her şeyi söylüyorum ama bir şey yapmıyorum. Ben Erdoğan’a tazminat davası açmadım o da bana açmadı. Niye açmadık? Bir anlaşmamız olduğundan değil, hakaret etmiyorum, hakaret duymuyorum. Çok sert sözler oluyor, sinirlendiğimiz sözler oluyor ama Türkiye’de insanlar sorunlarının konuşulmasını istiyor, siyasetçilerin çıkardıkları, kendi yarattıkları gündemdeki kavgayı istemiyorlar. Bu olduğunda da kutuplaşma bugünkü iktidara yarıyor."
"Erdoğan’la çatışıyor olmanız AK Partili veya Cumhur İttifakına oy veren seçmeni tekrar orada kenetliyor"
"Aslında Erdoğan’la CHP’nin karşılıklı restleşmesi, CHP’nin sürekli Erdoğan’ı eleştirmesi AK Parti’ye mi yarıyor?" sorusuna Özel, "AK Parti’ye yarıyor. Hatta şöyle oluyor, seçmen Erdoğan’a duyduğu sevgi bir yana, ekonomik kötülükler bir yana tam kararını kendiyle ilgili verecekken sizin Erdoğan’la çatışıyor olmanız AK Parti'li veya Cumhur İttifakı'na oy veren seçmeni tekrar orada kenetliyor" yanıtını verdi.
"Ben en sert tartışmaları yaparım, kişiselleştirmem"
"Çünkü kendisinin oy verdiği bir Cumhurbaşkanı'na hakaret eden birine dönüp oy mu veremiyor?" sorusu üzerine Özel, şunları söyledi:
"Veremiyor veya o hakareti üstüne alıyor, o tartışmayı üstüne alıyor. Ve öyle olunca seçmenler arasında geçiş olmuyor. Ben 31 Mart’a kadar her mitingde şunu söyledim, Erdoğan benimle kavga etmek istiyor, 'etmeyeceğim' dedim. Alkış kopuyordu. Onunla kavgayı emekliler için yapacağım dedim. Daha çok alkış kopuyordu. Onunla kavgayı çiftçiler, esnaflar için yapacağım deyince alkış kıyamet kopuyordu. Ve ben 105 miting yaptım. 105 mitingin bir tanesinde Erdoğan’la kişisel polemiğe girmedim. Sonuç; 412 tane belediye, yüzde 38 oy. 10 ay önce beş parti yüzde 25 oy almışız. 10 ay sonra tek başımıza yüzde 38 oy almışız. İYİ Parti'ye gittik, elimizde çiçeğimizle ittifak teklif ettik, reddedildi. Bize o zaman soruldu ne diyorsunuz diye. 'Hak geçmeyecek bir ittifak.' Yani ben şunu veririm, bunu veririm, şu il de sizin olsun diyemem dedim. Bana cevap olarak döndüler; kabul etmiyoruz dediler. Ben o günden sonra döndüm ve tek başımıza seçime gireceğimizi söyledim. Sonra çok ağır laflar işittim o süreçte, hep canınız sağ olsun dedim. Ben canın sağ olsun dedikçe, gittiğim yerdeki herkes bana 'aferin sana' dedi. Çünkü orada onun ettiği lafa cevap verip muhalefet muhalefete kavga etmek bize yaramazdı. Erdoğan’la kavga etmek yaramazdı. Ben geçtiğimiz dönemlerde grup başkanvekiliyken de çok sert polemiklerir tarafı oldum. Ama beni Meclis'te herkes bilir. Ben en sert tartışmaları yaparım, kişiselleştirmem. Aileyle uğraşmam ve içeriye girdiğimde kavgayı sürdürmem."
"Biz grup kararı almadık. Zaten bu konuda almayı doğru da bulmam da"
Özel, "Dün sizin Cumhurbaşkanı girdiğinde ayağa kalkmaya dair bir grup kararınız oldu. Fakat CHP içerisinde bu karara uymayarak Meclis'e gelmeyen milletvekilleri olduğu söylendi. Doğru mu? O milletvekilleri ile ilgili siz ne söylersiniz?" sorusunu da şöyle yanıtladı:
"Teknik bir düzeltme yapayım. Grup kararı alınabilir ve bağlayıcıdır, uymayanı disipline verirsiniz. Biz grup kararı almadık. Zaten bu konuda almayı doğru da bulmam da. Almadık. Şöyle bir şey yaptık; Cumhurbaşkanı Erdoğan girdiğinde Genel Başkanımız ve milletvekillerimiz kendisini ayakta karşılayacak dedik. Salona girmek istemeyenlere baskı yapmadık, zaten böyle bir şey hiç duymadınız. Kimseye de zorla ayağa kalkacaksın demedik. Ama partinin tutumunu söyledik. 10-12 arkadaşımız grup başkan vekillerimize 'ya ben bunu yapmak istemiyorum' ya da 'ben bunu seçim bölgemde anlatamam seçmenime anlatamam' gibi sözleri olanlara da asla bu zorunlu, girmeyeni şöyle yaparız falan demedik. Zaten o doğru da olmazdı. Benim için girmeyen arkadaşlar hakkında kötü bir şey asla söylemem. Çünkü bu önceden duyurulsaydı kendileriyle konuşulsaydı, ikna edilmeye çalışılsaydı belki olurdu. Onlarla istişare edilmediği eleştirileri var. O anda, o siyaset okuması genel başkana düşüyor. Ben üç önceki genel başkanımdan aldım bu konuda. Üç önceki genel başkanımdan Altan Öymen’den de Murat Karayalçın‘dan da Hikmet Çetin’den de.
"İki saat kala grubumuza bu görüşümüzü söyledik ama kimseyi zorlamadık, kimseyi tehdit etmedik, yakışmazdı"
Dedim ki; benim bir davetim üzerine geldikleri ve birlikte tüzük çalıştığımız bir toplantıda dedim ki 1 Ekim’de böyle böyle bir niyetim var, ne dersiniz?. Üçü de 'kesin kalkmalısınız' dediler, doğru olur dediler. Tabii tuhaf tartışmaların içinde oluyor bazen parti. Önceden bu söylense, kamuoyuna yansısa birkaç gün önceden tartışma başka bir yere götürebilir, bizi zorlayabilir. Biz iki saat kala grubumuza bu görüşümüzü söyledik ama kimseyi zorlamadık, kimseyi tehdit etmedik, yakışmazdı. Ama şöyle bir şey var. Kalkmayan arkadaşlara da kötü bir şey demem. O da bana yakışmaz yani. Şöyle bir tarafı var, geçmişte bazı böyle çok kritik meselelerde, mesela benim temelden itiraz ettiğim dokunulmazlıklarla ilgili anayasa oylamasında grubu sokmamak için son dakikaya kadar ben çok mücadele etmiştim. Ve demiştim ki; bu büyük bir sorumluluk doğuracak. Ben Genel Başkana son anda giden dört kişiden biriyim. O günlerde, dokunulmazlıkların kaldırılmasına yönelik bir tutum içerisinde olan birkaç arkadaşımız, hala milletvekili ve şimdilerde bize biraz mesafeliler. Şimdi salona girmeyip işte Erdoğan’a direnme... Erdoğan’a direncekseydik gücümüzü gösterecekseydik o dokunulmazlık oylamasında anayasaya aykırı olduğunu da söylediğimiz o oylamaya girmeyerek yapacaktık onu. Şimdi onu yapıp, bugün ayağa kalkmayarak bu işi göstermek zor. Ama kim olursa olsun, bütün arkadaşlarımdan hiçbirisine bir kırgınlığım niye kalkmadınız falan yok. Zor bir karar verdik, Genel Başkanın alması gereken bir kararı verdik. Genel Başkan uygun gördüğü istişarelerle alması gereken bir karar verdik. Siyasi sorumlulugu bana ait. Grubumdaki milletvekillerine kızan seçmen varsa siyasi sorumluluğu bana ait. Bir bedel ödenecekse veya kızılacaksa ben alacağım. Ama bunu niye yapıyorum? Bunu şunun için yapıyorum; kurultayda söz verdim bambaşka bir siyaset tarzı, mücadeleci ve müzakereci ama önünde sonunda Ecevit’in yaptığı gibi bambaşka bir siyasi hat oturtarak, girdiği iki genel ve iki yerel seçimden partiyi birinci çıkardı. Ben de yapacağım dedim. Ben ilk sözümü tuttum.
"İlk genel seçimde birinci parti ve iktidar yapmazsam ertesi gün istifa ediyorum, dönmemek üzere"
İkinci sözüm partinin genel seçimde iktidar olması. Kazanmazsak, ertesi gün istifa ediyorum. İlk genel seçimde birinci parti ve iktidar yapmazsam ertesi gün istifa ediyorum, dönmemek üzere. Bu kadar netim. Ve bütün mücadeleyi zaten CHP'li ve muhalif seçmeni, onlar beni tanıyor benim Anadolu deyimiyle abdestimden şüphem yok ki namazımdan olsun, nasıl bir mücadeleden geldiğimi biliyorlar. Ama ben bu partiyi iktidar yapan Genel Başkan olmak istiyorum. Onun yolu da her zamanki ezberlerin biraz dışına çıkmak. Ben bunları cesaretle yapmayı sürdürüyorum ve bundan partinin toplamda fayda gördüğünü görüyorum. Eğer ki kamuoyu araştırmalarında bir tepki olursa hatta konuya özel soruyoruz, geçtiğimiz haftalarda çok tartışılan birçok şeyi seçmen ve yaş kırılımlarıyla, cinsiyet kırılımlarıyla ağzımdan çıkan her kelimeyi ölçtürüyorum. Bunu da haftaya ölçtüreceğiz. Kim ne diyor, kim nasıl bakıyor diye. Benim hissiyatım, bu tip davranışların Türkiye’de kutuplaştırmayı düşürdüğü, kutuplaşma düşünce gerçek sorunların konuşulduğu. Ekonomi konuşmak istiyoruz, hayat pahalılığı konuşmak istiyoruz, kavga etmek istemiyoruz. Kavgayı onun için yapmak istemiyoruz.
"Diğer milletvekillerim açısından son derece incitici"
Özel, CHP'nin 7'nci Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Biz CHP'liler yalnızca halk için ayağa kalkarız" ifadelerinin sorulması üzerine de şu yanıtı verdi:
"Kemal Bey çokça tweet atıyor. Önceki genel başkanlarımızın her başkanlığı bıraktıktan sonra tercih etmedikleri, İsmet Paşa’nın, Altan Öymen’in, Hikmet Çetin’in, Deniz Baykal’ın tercih etmediği bir yol izliyor. Onu eleştirmek veya buna bir şey söylemek benim hakkım değil, haddim de değil. Benim görevim önceki genel başkanlara kusursuz saygı. Ben Genel Başkanıma, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na saygıda kusur etmedim, hiçbir zaman da etmeyeceğim. Onun için de böyle tartışmalara, polemiklere girmeyeceğim. Sorunun bir cevabı aslında dün bir miktarı vardı. Yani biz Kemal Beyin kimler için 'Ayağa kalkarız' dediyse, biz zaten o kesimler için toplumu ayağa kaldırdık. Ben atanmayan öğretmen için de 12 bin 500 liraya mahkum edilen emekli için de zam yapılmayan asgari ücretli için de ürününe fiyat alamayan çiftçi için de 11 tane miting yaptım 10 ayda. Ve ayağa kalkın dedim. Ayağa kaldırdım ve devam ediyorum. Hatta geçim olmazsa seçim olur diyoruz. Milletin geçimine ilişkin bir derdim var. O kesimler için biz zaten ayaktayız. Benim o tweette tek üzüldüğüm nokta, grubun ayağa kalkmayan milletvekilleri için kurduğu cümle, diğer milletvekillerim açısından son derece incitici. Ona çok üzüldüm. Bunun dışında hiçbir şey demem. Bundan sonra da saygıda kusur etmem, polemik yapmam."
"Benim sorumluluğum benden önceki genel başkanlara saygı duymak"
Özel, "Normalleşme veya siyasi hamle yapıyorsunuz. Sayın Kılıçdaroğlu çıkıp sizin eyleminizi çok sert bir dille eleştiriyor. Ardından siz tam da şimdi yaptığınız gibi o eleştirilere çok yumuşak bir perdeden yanıt veriyorsunuz. Deyim yerindeyse ortamı yatıştırmaya çalışıyorsunuz. Bu hep böyle mi devam edecek?" sorusunu da şöyle yanıtladı:
"Önceki genel başkanların mevcut Genel Başkan gibi bir sorumluluğu yok. Benim sorumluluğum benden önceki genel başkanlara saygı duymak ve kusur etmemek. Çünkü onlar bize Atatürk’ün koltuğunu kısa ya da uzun süre doldurmuş ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emanetleri sonuçta. Onunla aynı koltukta oturdular. O yüzden beni benden sonraki genel başkandan saygı beklerim. Benden önceki genel başkanlarımın tüm eleştirileri başımın üstünedir. Diğer üç genel başkanla, Kıbrıs’a birlikte gittik, tüzükte birlikte çalıştık. Sivas’a kongreye birlikte gittik. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu davet ettim, onun programları uymadı, olmadı. Bir gün hep beraber de olacağız ümit ediyorum. Ama benim onlara saygı göstermek gibi bir kurumsal, kişisel sorumluluğum var. Beni mesela en iyi şimdi Manisalı eczacılar biliyor, hatırlıyorlar. Benden önceki bütün eczacı odası başkanlarına ömrüm boyunca hep minnet ve hürmet gösterdim, hala gösteririm. Türk Eczacılar Birliği’ne seçildim. Benden önceki genel sekreterlere aynen böyle devam ettim. Benim kişilik yapımda böyle bir anlayış var. Bunun dışında Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun bundan sonra da böyle devam eder mi? Eder. Bana da böyle devam etmek düşer. Yani ben büyüklerime ve benden öncekilere saygıda kusur etmemekten hiç zarar görmedim bugüne kadar."
"Biraz kırıldım"
"Bu, partinin kamuoyundaki algısını, yani CHP'nin kamuoyundaki algısını nasıl etkiliyor? Eski Genel Başkan'ın sürekli yeni Genel Başkan'ın hamlelerini eleştirdiği bir CHP. Dışarı da CHP’yi güçlendiriyor mudur, zayıflatıyor mudur?" sorusuna karşılık Özel şunları söyledi:
"Bunu ölçmedik. Zaten bunu ölçmek de biraz zor. Ama yine de sorulabilir. Çok güçlendirdiğini sanmıyorum. Bu güçlendirmez. Umarım zayıflatmıyordur. Çünkü bir şey başarmaya çalışıyoruz ve iyi gidiyoruz. Biz kurultayda yüzde 51’e 49’luk bir dengeden çok tartışmalı tüzüğü, en tartışmalı maddesini 36 oya karşı birçok maddeyi bir karşı oya karşı tüm salonla birlikte ve 81 il başkanın mutabakatıyla geçirmiş bir partiyiz. Yani partiyi nasıl yöneteceğimiz konusunda tam mutabakat oldu. Kurultayın üstünden 10 ay geçti, o karpuz gibi ortadan ikiye yarıldı denen parti 81 il başkanının 35’i beni destekliyordu şimdi 81’i birden özgür iradeleriyle tüzüğün arkasında durdular. Örgütte birleşme var. Örgüte verdiğim her sözü tutuyorum... Birtek milletvekili ben de o kapsama giriyorum ayağa kalktığım için ama grubum adına, ben yıllarca grup başkanvekilliği yaptım. O yüzden o açıdan biraz kırıldım."
"Ne için gerek duydu, galiba dünkü açıklamalarının nereye vardığını ve ne yanlış olduğunu görmüş olmalı"
Özel, "Bahçeli ile Meclis resepsiyonunda diyaloğunuz oldu. Şaşırdınız mı?" sorusunu da şöyle yanıtladı:
"Şaşırmadım, memnun oldum gündüzki kısmına. Ben biliyorsunuz bütün liderlerle el sıkışan tek liderdim, bu tekelimi kaybettim. Normalleşme destek buldu Sayın Bahçeli’den. Kalktı DEM’in de elini sıktı. Dün çok ağır sözler söylemiş olmasına rağmen bütün herkesin elini sıktığım gibi gittim Sayın Bahçeli’nin de elini sıktım. Orada hatırını sordum, yaşına ve makamına hürmeten. Sonra Meclis resepsiyonuna girerken gazeteciler Sayın Bahçeli’nin gündüzkü açıklamalarını sorunca da oldukça sert ve kendisini eleştiren bir yanıt verdim. Sonra akşam Sayın Davutoğlu’na da çok ağır eleştirilerde bulunuyordu. Sayın Davutoğlu ile de bir araya gelmiş. Bize doğru yöneldi. Çıkıyordu salondan. Bir tek altyazıda şey eksik; 'dostumuz Celal Adan bilir' dedim. Çünkü o Meclis Başkanvekili. Dediğim şu; ben doğru bildiğimi söylerim ama saygıda kusur etmem. Benim yıllardır yaptığım bu. O yüzden de benim açımdan bir şey yok. Ama kendisiyle ilgili, o açıklamasıyla ilgili en sert şeyleri söyledim. Ne için gerek duydu, galiba dünkü açıklamalarının nereye vardığını ve ne yanlış olduğunu görmüş olmalı. Ben onu özeleştiri niteliğinde görüyorum. Ben onları siyaseten söyledim diyor. Çünkü söylediği şeyler yenilir, yutulur gibi değil.
"Bahçeli gördüğüm kadarıyla normalleşmeye katılmayı tercih ediyor"
Yarın maalesef ki MHP’nin böyle hedef göstermelerinden sonra eli sopalılar gidiyorlar, gazeteci dövüyorlar. Allah göstermesin arkadaşlarımıza bir şey olur veya Sinan Ateş’in ailesine bugün saldırı girişimi oldu yani bunlar olacak işler değil. Ama Devlet Bey de görüyorum ki normalleşiyor. Çünkü samimi tespitimi söyleyeyim. Anketleri de sahayı da Devlet Bey çok iyi okuyordur. İnsanlar normalleşmeye prim veriyorlar. Bu primin tek başına CHP’ye kalmasının CHP’ye katkı sağladığını görüyor. Bu tespiti Erdoğan’a bir, iki ay önce yaptılar. Erdoğan, normalleşmeyi bitirmeye yönelik çok sert saldırılarda bulundu bize... Gördüğüm kadarıyla şunu tercih ediyor; o zaman normalleşmeye biz de katılalım. Hiç olmazsa bunun siyasi payesi tek başına CHP’ye kalmaz."
“Sabahki sözlerin dozu çok kaçıktı. Telafisini akşama bu şekilde yapmış olması siyaset kurumuna olan güveni de zedeledi”
Özel, “Dün, TBMM yasama açılış resepsiyonunda Bahçeli ile samimiyetiniz eleştirildi. Buna yanıtınız nedir” sorusu için şunları söyledi:
“80 yaşında bir genel başkan, gelmiş , elimizi tutmuş, ‘Hadi oradan’ denmez, o ben değilim. Ben zaten şunu savnuyorum: Siyasetin bütün tartışmaları olmalı ama diyalog zemini kapanmamalı. Bunu söyleyen ben, Sayın Bahçeli’nin elini havada mı bırakacağım, olmaz. Ama yansıyan görüntülerin insanları rahatsız ediyor olması çok normal, hak veriyorum ve şöyle bir şey söylüyorum: Devlet Bey’in sabah o kadar sert olup akşam ‘Siyaseten söylüyorum, üzmüyorum değil mi’ demesi, topyekun siyaset kurumunu yıpratan bir iş. Sabahki sözlerin dozu çok kaçıktı. Onun telafisini akşama bu şekilde yapmış olması siyaset kurumuna olan güveni de zedeledi. Ben ne yapayım şimdi? Gelmiş, Devlet Bey sırtımı mı döneyim? Veya ben onun yanına gittim . Bana elini vermesin mi? Vermese çok ayıp olurdu, verdi. O geldiğinde ben vermesem korkunç ayıp olurdu, verdik. Ama sabah onları konuşup akşam böyle olunca da... O zaman ben şunu söyleyeyim: Ben sabah söylediğim şeyi siyaseten söyleyip de akşam böyle bir telafiye gidecek hiçbir şey söylemedim. Bütün sözlerimin arkasındayım. Ve böyle yapmamak lazım."
Özel, Kübra Par’ın “Biz hem sizlerden hem diğer parti liderlerinden bu kutuplaşmanın bitmesini, bu samimi diyaloğu görmek istiyoruz. Bu ülkenin etrafı ateş çemberiyken Türkiye'nin en azından içeride birlik olması lazım diyoruz” ifadelerini şöyle değerlendirdi:
“Şunu söyleyeyim, buna hem evet hem hayır diyeceğim. Evet diyeceğim kısmı şu, Türkiye'de siyasetin bir kavga, birbirini dinlemeyenlerin, birbirine hakaret edenlerin kafes dövüşü şeklinden çıkması lazım. Türkiye'nin gerçek sorunlarını tartışabilmemiz, konuşabilmemiz, yapıcı önerilerde bulunmamız ve özellikle vatandaşa çözüm önerilerimizi sunarak yarışmamız lazım. Ve bence artık bir yuvarlak masaya sizlerin bizleri davet etmeniz lazım. Liderlerin, 1980’lerde, 1990’larda yaptığını, 2023’te yapamamak ne? Biden ile Trump'tan geri kalabilir miyiz biz?”
“Bütün liderler bir yuvarlak masa etrafında Türkiye'nin sorunlarını konuşalım. Ben, o masada bana ayrılan koltuğa oturdum, oradayım, bekliyorum”
Par’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bahçeli ve Özel’i birlikte konuk etme çağrısına Özel şöyle karşılık verdi:
“Müsavat Bey, Saadet Partisi grubu, DEM grubu var. Altı olsun. Hem dün artık DEM’e rezervi kaldırdı. Eskiden biz el sıkışıyoruz diye, ‘Demleniyorlar, teröristlerle el şıkışıyorlar’ diyorlardı. Devlet Bey, bunun olabilir olduğunu bütün MHP'ye de Cumhur İttifakı'na da gösterdi. O zaman madem el de sıkışabiliyoruz, bir yuvarlak masa etrafında Türkiye'nin sorunlarını konuşalım. Ben, o masada bana ayrılan koltuğa oturdum, oradayım, bekliyorum. Kimseyi ayırmadan, ötekileştirmeden bunu yapalım. Bence çok doğru. İtiraz ettiğim kısmı ise şu: Bu iktidar şöyle bir durumda, ülkeyi kötü yönetiyor, ülke oradan oraya savruluyor ve sıkıştığında 'hepimiz aynı gemideyiz.' İşler yolunda giderken bize düşman hukuku uyguluyorlar. İşler sıkıştığında 'hepimiz aynı gemideyiz.' Ben geçen sene bu yüzden ölüm tehlikesi geçirdim. Şöyle ki Kuzey Irak'ta üs bölgesinde 12 askerimiz şehit oldu. Bir yıl önce yine olmuştu. Bir yıl önce grup başkanvekiliydim ve ‘İmzalamalıyız’ dedi Genel Başkanımız, imzaladık. Bu sefer Genel Başkanım. Önümüzde bir kağıt ittirdiler. CHP, MHP, AK Parti, İYİ Parti, Saadet ortak bildiri. Dedim ki ‘Önce şu Meclis’i bir bilgilendirin. Ben o açıklama olmadan sizinle aynı hizaya gelip aynı A4’te buluşmuyorum.’ Kendi terörü kınayan bildirimizi yayınladık. Ama AK Parti ile birlikte o imzayı atmadım.
“Ölürüm, memleketimde şehit cenazesine gidemedi dedirtmem”
Beni o askerlerden birinin Manisa'daki cenazesinde hedef gösterip sonradan da ortaya çıktı ki o zamanın AK Partili ve MHP'li belediyesinin personeli teşvik edilmiş o işe. Bir cami avlusunda, kendi memleketimde protesto etmeye kalktılar. Yuhladılar, ‘Dışarı çık’ diye bağırdılar, saldırdılar. Koruma müdürümün omzu ve üç kaburgası kırıldı, aylarca raporlu kaldı. Devletin polisi. Ve ben o günkü Vali Bey'in arabasına binerek oradan ayrıldım. Beş-altı gün sonra aynı yerde altı asker daha şehit oldu. Yine kağıdı uzattılar. Yine imzalamadım. Hani diyorlar ya ‘Özgür Özel yumuşak bir muhalefet yapıyor.’ Bana Manisa Valimiz o gün havaalanından camiye giderken ‘Siz karşıladınız, isterseniz uçağınıza gidin’ dedi. Nezaketle uyardı. Bana da bir sürü haber geldi: ‘Bunlar burada organize oldu. Sana saldıracaklar.’ ‘Ölürüm, memleketinde şehit cenazesine gidemedi dedirtmem’ dedim. Bir daha aynı kağıt geldi. Yine imzalamadım. Bu sefer diğer muhalefet partileri de imzalamadı. Ve ne oldu biliyor musunuz? Bir A4'ün altında sorumlular o işin hesabını vermeden gidip de kümelenip onların ayıbını, yanlışını örtme hatasına düşmedik. Bu da benim siyasetimin bir parçası."
“Ben o camiyle, caminin gerçek cemaatiyle ve bu milletin milliyetçi duyguları en yüksek insanlarıyla helalleştim”
Özel, “CHP'nin geçmişte özellikle Suriye tezkeresine, Libya tezkeresine hayır demesinin sanki seçimde faturası olmuştu. Bu ortak bildirilere imza atmamanızı kamuoyuna doğru şekilde lanse edebildiniz mi” sorusuna “İki ay sonra seçime girdik. Yüzde 38 oy aldık" yanıtını verdi.
Özel, “Savunma Bakanı ile birebir görüşmek gibi bir imkanınız oluyor mu CHP Genel Başkanı olarak” sorusuna ise şu yanıtı verdi:
“Şimdi olabilir çünkü Erdoğan'la yaptığım görüşmede bunu talep ettim, o da uygun gördü. Hatta Milli Savunma Bakanı ile Gölge Milli Savunma Bakanım şimdiye kadar iki kez de bir araya geldiler. Ama biz bunu kamuoyuyla paylaşmayı doğru bulmadık. Ama yapıldı o görüşmeler. Yapılmaya da devam edecek. Kamuoyunu bilgilendirmeden, Meclis’i bilgilendirmeden, liderleri bilgilendirmeden ‘Gel, imza at.’ Ben aynı bildiriyi benzer bildiriyi kendim imzaladım, yayınladım. Ve bunu insanlara anlattım. Ondan sonra ne oldu biliyor musunuz? Ben Manisa'da o caminin olduğu oraya Büyükşehir Belediyesinden, Ülkü Ocakları'ndan falan toplanan saldırganların olduğu, o caminin olduğu ilçeyi AK Parti'den; büyükşehri MHP'den yüzde 60 oyla aldım kendi memleketimde. Sonra da Manisa'daki ilk bayram namazında, bu sefer 800 kişi, hep birlikte sırayla bayramlaştık biz benim memleketimde. Ben o camiyle ve o caminin gerçek cemaatiyle ve bu milletin milliyetçi duyguları en yüksek insanlarıyla böyle helalleştim.
“Libya tezkeresi bir daha geldiğinde evet oyu vereceğiz”
Libya tezkeresi bir daha geldiğinde evet oyu vereceğiz. Çünkü Libya tezkeresi, o gün ‘hayır’ dediğimizde bir savaş tezkeresiydi ve Mehmetçik çok tehlikeli bir bölgeye gidiyordu. Doğru bulmamıştık ama o tezkere şimdi bir barış tezkeresine dönüştü. Çünkü artık orada yavaş yavaş çatışmalar durdu. Orada bir tugayımız var, o önemli. Ama orada bir de paramiliter birtakım güçlerin olduğu ve bunların da orada bulunduğu oluyor. Bu konuyla ilgili itirazlarımızı uygun bir zamanda Meclis’te bir kapalı oturum talep edip hükümete ileteceğiz. Libya tezkeresi bir daha geldiğinde, endişelerimizin bertaraf edilmesini de isteyip Libya tezkeresi oraya barış temin etmek istediği için ve münhasır ekonomik bölge anlaşmasının güvencesi olduğu için evet oyu vereceğiz. Ben, Libya Münhasır Ekonomik Anlaşması'na da dönemin Dışişleri Bakanı’na çağrı yapıp da ‘Hemen bu hafta getirin, geçirelim’ diyen grup başkanvekiliyim. Torba tezkereye karşıyız. Türkiye’ye yabancı asker sokulmasını bu tezkereye koyuyorlar, yanlış buluyoruz. Suriye ile Kuzey Irak'ı aynı torbayı koyuyorlar, karşı çıkıyoruz. IŞİD'le ilgili endişelerimiz oluyor. Tezkereyi ayırırlar, itirazlarımızı bertaraf ederler, yazarken müzakere ederler. Neden evet oyu vermeyelim?”
“Türkevi konusunda bana çokça eleştiri gelince kafa karışıklıkları netleşti”
CHP Lideri Özel, “Türkevi’ni ziyaret etme kararını nasıl aldınız” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Bir kafa karışıklığı vardı ve bana çokça eleştiri gelince o kafa karışıklıkları netleşti. Bir, New York'ta, TÜRGEV üzerinden çok tartışmalı şekilde paraların aktarıldığı ve TÜRGEV'in yaptırdığı bir gökdelen var, Kemal Bey'in gidip önünde video çektiği. O, TÜRGEV'in ve Türken Vakfı'nın binası. Benim gittiğim yer Türkiye Cumhuriyeti'nin Başkonsolosluğunun, Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcimizin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) temsilcisinin, Merkez Bankası'nın bulunduğu, Türkiye Cumhuriyeti'nin tapulu malı olan, 1976’da İhsan Sabri Çağlayangil'in 3 milyon dolara satın aldığı, 2017’de de yeniden yapılan, BM binasının karşısında, bütün dünyadaki liderlerin de davet edildiğinde geldiği, çok stratejik bir yerde, çok gurur verici bir bina. O binayla, o binayı karıştıranlar yüzünden ‘Nasıl gidersin?’ Çok tartışıldı ama şimdi netleşti. Bu iyi. Gittim, büyükelçilik personeli ne kadar mutlu oldular. Neler neler söylediler. Başkonsolosumuz memnun oldu, Daimi Temsilcimiz -ki daimi temsilcimizi de Tayyip Erdoğan atıyor sonuçta, AK Parti milletvekilliğinden geliyor- bunun doğru bir şey olduğunu söyledi. Ben de dedim ki ‘Bundan sonra temaslarımı burada yapacağım.’”
Özel, “Size Türkevi’nde bir ofis tahsis edileceği iddiları doğru mu” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Sırf bize olmasının şöyle bir mahsuru olur, bir sürü parti var. Benim önerim şu, Dışişleri Bakanlığı ile bunu çok yapıcı şekilde müzakere edeceğimizi de buradan söylemiş olayım. Bizce orayı iktidar kullanıyor, muhalefetin kullanması da Türkiye'ye güç veriyor. Bence Türkevi’nde muhalefet partileri için bir çalışma ofisi yapılsın, ortaklaşa kullanılsın, kim giderse o kullanır. Ama benim Alman Sosyal Demokrat Parti liderini bir otel yerine, orada ağırlamam çok doğru olur. Bu Türkiye'ye güç katar. Bunda farklı düşünen bence kimse yok.”
“Amerika'da benim rüşvet aklamam mümkün mü”
Özel, “New York Belediye Başkanı ile ilgili iddialar için de ‘Türkiye rüşvet verecek bir ülke değil’ dediniz. Bu sözlerinize parti içinden de itirazlar geldi, çok tartışıldı. Ne diyeceksiniz” sorusuna şu yanıtı verdi:
“İddianame çıkmamıştı, ben çıktım, iddianamenin çıkacağı söyleniyordu. Bana soruyu sordular, ben şunu söyledim, Türkiye rüşvet verecek bir ülke değil. Kişiler gider ama bina kalır. Yanımda Türkiye Büyükelçisi, iki adım arkamda bekliyor, Türkiye Cumhuriyeti'nin Amerika'daki temsilciliğinin önünde, ‘Türkiye rüşvet vermiştir’ dememi kim bekliyor, ben bir kere bunu anlamıyorum. İkincisi, cümlenin devamı var. Bizim sorunumuz, ‘Özgür Özel bu konuda tamamen ne dedi’ diye bakılmadan bir cümle var ya o kahrediyor beni. Bazen de bizim medya aynı şeyi başkalarına yapıyor. Benim toplam söylediğim şu: Bugün burada rüşvetle ilgili bir gündem var. ABD’de yargı bağımsız. Kimsenin yargı bağımsızlığından endişesi yok. Bir rüşvet vakası varsa mutlaka ortaya çıkacak ve sorumlular cezalandırılacaktır. Türkiye'den bu işe karışmış olan varsa Türkiye'ye büyük kötülük yapmıştır ve o da cezalandırılmalıdır. Ben bunu da dedim. Ama sadece ‘Özgür Özel, Türkiye rüşvet verecek bir ülke değildir’ kısmı, bir cümle. ‘Rüşvet vermişler de sen de gittin onu akladın.’ Amerika'da benim rüşvet aklamam mümkün mü? Belediye Başkanı yaptıysa, iğneden ipliğe çıkar. Ama ben daha iddianameyi bile görmeden ve daha yargılama durumu kesinleşmemişken ‘Yapmıştır bu Tayyip Erdoğan’ dememem lazım.
“İddianame doğruysa o zaman o rüşvet olayına alet olan herkesin Türkiye'de de yargılanıp en ağır cezayı alması lazım”
İddianame doğruysa o zaman o rüşvet olayına alet olan herkesin Türkiye'de de yargılanıp en ağır cezayı alması lazım. Rezil ettiler bizi. İkincisi, sistemsel bir soruna dikkat çekelim, iddia o ki Erdoğan açılışına gelecek. Ama yangın merdiveninde sorunlar var. Bir an önce ruhsat almak için ?Belediye Başkanına birtakım jestler yapılmış veya rüşvete varacak birtakım şeyler yapılmış. O da baskı yapıp Erdoğan'ın gelişine yetiştirmiş. Buradaki sorun ne biliyor musunuz? O binada bizim personelimiz çalışıyor ve yaşıyor, evleri de orada. Hepsinin hayatını tehlikeye atmışız. Ne diye? Erdoğan'a yetişsin diye. Bu demokratik bir lidere olmaz. Bu korkulan bir lider için yapılır. ‘Eyvah yetiştiremezsek mahveder bizi Erdoğan’ hissiyatı yaptırır bu işi. Ya da ‘Erdoğan gelecek, ne yapın yapın bu ruhsatı alın’ dendiyse yapılmıştır. Mesela ben Hollanda'nın, İngiltere'nin, Almanya'nın, Fransa'nın böyle telaşları olmayacağını düşünüyorum. Eğer liderden korkuluyorsa olur bu. Lider demokratik, mekanizma tam stabilse böyle şeyler olmaz. Ama bu tartışma ilk önce iddiaların ispatından ve rüşvet verenlerin kim olduğunu görüp ondan sonra da onların yargılanmasıyla çıkacak bir şey. Ben şimdiden nasıl kendi vatandaşımı orada suçlu ilan edeyim?”
“Ben normalleşmeye sahada itiraz görmedim”
Özel, “Normalleşme, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşme, dün Bahçeli olan diyalog yani, son dönemde size muhalefetin içerisindeki keskin bir muhalefet veya eski CHP anlayışı tarafından sürekli eleştiri getirildiğini görüyoruz. Taban nasıl karşılıyor” sorusunu ise şöyle yanıtladı:
“31 Mart'tan sonra diğer liderlerden hiçbirisi çıkmadı. Benim 20’den fazla il ziyareti, belki 100’ü geçmiş, ilçe ziyareti, sürekli sokakta olan ve temas halinde olan bir lider olarak bana şöyle bir şey hiç gelmedi: ‘Özgür Bey, bunu niye yapıyorsun?’ Ama onlarcası, ‘Son dönem yaptıklarınızı doğru buluyorum. Hiç oy vermedim. Belki yine de vermem ama çok doğru. İlk kez sizin yaklaşımınızla CHP'ye yaklaştım.’ Bunu onlarca kez duydum. Av sezonunu açıyoruz, gece 00.00’ı geçti, Sarıyer'den çıktık, Karadeniz'e açılmış balıkçı takalarına anons yapıyorum. Bir tanesi, ‘Reis, 22 yıldır reisin peşinde koştuk ama bizi mahvetti. Son zamandaki tutumundan dolayı çok gözüme girdin. Galiba oyumu da alacaksın.’ Bütün taka gülmekten yerlere yattık. Sezonu açan bir balıkçı teknesinin kaptanı söyledi bunu. O yüzden ben normalleşmeye sahada itiraz görmedim.”
“CHP'yi tartışmanın içinde tutmak isteyen birtakım anlayışlar var. Onlara pabuç bırakmam”
Özel, “CHP'ye gönül vermiş seçmen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın politikalarını doğru bulmadıkları için ona karşı çok sert bir muhalefet bekliyorlar CHP'den. Ancak bununla mutlu olabiliyorlar. Ama şimdi bu ezberi bozuyorsunuz. Kendi tabanınızı ikna edebilecek misiniz? AK Parti ya da AK Parti'den kopan seçmenin gönlünü kazanayım derken kendi tabanınızdan bir kayıp yaşama riskiniz var mı” sorusunu şöyle yanıtladı:
“Sıfır olur diyemem. Mutlaka olabilir. Ama benim işim partiyi büyütmek. Benim işim partiyi iktidara taşımak. Biz yüde 25 ile iktidar olamadık, olamıyoruz. Bu sistemde olamayız. Partiyi büyütmek lazım. Ben bizim tabanımızın, kitlemizin benim sözüme değer verdiğini biliyorum. Ve ben onları hiçbir zaman bile isteye yanıltmadım, verdiğim hiçbir sözü tutmamazlığım olmadı. 31 Mart’ı yaşamış ve yaşatmış birisi, bir kere daha yapmak istiyor bunu genel seçimde. Benim bunu yaparken partiyi satacağımı kim düşünür? Onlar biliyorlar beni, onlara ne kadar değer verdiğimi. Twitter'a bakarsak akşam evin yolunu kaybederiz. Doğrudan temsil etmiyor. Gerçek insanların, gerçek görüşlerini söyledikleri her eleştiri başımla beraber. Öyle de olmalı. Ama trol orduları ya da birtakım kişiler tarafından manipüle edilmiş birtakım ekiplerin neler yapmaya çalıştığını görüyorum. O ‘trend topic’ meselelerini geçmişte de çok deşifre ettim ben. Gerçek CHP’lilerin ya da gerçek seçmenin her türlü eleştirisi başımla beraber. Ama onlar beni anlıyorlar zaten. Öbür tarafta CHP'yi karıştırmak, CHP’yi bir tartışmanın içinde tutmak. CHP'yi bir başka yere sürüklemek isteyen birtakım anlayışlar var. Ben onlara pabuç bırakmam.
“Biz ülkeyi normalleştirirken AK Partilisinin de MHP'lisinin de çocuğunun geleceğini normalleştiriyoruz”
Benim seçmenim şunu bilir, Süleyman Soylu, 300 tane AK Parti milletvekilini de provoke ederek burnumun kırık olduğu bir gün, küfür ederek ve üzerime yürüyerek gittiğimde de bir kelime eksik söylemedim. Gün oldu, 300 yüz kişi sıra kapaklarına vurarak üstüme yürüdü veya Erdoğan'ı işaret etmişim, ‘O parmağı kıracağız’ diye geldiler. Ben bunları yapmış biri olarak taban beni tanır, orada sorun yok. Esas bizim bu normalleşmeyle yapmaya çalıştığımız mesele, Türkiye'nin geleceğini kurtarmak. Şöyle ki bu otoriterleşme, gücün mutlaklaşması, değişmeyen, değişmeyen lider, değiştirilemeyen lider bunun sonunda abad olan hiçbir ülke yok. Bu Orta Doğu görüntüsü, tek adam görüntü ne lidere yarıyor sonunda ne de ülkeye yarıyor. Çünkü o kimsenin kimseyle konuşmadığı, kutuplaşmanın en yüksek olduğu rejimler, otoriter rejimler. Demokrasilerde böyle işler yok. Hangi Avrupa Birliği (AB) ülkesinde partilerin liderleri birbirlerine milyonlarca euro tazminat davaları, her gün suç duyuruları var? Biz ülkeyi normalleştirirken AK Partilisinin de MHP'lisinin de çocuğunun geleceğini normalleştiriyoruz. Bu ülkenin en büyük beka sorunu bir gücün bir yerde toplanıp otoriterleşmesi ve çatışmaya dönüşmesi.”
(Sürecek)
Yorumlar
Yorum Yapın
İlginizi Çekebilir
Fon Mağdurlarına 1 Milyon TL'ye Kadar Ödeme! Yeni Fon Yasası Yürürlüğe Girdi
Fon yasası yürürlüğe girdi. 455 bin 578 yatırımcıya 1 milyon TL'ye kadar ara ödeme yapılabilecek. İşte fon tasfiyesi ve ödeme şartları.
Fon yatırımcılarını yakından ilgilendiren düzenleme Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. 455 bin 578 yatırımcıyı kapsayan yeni yasayla, hak sahiplerine ilk aşamada 1 milyon liraya kadar ara ödeme yapılmasının önü açıldı. Ödemeler için kamu bütçesinden kaynak aktarılmayacak.
455 Bin 578 Yatırımcı İçin Yeni Dönem Başladı
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda kabul edilen 9 maddelik fon düzenlemesi, Resmî Gazete'de yayımlanmasının ardından yürürlüğe girdi.
AK Parti tarafından hazırlanan kanun, tasfiye sürecine alınan fonların varlıklarının değer kaybına uğramadan nakde dönüştürülmesini ve elde edilen tutarların hak sahiplerine dağıtılmasını amaçlıyor.
Düzenlemenin en dikkat çekici maddesi ise yüz binlerce yatırımcıya ara ödeme yapılabilmesinin önünü açması oldu.
Fon Mağdurlarına Ne Kadar Ödeme Yapılacak?
Yeni yasaya göre, hak sahiplerine ilk etapta kişi başına 1 milyon TL'ye kadar ara ödeme yapılabilecek.
Ancak bu tutar, her yatırımcıya doğrudan 1 milyon lira ödeneceği anlamına gelmiyor. Ödenecek miktar, yatırımcının fon işlemleri ve hesaplanacak hak sahipliği tutarına göre belirlenecek.
Ödeme hesabında yatırımcıların fonlara yatırdığı ve fonlardan çektiği paralar dikkate alınacak. Böylece net yatırım tutarı ortaya çıkarılacak ve hesaplamaya enflasyon farkı da eklenecek.
Ödemeler Devlet Bütçesinden Karşılanmayacak
Düzenlemede öne çıkan bir diğer ayrıntı ise ödemelerin finansmanı oldu.
Kanuna göre yatırımcılara yapılacak ara ödemelerde kamu kaynakları kullanılmayacak.
Tasfiye kapsamındaki fonlardan elde edilecek gelirler, hak sahiplerinin zararlarının karşılanmasında değerlendirilecek.
TMSF Fon Varlıklarını Nakde Dönüştürecek
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), düzenleme kapsamında önemli bir görev üstlenecek.
Tasfiye edilen fonların bünyesinde bulunan hisse senetleri, devlet tahvilleri, taşınmazlar ve ekonomik değere sahip diğer varlıklar nakde çevrilebilecek.
Bu işlemlerden sağlanacak kaynak, oluşturulacak geri kazanım sistemi üzerinden yatırımcıların zararlarının giderilmesi amacıyla kullanılacak.
Gerçeğe Aykırı Kazançlar İçin İade Mekanizması
Yeni düzenleme, fonların gerçek değerini yansıtmayan işlemler sonucunda kazanç elde eden kişileri de kapsıyor.
Gerçeğe aykırı fon değerleri üzerinden gelir sağladığı belirlenen kişiler için isteğe bağlı iade mekanizması oluşturulacak.
Bu sistemle geri kazanılan tutarların da yatırımcıların zararlarının karşılanmasına katkı sağlaması hedefleniyor.
Kimler Ödeme Alamayacak?
Kanun, tüm yatırımcıların aynı koşullarda ödeme almasını öngörmüyor.
Piyasa bozucu işlemlere karıştığı belirlenen kişiler, geri kazanım hesabından yapılacak ödemelerden yararlanamayacak.
Ayrıca portföy yönetim şirketlerinin fon zararları ve eksik tasfiye bakiyelerine ilişkin sorumlulukları da düzenleme kapsamında ele alınıyor.
Bloke Edilen İşlemler de Tasfiyeye Dahil Edildi
TBMM Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında kabul edilen önergeyle, bloke edilen işlemlerin de tasfiye kapsamında değerlendirilmesi kararlaştırıldı.
Böylece ödeme ve tasfiye hesaplamalarında dikkate alınacak işlemlerin kapsamı genişletildi.
Fon Ödemeleri Ne Zaman Başlayacak?
Kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte ara ödemelerin yapılabilmesi için yasal zemin oluşturuldu.
Ancak ödeme takvimi, başvuru şartları ve hak sahiplerinin izleyeceği işlemlere ilişkin ayrıntıların ilgili kurumların açıklamalarıyla netleşmesi bekleniyor.
455 bin 578 yatırımcıyı ilgilendiren düzenlemenin uygulama süreci, fonlarda birikimi bulunan vatandaşlar tarafından yakından takip ediliyor.
CHP İstanbul İl Başkanı Mehmet Ali Yüksel Tokat Günleri’nde Vatandaşlarla Buluştu: Birlik ve Dayanışma Mesajı
İstanbul’da düzenlenen 7. Tokat Günleri’ne katılan CHP’li Mehmet Ali Yüksel, emek, eşit yurttaşlık, halkçılık ve dayanışma mesajları verdi.
İstanbul’da düzenlenen 7. Tokat Günleri etkinliğine katılan Mehmet Ali Yüksel, Tokatlı vatandaşlarla bir araya geldi. Etkinlikte emek, eşit yurttaşlık, demokrasi ve toplumsal dayanışma konularına değinen Yüksel, halkçılık anlayışının vatandaşların sorunlarına sahip çıkmayı gerektirdiğini vurguladı.
İstanbul Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi’nde gerçekleştirilen 7. Tokat Günleri, Tokat’ın kültürel değerlerini, geleneklerini ve hemşehri dayanışmasını İstanbul’da buluşturdu.
Etkinliğe katılan CHP’li Mehmet Ali Yüksel, CHP Tokat İl Başkanı Ender Ergün ile birlikte vatandaşlarla görüşerek katılımcılarla sohbet etti. Organizasyonda Tokat’ın kültürel mirası ve İstanbul’da yaşayan Tokatlıların toplumsal yaşama katkıları gündeme geldi.
Mehmet Ali Yüksel’den Tokatlılara Halkçılık Mesajı
Tokat’ın tarımsal üretimine, geleneksel el sanatlarına ve kültürel birikimine dikkat çeken Yüksel, konuşmasında emek ve sosyal adalet kavramlarını öne çıkardı.
Tokat’ın çiftçilerin emeği, kadınların üretimi ve halkın kültürel değerleriyle önemli bir mirasa sahip olduğunu belirten Yüksel, Cumhuriyet’in temel kazanımlarının toplumun bütün kesimlerinin yaşamına yansıması gerektiğini ifade etti.
Yüksel, halkçılık anlayışını şu sözlerle anlattı:
“Halkçılık, yalnızca halktan söz etmek değil, halkın derdini kendi derdi bilmektir.”
“İstanbul’un Gücü, Bu Şehre Emek Veren İnsanlardan Geliyor”
İstanbul’un farklı bölgelerden gelen vatandaşların katkılarıyla büyüyen bir şehir olduğunu belirten Yüksel, Tokatlıların da kentin ekonomik, sosyal ve kültürel hayatında önemli bir yere sahip olduğunu söyledi.
İstanbul’un kimliğinin yalnızca tarihî yapılarından ve doğal güzelliklerinden oluşmadığını dile getiren Yüksel, kente emeğini ve kültürünü taşıyan insanların İstanbul’un gelişiminde belirleyici rol oynadığını vurguladı.
Yüksel, herkesin kendisini eşit, özgür ve güvende hissedebileceği bir kent yaşamının önemine dikkat çekti.
Tokat Günleri’nde Kültür ve Hemşehri Dayanışması Öne Çıktı
Tokat’ın yöresel kültürünün İstanbul’a taşındığı organizasyonda hemşehri buluşmalarının toplumsal dayanışmayı güçlendiren yönü de ele alındı.
Yüksel, farklı şehirlerden gelen vatandaşların ortak kültürel değerler etrafında bir araya gelmesinin önemine işaret ederek daha fazla kardeşlik, demokrasi, adalet ve dayanışma çağrısında bulundu.
Tokat kültürünün yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması amacıyla çalışma yürüten derneklere teşekkür eden Yüksel, organizasyonda emeği bulunanlara da şükranlarını iletti.
MHP Beylikdüzü İlçe Başkanı Özkan Eremsayın’ın Kayınpederi Son Yolculuğuna Uğurlandı
MHP Beylikdüzü İlçe Başkanı Özkan Eremsayın’ın kayınpederi İsmail Murtazaoğlu, cenaze töreninin ardından Yakuplu Mezarlığı’nda toprağa verildi.
MHP Beylikdüzü İlçe Başkanı Özkan Eremsayın’ın kayınpederi İsmail Murtazaoğlu, bir süredir tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. Murtazaoğlu, Beylikdüzü’nde düzenlenen cenaze töreninin ardından Yakuplu Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Beylikdüzü İlçe Başkanı Özkan Eremsayın ve ailesi, kayınpederi İsmail Murtazaoğlu’nun vefatıyla büyük üzüntü yaşadı.
Bir süredir sağlık sorunları nedeniyle hastanede tedavi altında bulunan Murtazaoğlu’nun hayatını kaybetmesinin ardından cenaze töreni Beylikdüzü’nde gerçekleştirildi.
İsmail Murtazaoğlu Yakuplu Mezarlığı’nda Toprağa Verildi
İsmail Murtazaoğlu için 25 Ekim 2026 Pazar günü Beylikdüzü Fatih Sultan Mehmet Camii’nde cenaze töreni düzenlendi.
İkindi namazının ardından kılınan cenaze namazı sonrasında Murtazaoğlu’nun naaşı, Yakuplu Mezarlığı’na götürülerek defnedildi.
MHP Beylikdüzü İlçe Başkanlığı’ndan Taziye Mesajı
MHP Beylikdüzü İlçe Başkanlığı da İsmail Murtazaoğlu’nun vefatı üzerine bir başsağlığı mesajı yayımladı.
Yapılan açıklamada, merhumun vefatından duyulan üzüntü dile getirilirken başta İlçe Başkanı Özkan Eremsayın olmak üzere Murtazaoğlu ailesine, yakınlarına ve sevenlerine sabır temennisinde bulunuldu.
Arka Haber ailesi olarak merhum İsmail Murtazaoğlu’na Allah’tan rahmet, MHP Beylikdüzü İlçe Başkanı Özkan Eremsayın’a ve kederli ailesine başsağlığı diliyoruz.
Bakan Ersoy: Ziya Gökalp, Cumhuriyet’in Fikrî Temellerinin Oluşumuna Katkı Sağladı
Bakan Mehmet Nuri Ersoy, Ziya Gökalp'in Cumhuriyet'in fikrî temellerine katkısını anlattı. Millî Kütüphane'de Ziya Gökalp Sergisi ziyaretçilerle buluştu.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Ziya Gökalp’in doğumunun 150. yılı kapsamında düzenlenen “Millî Kütüphane Hazineleri: Ziya Gökalp Sergisi ve Paneli”ne katıldı. Gökalp’in Türk düşünce ve kültür hayatındaki önemine dikkat çeken Ersoy, Cumhuriyet’in devlet felsefesinin oluşumunda düşünürün önemli katkıları bulunduğunu vurguladı.
Ziya Gökalp'in 150. Doğum Yılı Millî Kütüphane'de Anıldı
Türk düşünce tarihinin önemli isimlerinden Ziya Gökalp, doğumunun 150. yılı dolayısıyla Millî Kütüphane'de düzenlenen sergi ve panel programıyla anıldı.
Programa katılan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Gökalp'in Türk milletinin kimliği, dili, kültürü ve medeniyet anlayışının şekillenmesindeki rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Tarihin kritik dönemlerinde toplumlara yön veren fikir insanlarının millî hafızanın korunmasında önemli bir yere sahip olduğunu belirten Ersoy, bu şahsiyetlerin eserlerinin gelecek kuşaklara aktarılmasının kültürel bir sorumluluk olduğunu ifade etti.
Bakan Ersoy: Cumhuriyet'in Devlet Felsefesine Önemli Katkılar Sundu
Ziya Gökalp'in Osmanlı Devleti'nin son döneminden Cumhuriyet'e uzanan tarihî süreçte Türk fikir hayatının önde gelen isimlerinden biri olduğunu belirten Bakan Ersoy, düşünürün millî kültür ile çağdaş medeniyet arasında kurmaya çalıştığı ilişkiye dikkat çekti.
Ersoy, Gökalp'in Cumhuriyet'in fikrî temellerine katkısını şu sözlerle anlattı:
“Türk milletinin kimliği, dili, kültürü, eğitimi ve medeniyet tasavvuru üzerine geliştirdiği fikirleri sistemleştiren Gökalp, millî kültür ile çağdaş medeniyet arasında kurmaya çalıştığı sentezle yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin devlet felsefesinin ve ülküsünün oluşumuna ciddi katkılar sunmuştur.”
Gökalp'in yalnızca yaşadığı dönemin sorunlarına çözüm aramadığını, aynı zamanda Türk toplumunun geleceğine ilişkin düşünsel bir çerçeve oluşturduğunu belirten Ersoy, eserlerinin Türk düşünce tarihinde önemli bir yere sahip olduğunu söyledi.
Ziya Gökalp'in Eserleri Beş Türk Lehçesinde Yayımlandı
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Ziya Gökalp'in fikirlerinin daha geniş kitlelere ulaştırılması amacıyla çeşitli kültürel çalışmalar yürütüldüğünü belirten Ersoy, düşünürün önemli eserlerinden “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak”ın beş Türk lehçesinde yayımlandığını hatırlattı.
Eserin Özbek, Kazak, Azerbaycan, Kırgız ve Türkmen Türkçelerinde yayımlanmasının, Gökalp'in düşüncelerinin Türk dünyasında daha geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmasına katkı sağlamasının hedeflendiğini ifade etti.
Millî Kütüphane'de Ziya Gökalp Sergisi Beş Bölümden Oluşuyor
Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan “Millî Kütüphane Hazineleri: Ziya Gökalp Sergisi”, düşünürün hayatını ve fikrî mirasını farklı yönleriyle ziyaretçilere sunuyor.
Millî Kütüphane koleksiyonlarından yararlanılarak oluşturulan sergi, beş ana bölümden oluşuyor:
Ziya Gökalp'in Hayatı
Eserleri ve Fikrî Dünyası
Türk Siyasi Hayatına Etkileri ve İdari Görevleri
Düşünce Dünyamıza Yansımaları ve Hakkında Yazılanlar
Ziya Gökalp Haberleri
Sergide Gökalp'in yaşamı, edebî eserleri, siyasi faaliyetleri ve sonraki kuşaklar üzerindeki düşünsel etkileri kapsamlı biçimde ele alınıyor.
Ziya Gökalp'in İlk Baskı Eserleri ve Tarihî Belgeleri Sergileniyor
Millî Kütüphane'de hazırlanan sergi, Ziya Gökalp'in şahsi hayatına ve düşünce dünyasına ışık tutan çok sayıda tarihî belgeyi bir araya getiriyor.
Gökalp'in şiirleri, fikir yazıları, eserlerinin ilk baskıları, farklı dönemlerde yayımlanan kitapları ve hayatına ilişkin fotoğraflar ziyaretçilerin incelemesine sunuluyor.
Sergide ayrıca dönemin gazeteleri, süreli yayınlar, posta pulları, afişler, kartpostallar ve çeşitli arşiv belgeleri de yer alıyor.
Bu koleksiyon aracılığıyla yalnızca Ziya Gökalp'in hayatı değil, Osmanlı Devleti'nin son dönemi ile Cumhuriyet'in kuruluş yıllarındaki kültürel ve düşünsel atmosfer de yansıtılıyor.
Millî Kütüphane'nin 80. Yılına Özel Kültür Etkinlikleri
Bakan Ersoy, Ziya Gökalp Sergisi'nin Millî Kütüphane'nin 80. yılı kapsamında gerçekleştirilen “Millî Kütüphane Hazineleri” etkinlik serisinin önemli bir parçası olduğunu belirtti.
Bir yıldır sürdürülen etkinliklerle Millî Kütüphane koleksiyonlarında bulunan tarihî eserlerin, belgelerin ve kültürel mirasın vatandaşlarla buluşturulmasının amaçlandığını ifade etti.
Ersoy, bu çalışmaların Türk kültür ve düşünce tarihinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacağını dile getirdi.
Bakan Ersoy'dan Vatandaşlara Ziya Gökalp Sergisi Daveti
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türk tarihine, edebiyatına ve kültürüne ilgi duyan vatandaşları Millî Kütüphane Sergi Salonu'nda hazırlanan koleksiyonu görmeye davet etti.
Ziya Gökalp'in düşüncelerinin genç nesillere aktarılmasının önemine dikkat çeken Ersoy, serginin Cumhuriyet'in fikrî arka planının ve millî kültür anlayışının daha iyi kavranmasına katkı sağlamasını temenni etti.
Bakan Ersoy, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Ziya Gökalp'i ve onun şahsında Türk fikir hayatına, edebiyat ve kültürüne yön vermiş, değer katmış, zengin kılmış bütün geçmişlerimizi rahmetle, saygıyla, minnetle yâd ediyorum.”
Ziya Gökalp Kimdir?
1876 yılında Diyarbakır'da dünyaya gelen Ziya Gökalp, Türk sosyolojisinin öncü isimlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Şair, yazar, sosyolog ve düşünür kimliğiyle tanınan Gökalp, özellikle Türk milliyetçiliği, millî kültür, eğitim ve toplumsal yapı üzerine geliştirdiği fikirlerle Türk düşünce tarihinde önemli bir yer edindi.
“Türkçülüğün Esasları”, “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” ve “Kızıl Elma” gibi eserleriyle tanınan Gökalp, 25 Ekim 1924 tarihinde İstanbul'da hayatını kaybetti.
Gökalp'in düşünceleri, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecinin fikrî ve kültürel boyutlarının anlaşılmasında bugün de incelenmeye devam ediyor.
Hemoroid Ameliyatı Ne Zaman Gerekir? Uzmanından Kritik Uyarılar
Hemoroid ameliyatı ne zaman gerekir? Doç. Dr. Aydıncan Akdur, basur belirtileri, ameliyat gerektiren durumlar ve iyileşme sürecini değerlendirdi.
Hemoroid (basur) hastalığı, makat bölgesinde kanama, ağrı, şişlik ve dışarı sarkma gibi şikâyetlerle yaşam kalitesini olumsuz etkileyebiliyor. Her hemoroid hastasının ameliyat olması gerekmiyor ancak ilerleyen vakalarda cerrahi müdahale gündeme gelebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Aydıncan Akdur, hemoroid ameliyatı kararında hastalığın derecesinin yanı sıra şikâyetlerin şiddeti ve hastanın yaşam kalitesinin de değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Hemoroid Ameliyatı Hangi Durumlarda Gerekli?
Toplumda basur olarak bilinen hemoroid hastalığı, yaygın görülen sağlık sorunları arasında yer alıyor. Özellikle uzun süreli kabızlık, dışkılama sırasında ıkınma ve bağırsak alışkanlıklarındaki düzensizlikler hemoroid şikâyetlerini artırabiliyor.
Hemoroid tedavisinde her hasta için ameliyat ilk seçenek olarak değerlendirilmiyor. Hastalığın erken evrelerinde beslenme düzenlemeleri, yaşam tarzı değişiklikleri ve cerrahi dışı tedavilerle şikâyetler kontrol altına alınabiliyor.
Ancak ileri dereceli hemoroidler, sık tekrarlayan kanamalar, makat bölgesinde dışarı sarkma ve uygulanan tedavilere rağmen devam eden yakınmalar cerrahi müdahale ihtiyacını gündeme getirebiliyor.
Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Aydıncan Akdur, ameliyat kararının hastanın mevcut şikâyetleri ve muayene bulguları doğrultusunda kişiye özel verilmesi gerektiğini belirtiyor.
Hemoroid Hastalığının Dört Evresine Dikkat!
Hemoroid hastalığında tedavi yönteminin belirlenmesinde hastalığın derecesi önemli rol oynuyor. İç hemoroidler, dışarı sarkma durumuna göre dört evrede değerlendiriliyor.
1. derece hemoroid: Hemoroid dokusu dışarı sarkmaz. Kanama ve hafif rahatsızlık görülebilir. Genellikle cerrahi dışı tedaviler tercih edilir.
2. derece hemoroid: Dışkılama sırasında dışarı çıkan hemoroid dokusu kendiliğinden içeri döner. Yaşam tarzı değişiklikleri ve uygun girişimsel yöntemler uygulanabilir.
3. derece hemoroid: Dışarı sarkan hemoroid dokusunun elle içeri itilmesi gerekebilir. Şikâyetlerin durumuna göre cerrahi tedavi değerlendirilebilir.
4. derece hemoroid: Hemoroid dokusu sürekli dışarıda kalabilir ve içeri gönderilemeyebilir. Belirgin şikâyetlerin bulunduğu hastalarda ameliyat daha önemli bir seçenek haline gelebilir.
Ancak hemoroidin derecesi tek başına ameliyat kararı verilmesi için yeterli değildir.
Sürekli Kanama ve Şiddetli Ağrıya Dikkat!
Hemoroid hastalarında tekrarlayan kanama, makat bölgesinde şişlik, dışarı sarkma ve günlük yaşamı etkileyen rahatsızlıklar tedavi planının yeniden değerlendirilmesini gerektirebiliyor.
Özellikle uzun süre devam eden kanamalar bazı hastalarda kansızlığa neden olabiliyor.
Bununla birlikte makattan gelen her kanamanın hemoroid kaynaklı olmadığı unutulmamalı. Bağırsak polipleri, anal fissür ve kolorektal kanser gibi farklı hastalıklar da benzer belirtilere yol açabiliyor.
Bu nedenle kanama şikâyeti bulunan kişilerin, belirtileri yalnızca basura bağlamadan uzman hekim tarafından değerlendirilmesi önem taşıyor.
Ameliyatsız Hemoroid Tedavisi Yeterli Olmazsa Ne Yapılır?
Hemoroid hastalığının erken dönemlerinde lif açısından zengin beslenme, yeterli sıvı tüketimi, kabızlığın önlenmesi ve tuvalet alışkanlıklarının düzenlenmesi önerilebiliyor.
Uygun hastalarda lastik bant ligasyonu, skleroterapi ve kızılötesi koagülasyon gibi cerrahi dışı işlemler de uygulanabiliyor.
Ancak ileri dereceli sarkmaların bulunduğu, iç ve dış hemoroidlerin birlikte belirginleştiği veya şikâyetlerin sürekli tekrar ettiği durumlarda bu yöntemler yeterli olmayabiliyor.
Bu aşamada hastanın genel sağlık durumu ve önceki tedavilere verdiği yanıt değerlendirilerek cerrahi seçenekler gündeme getirilebiliyor.
Hemoroid Ameliyatında Hangi Yöntemler Kullanılıyor?
Hemoroid ameliyatlarında hastalığın derecesine ve hastanın anatomik özelliklerine göre farklı cerrahi teknikler uygulanabiliyor.
Geleneksel hemoroidektomi, özellikle ileri dereceli ve büyük dış hemoroidlerin bulunduğu hastalarda tercih edilebilen yöntemler arasında yer alıyor.
Bazı hastalarda hemoroidal arter ligasyonu veya stapler hemoroidopeksi gibi alternatif cerrahi teknikler de değerlendirilebiliyor.
Ancak her yöntemin iyileşme süreci, ameliyat sonrası ağrı düzeyi ve hastalığın tekrarlama ihtimali açısından farklı özellikleri bulunuyor.
Bu nedenle ameliyat tekniğinin yalnızca daha az ağrılı olduğu düşüncesiyle değil, hastanın klinik durumuna göre belirlenmesi gerekiyor.
Tromboze Hemoroidlerde Acil Ameliyat Gerekir mi?
Makat çevresinde aniden ortaya çıkan şiddetli ağrı ve hassas şişlik, tromboze dış hemoroid belirtisi olabiliyor.
Bu durum, dış hemoroid damarlarında pıhtı oluşması sonucunda gelişiyor.
Ancak tromboze hemoroid bulunan her hastanın acil ameliyat olması gerekmiyor. Ağrının şiddeti, şikâyetlerin ne zaman başladığı ve muayene bulguları tedavi kararında belirleyici oluyor.
Özellikle yeni başlayan ve şiddetli ağrıya neden olan bazı vakalarda cerrahi müdahale değerlendirilebiliyor.
Ateş, giderek artan ağrı ve makat çevresinde yaygın kızarıklık gibi belirtilerin ise anal apse gibi farklı hastalıklardan kaynaklanabileceği belirtiliyor. Bu durumlarda gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor.
Hemoroid Ameliyatı Sonrası İyileşme Kaç Gün Sürer?
Hemoroid ameliyatı sonrası iyileşme süresi, uygulanan cerrahi yönteme ve hastanın genel sağlık durumuna göre değişiklik gösterebiliyor.
Özellikle klasik hemoroidektomi sonrasında ilk günlerde ağrı, hassasiyet ve dışkılama sırasında rahatsızlık yaşanabiliyor.
İyileşme sürecinde yeterli sıvı tüketimi, lifli beslenme ve hekimin önerdiği bakım uygulamaları önem taşıyor.
Bazı hastalarda günlük yaşama dönüş daha kısa sürede gerçekleşirken, fiziksel güç gerektiren işlerde çalışan kişilerin daha uzun süre dinlenmesi gerekebiliyor.
Ameliyat sonrasında yoğun kanama, yüksek ateş, idrar yapamama veya kontrol edilemeyen ağrı görülmesi halinde derhal tıbbi değerlendirme yapılması gerekiyor.
Hemoroid Ameliyatı Sonrası Hastalık Tekrarlar mı?
Hemoroid ameliyatı sonrasında şikâyetler büyük ölçüde azalabilse de hastalığın yeniden ortaya çıkma ihtimali tamamen ortadan kalkmıyor.
Özellikle kronik kabızlık, uzun süre ıkınma ve tuvalette gereğinden fazla vakit geçirme gibi alışkanlıkların devam etmesi, hemoroid şikâyetlerinin tekrarlamasına katkıda bulunabiliyor.
Bu nedenle ameliyat sonrasında da sağlıklı bağırsak alışkanlıklarının sürdürülmesi önem taşıyor.
Uzmanından Uyarı: Hemoroid Ameliyatı Kararı Kişiye Özel Verilmeli
Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Aydıncan Akdur, hemoroid ameliyatı kararında hastalığın derecesi kadar hastanın yaşadığı şikâyetlerin ve yaşam kalitesindeki etkilenmenin de dikkate alınması gerektiğini belirtiyor.
Özellikle sürekli tekrarlayan kanamalar, ileri dereceli sarkmalar ve diğer tedavilerle kontrol altına alınamayan yakınmalar cerrahi tedavi ihtiyacının değerlendirilmesine neden olabiliyor.
Hemoroid hastalığında erken tanı, doğru tedavi yöntemi ve kişiye özel planlama, hastaların yaşam kalitesinin korunmasında önemli rol oynuyor.
Uzmanlar, makat bölgesinde kanama, şişlik veya ağrı şikâyeti yaşayan kişilerin kendi kendilerine teşhis koymak yerine genel cerrahi uzmanına başvurmaları gerektiğini vurguluyor.
Doğal Burun Estetiğinde Yeni Yaklaşım: Rinoplastide Yüz Uyumu ve Sağlıklı Nefes Ön Planda
Doğal burun estetiğinde yüz uyumu ve sağlıklı nefes alma neden önemli? Prof. Dr. Seçkin Ulusoy'un uzmanlık alanı rinoplastide merak edilenler.
Burun estetiğinde doğal görünüm, son yıllarda rinoplasti ameliyatlarının en çok önem verilen hedefleri arasında yer alıyor. Kulak Burun Boğaz ve Rinoplasti Uzmanı Prof. Dr. Seçkin Ulusoy'un çalışma alanları arasında bulunan doğal burun estetiğinde, yüz hatlarıyla uyumlu bir görünüm elde edilmesi kadar burun anatomisinin ve solunum fonksiyonlarının korunması da önem taşıyor.
Burun Estetiğinde Doğal Görünüm Neden Önemli?
Burun estetiği olarak bilinen rinoplasti ameliyatlarında estetik anlayış değişiyor. Geçmişte burun küçültme ve belirgin şekil bozukluklarını giderme hedefleri öne çıkarken günümüzde kişinin yüz hatlarıyla uyumlu, dengeli ve doğal görünümlü sonuçlar elde edilmesi amaçlanıyor.
Yüzün merkezinde bulunan burun; alın, gözler, dudaklar ve çene ile birlikte yüz ifadesini doğrudan etkiliyor. Bu nedenle rinoplasti ameliyatlarında yalnızca burnun şekli değil, yüzün genel anatomik yapısı da değerlendiriliyor.
Kulak Burun Boğaz ve Rinoplasti Uzmanı Prof. Dr. Seçkin Ulusoy'un çalışma alanlarından biri olan doğal burun estetiğinde, kişiye özel cerrahi planlama önemli bir yer tutuyor.
Her Yüz Tipine Aynı Burun Şekli Uygulanabilir mi?
Uzmanlık alanındaki genel cerrahi yaklaşımlara göre, burun estetiğinde herkese aynı burun modelinin uygulanması doğal sonuçlar açısından uygun olmayabiliyor.
Her bireyin yüz kemikleri, burun kıkırdakları, cilt kalınlığı ve yüz oranları farklı özellikler taşıyor. Bu nedenle bir kişide estetik açıdan dengeli görünen burun şekli, başka bir kişinin yüz hatlarıyla aynı uyumu sağlamayabiliyor.
Ameliyat öncesi değerlendirmede yüzün uzunluğu ve genişliği, alın ve çene oranları, burun sırtının yapısı, burun ucunun konumu ve cilt özellikleri dikkate alınıyor.
Kişiye özel planlama, estetik beklentiler ile anatomik sınırların birlikte değerlendirilmesini amaçlıyor.
Burun Estetiğinde Nefes Alma Fonksiyonu Korunmalı
Rinoplasti ameliyatlarında dikkat edilmesi gereken konuların başında burnun solunum fonksiyonlarının korunması geliyor.
Burun kemikleri ve kıkırdakları yalnızca dış görünümü belirlemiyor, aynı zamanda hava yolunun yapısal bütünlüğünde de önemli rol oynuyor.
Cerrahi müdahale sırasında burun sırtının aşırı daraltılması veya burun ucundaki destek dokularının zayıflatılması, bazı hastalarda nefes alma güçlüğüne neden olabiliyor.
Bu nedenle ameliyat öncesinde septum deviasyonu olarak bilinen burun içi eğrilikler ve nazal valf sorunları gibi solunumu etkileyebilecek yapısal problemler de değerlendiriliyor.
Gerekli görülen hastalarda estetik düzenlemelerle birlikte fonksiyonel cerrahi işlemler planlanabiliyor. Ancak her rinoplasti ameliyatının nefes alma sorunlarını tamamen ortadan kaldıracağı garanti edilemiyor.
Kalın ve İnce Cilt Burun Estetiği Sonucunu Etkiliyor
Burun estetiğinde cilt yapısı, ameliyat sonrasında elde edilecek görünümü etkileyen önemli faktörler arasında bulunuyor.
İnce cilt yapısına sahip kişilerde burun kemikleri ve kıkırdaklarında yapılan değişiklikler daha belirgin görülebiliyor. Bu durum, küçük yüzey düzensizliklerinin fark edilmesine neden olabiliyor.
Kalın ciltli kişilerde ise cerrahi değişikliklerin dışarıdan belirginleşmesi daha sınırlı olabiliyor. Özellikle burun ucundaki ödemin azalması ve dokuların son şeklini alması daha uzun sürebiliyor.
Bu nedenle rinoplasti planlamasında cilt kalınlığının ve dokuların yapısal özelliklerinin değerlendirilmesi önem taşıyor.
Açık ve Kapalı Rinoplasti Arasındaki Farklar Neler?
Burun estetiği ameliyatlarında hastanın anatomik özelliklerine ve cerrahi ihtiyaçlarına göre farklı teknikler kullanılabiliyor.
Açık rinoplasti, burun ucundaki yapılara daha geniş bir görüş alanından ulaşılmasına olanak tanıyor.
Kapalı rinoplasti yönteminde ise cerrahi kesiler burun deliklerinin içerisinden gerçekleştiriliyor.
Kemik yapıların şekillendirilmesinde bazı vakalarda piezo olarak bilinen ultrasonik cerrahi teknolojisinden de yararlanılabiliyor.
Ancak doğal görünümün elde edilmesi yalnızca kullanılan tekniğe bağlı değil. Hastanın anatomisi, cerrahi planlama, doku desteğinin korunması ve iyileşme süreci de sonuç üzerinde etkili oluyor.
Burun Estetiği Öncesinde Dijital Simülasyon Kullanılıyor
Rinoplasti ameliyatı öncesinde kullanılan dijital simülasyon ve fotoğraf analizleri, hastaların beklentilerini cerrahlarıyla daha açık biçimde değerlendirmelerine yardımcı olabiliyor.
Bu yöntemlerle burun sırtında, burun ucunda ve yüz profilinde planlanan değişikliklerin olası görünümü incelenebiliyor.
Ancak dijital simülasyonların ameliyat sonrasında ortaya çıkacak sonucu kesin olarak göstermediği belirtiliyor.
Cerrahi sonuçlar; kişinin anatomik özelliklerine, iyileşme sürecine ve dokuların verdiği yanıta bağlı olarak değişebiliyor.
Burun Estetiği Sonrası İyileşme Ne Kadar Sürüyor?
Burun estetiği ameliyatlarından sonra iyileşme süreci kişiden kişiye farklılık gösteriyor.
Ameliyatın ilk haftalarında burun çevresinde şişlik, ödem ve geçici sertlik görülebiliyor. Özellikle burun ucundaki ödemin azalması diğer bölgelere göre daha uzun sürebiliyor.
Burnun nihai görünümünün ortaya çıkması çoğu hastada yaklaşık bir yılı bulabiliyor. Kalın cilt yapısına sahip kişilerde ve bazı cerrahi işlemler sonrasında bu süreç daha uzun devam edebiliyor.
İyileşme döneminde doktorun önerdiği bakım kurallarına uyulması, burnun darbelerden korunması ve kontrol muayenelerinin aksatılmaması önem taşıyor.
Doğal Burun Estetiğinde Kişiye Özel Planlama Öne Çıkıyor
Günümüzde doğal burun estetiği, yalnızca burnun küçültülmesini veya şeklinin değiştirilmesini değil, yüzün genel yapısıyla uyumlu bir görünüm oluşturulmasını hedefliyor.
Prof. Dr. Seçkin Ulusoy'un uzmanlık alanları arasında yer alan rinoplastide de değerlendirilen kişiye özel cerrahi planlama yaklaşımı, yüz oranlarının, cilt yapısının ve burun fonksiyonlarının birlikte ele alınmasına dayanıyor.
Uzmanlık alanındaki genel tıbbi yaklaşımlar, burun estetiği yaptırmayı düşünen kişilerin ameliyat öncesinde beklentilerini, anatomik özelliklerini ve olası cerrahi riskleri uzman hekimleriyle ayrıntılı şekilde değerlendirmelerinin önemine işaret ediyor.
Doğal görünüm ve sağlıklı nefes alma fonksiyonunun birlikte gözetilmesi, başarılı bir rinoplasti planlamasının temel hedefleri arasında bulunuyor
Ağrı ve Kars'ta Şap Hastalığı Alarmı: Hayvan Pazarları Kapatıldı, Yetiştiricilere Kritik Uyarı!
Ağrı ve Kars'ta şap hastalığı alarmı. Hayvan pazarları kapatıldı. Veteriner Hekim Ümit Cem Aksoy'dan yetiştiricilere kritik korunma uyarıları. Kopyala
Ağrı ve Kars'ta şap hastalığına karşı alınan önlemler gündemdeki yerini koruyor. Hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla hayvan pazarlarının kapatıldığı bildirilirken, Ağrı'da 111 bin 782 hayvanın aşılandığı açıklandı. Veteriner Hekim Ümit Cem Aksoy, şap hastalığıyla mücadelede üç temel kuralın ayırma, temizlik ve dezenfeksiyon olduğunu vurguladı.
Ağrı ve Kars'ta Şap Hastalığına Karşı Önlemler Artırıldı
Türkiye'de hayvancılık sektörünü tehdit eden şap hastalığı, özellikle büyükbaş hayvan yetiştiricileri açısından ciddi riskler oluşturmaya devam ediyor.
Ağrı ve Kars'ta hastalığın yayılması üzerine hayvan pazarlarının kapatıldığı belirtilirken, Ağrı İl Hayvan Borsası'nın kapalı kalma süresinin uzatıldığı bildirildi.
Paylaşılan bilgilere göre Ağrı'da 1 Eylül'den itibaren yürütülen aşılama çalışmaları kapsamında toplam 111 bin 782 hayvana şap aşısı uygulandı.
Şap Hastalığı Süt Verimini Düşürüyor, Ekonomik Kayıplara Yol Açıyor
Fatro & Güneşli Hayvan Sağlığı Genel Müdür Yardımcısı, Veteriner Hekim Ümit Cem Aksoy, şap hastalığının hayvan sağlığının yanı sıra üreticilerin ekonomik faaliyetlerini de olumsuz etkilediğine dikkat çekti.
Hastalığın oldukça bulaşıcı olduğunu belirten Aksoy, özellikle büyükbaş hayvanlarda süt veriminde azalma, yem tüketiminde düşüş ve ciddi sağlık sorunları görülebildiğini ifade etti.
Şap hastalığının belirtileri arasında yüksek ateş, ağız içinde yaralar ve su dolu kabarcıklar, aşırı salya akıntısı, ayaklarda lezyonlar, meme yaraları ve iştahsızlık bulunuyor.
Hastalığın genç hayvanlarda ölümlere kadar varabilen sonuçlar doğurabileceği belirtiliyor.
Veteriner Hekim Aksoy: Üç Temel Kurala Dikkat!
Şap hastalığının kontrol altına alınmasında biyogüvenlik önlemlerinin hayati önem taşıdığını vurgulayan Veteriner Hekim Ümit Cem Aksoy, yetiştiricilere önemli uyarılarda bulundu.
Aksoy, hastalığın yalnızca enfekte hayvanlarla doğrudan temas sonucunda bulaşmadığını, virüsün araçlar, ekipmanlar, kıyafetler ve hayvan nakil araçları aracılığıyla da taşınabildiğini belirtti.
Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü'nün biyogüvenlik yaklaşımına dikkat çeken Aksoy, mücadelede üç temel ilkeyi şöyle sıraladı:
Ayırma: Hasta veya hastalık şüphesi taşıyan hayvanların sağlıklı hayvanlardan uzak tutulması.
Temizlik: Ahırların, sağım alanlarının, araçların ve kullanılan ekipmanların düzenli temizlenmesi.
Dezenfeksiyon: Temizlik sonrasında uygun dezenfektanlarla virüsün yayılma riskinin azaltılması.
Hayvan Alım-Satımı Durdurulmalı, Yeni Hayvanlar Karantinaya Alınmalı
Şap hastalığının işletmeler arasında yayılmasını önlemek amacıyla yetiştiricilerin dikkat etmesi gereken tedbirleri açıklayan Aksoy, hayvan hareketlerinin kontrol altına alınması gerektiğini vurguladı.
Yetiştiricilerin uygulaması gereken başlıca önlemler şöyle sıralandı:
Hastalık şüphesinde hayvan alım-satımı ve nakilleri durdurulmalı.
Hasta ve şüpheli hayvanlar diğerlerinden ayrılmalı.
İşletmeye yeni getirilen hayvanlar karantinaya alınmalı.
Ahır, sağım alanları ve ekipmanlar düzenli temizlenmeli.
Hayvan nakil araçlarının temizliği ve dezenfeksiyonu sağlanmalı.
Ortak mera ve hayvanların bir araya geldiği alanlardan kaçınılmalı.
Resmî aşılama programlarına eksiksiz uyulmalı.
İşletmeye giriş ve çıkışlar kontrollü gerçekleştirilmeli.
Şap Hastalığı Şüphesinde Yetkililere Derhal Haber Verilmeli
Veteriner Hekim Ümit Cem Aksoy, şap hastalığından şüphelenilen durumlarda yetiştiricilerin laboratuvar sonuçlarını beklemeden yetkili veterinerlik birimlerine bildirim yapması gerektiğini belirtti.
Erken bildirimin hastalığın kontrol altına alınmasında önemli rol oynadığını ifade eden Aksoy, şüpheli hayvanların başka işletmelere gönderilmemesi gerektiğinin altını çizdi.
Ayrıca hastalık şüphesi bulunan hayvanlardan elde edilen sütün satılmaması, başka sütlerle karıştırılmaması ve gübre ile diğer hayvansal materyallerin kontrolsüz biçimde işletme dışına çıkarılmaması gerektiğini söyledi.
Gelişigüzel Aşılama ve Dezenfeksiyon Uyarısı
Şap hastalığıyla mücadelede yanlış uygulamaların hastalığın kontrolünü zorlaştırabileceğini belirten Aksoy, veteriner hekim yönlendirmesi olmadan gelişigüzel aşılama ve dezenfeksiyon yapılmaması konusunda uyardı.
Numune alma, dezenfeksiyon ve aşılama işlemlerinin resmî veteriner hekimin talimatları doğrultusunda yürütülmesi gerektiğini vurguladı.
Henüz hastalık belirtisi göstermeyen hayvanların da virüsü taşıyabileceğine dikkat çeken Aksoy, sürü genelinde hareket kısıtlamalarının uygulanmasının önemini hatırlattı.
Şap Hastalığıyla Mücadelede Erken Müdahale Büyük Önem Taşıyor
Hayvancılık sektöründe ciddi ekonomik kayıplara neden olabilen şap hastalığına karşı aşılama, biyogüvenlik önlemleri ve erken bildirim büyük önem taşıyor.
Uzmanlar, yetiştiricilerin şüpheli vakaları gizlememesi, hayvan hareketlerine ilişkin kısıtlamalara uyması ve resmî veteriner hekimlerin yönlendirmeleri doğrultusunda hareket etmesi gerektiğini vurguluyor.
İstanbul Ticaret Odası'nda Seçim Heyecanı! Erdal Cevahiroğlu Yeniden Aday
Cevahiroğlu Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı ve Karadeniz Vakfı Genel Başkan Yardımcısı Erdal Cevahiroğlu, 45 No'lu Konut İnşaatı Grubundan yeniden meclis üyeliğine aday oldu.
HABER/NİLGÜN EGE
İstanbul Ticaret Odasında (İTO) 27 Ekim'de gerçekleştirilecek seçimler öncesinde iş dünyasında hareketlilik artıyor. İstanbul'un ticaret ve sanayi hayatında önemli bir yere sahip olan İTO'da yeni dönem meslek komitesi ve meclis üyeleri belirlenirken, mevcut meclis üyelerinden iş adamı Erdal Cevahiroğlu da yeniden aday oldu. Cevahiroğlu Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı ve Karadeniz Vakfı Genel Başkan Yardımcısı olan Cevahiroğlu, 45 No'lu Konut İnşaatı Meslek Grubunda yeni dönem için yarışacak.
İSTANBUL İŞ DÜNYASINDA GÖZLER 27 EKİM'E ÇEVRİLDİ
Türkiye'nin en köklü meslek kuruluşları arasında yer alan İstanbul Ticaret Odasında seçim takvimi işlemeye devam ediyor. 27 Ekim 2026 Salı günü Yeşilköy'deki İstanbul Fuar Merkezi'nde gerçekleştirilecek seçimlerde, farklı sektörleri temsil edecek meslek komitesi ve oda meclisi üyeleri belirlenecek.
İstanbul ekonomisinin ticaretten sanayiye, inşaattan hizmet sektörüne kadar geniş bir kesimini temsil eden İTO'da yapılacak seçimler, iş dünyasının gelecek dört yıllık dönemdeki temsil yapısını şekillendirecek.
Meslek komitesi ve meclis üyeliği seçimlerinin ardından 4 Kasım'da oda yönetiminin belirlenmesiyle seçim süreci tamamlanacak.
ERDAL CEVAHİROĞLU YENİDEN ADAY
Seçim sürecinde öne çıkan isimlerden biri de İstanbul Ticaret Odasının mevcut meclis üyelerinden Erdal Cevahiroğlu oldu.
45 No'lu Konut İnşaatı Meslek Grubunda komite üyeliği ve oda meclis üyeliği görevlerini sürdüren Cevahiroğlu, yeni dönemde de aynı meslek grubundan meclis üyeliğine adaylığını koydu.
Cevahiroğlu Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı olarak iş hayatını sürdüren Erdal Cevahiroğlu, aynı zamanda Karadeniz Vakfı Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürütüyor.
TRABZON'UN OF İLÇESİNDEN İSTANBUL'A UZANAN TİCARET YOLCULUĞU
Erdal Cevahiroğlu'nun başkanlığını yürüttüğü aile şirketinin ticari geçmişi 1940 yılına dayanıyor.
Trabzon'un Of ilçesinde ticari faaliyetlerine başlayan Cevahiroğlu ailesi, 1980'li yıllarda İstanbul'a açılarak tekstil sektöründe faaliyet göstermeye başladı. Ailenin ticaret hayatındaki önemli dönüm noktalarından biri ise 1990'lı yıllarda inşaat sektörüne yönelmesi oldu.
İstanbul'da konut üretimi ve yapı projeleriyle faaliyet alanını genişleten Cevahiroğlu İnşaat, zaman içerisinde inşaat sektörünün farklı alanlarında çalışmalar üstlendi.
Konut yapımının yanı sıra kentsel dönüşüm çalışmalarında da faaliyet gösteren şirket, mühendislik, mimarlık, yapı uygulamaları ve dekorasyon alanlarında hizmet veriyor.
Ailenin ticari faaliyetleri bugün inşaatın yanı sıra turizm, tekstil, endüstri ve kuyumculuk sektörlerini de kapsıyor.
KONUT ÜRETİMİ VE KENTSEL DÖNÜŞÜM GÜNDEMDE
İstanbul'da konut üretimi ve kentsel dönüşüm, hem kent ekonomisi hem de yapı güvenliği açısından önemini koruyor.
Özellikle deprem riski taşıyan yapı stokunun yenilenmesi, artan inşaat maliyetleri ve finansmana erişim sorunları, sektör temsilcilerinin gündemindeki başlıca konular arasında yer alıyor.
Cevahiroğlu İnşaat da İstanbul merkezli konut projeleri ve kentsel dönüşüm alanındaki faaliyetleriyle bu sektörün içinde yer alıyor.
İTO'nun 45 No'lu Konut İnşaatı Meslek Grubunda yapılacak seçimler, sektörde faaliyet gösteren işletmelerin yeni dönemde oda meclisinde kimler tarafından temsil edileceğini belirleyecek.
İTO'DA YENİ DÖNEMİN TEMSİLCİLERİ BELİRLENECEK
İstanbul Ticaret Odasında 27 Ekim'de kurulacak sandıklardan çıkacak sonuçlar, yeni dönem meslek komiteleri ve oda meclisinin yapısını ortaya koyacak.
İş dünyasının farklı sektörlerinden adayların yarışacağı seçimlerde, mevcut İTO Meclis Üyesi Erdal Cevahiroğlu da 45 No'lu Konut İnşaatı Meslek Grubundan yeniden aday olarak yer alacak.
ORTA DOĞU'DAKİ GERİLİM PETROL FİYATLARINI YÜKSELTTİ! BRENT 114 DOLARI AŞTI
Suudi Arabistan'daki enerji tesislerine yönelik saldırılar ve Orta Doğu'da artan gerilim, küresel petrol piyasalarında sert yükselişe neden oldu. Brent petrol 22 Ekim'de yüzde 4 artışla 113,17 dolardan kapanarak beş ayın en yüksek kapanış seviyesine ulaştı. 23 Ekim'de ise yükseliş devam etti ve fiyatlar 114 doların üzerine çıktı. Gelişmeler, Türkiye'de akaryakıt fiyatlarına olası etkileri de gündeme taşıdı.
PETROL FİYATLARINDA SERT YÜKSELİŞ
Küresel enerji piyasaları, Orta Doğu'da tırmanan askeri gerilim ve petrol arzının kesintiye uğrayabileceğine yönelik endişeler nedeniyle hareketli günler yaşıyor.
Suudi Arabistan'da petrol tesisleri ve stratejik noktalara yönelik saldırıların ardından uluslararası piyasalarda petrol fiyatları yükseldi.
Reuters'ın aktardığı verilere göre Brent petrolün varil fiyatı 22 Ekim Perşembe günü 4,35 dolar artarak 113,17 dolardan kapandı. Günlük yükseliş yaklaşık yüzde 4 olarak gerçekleşti.
Bu kapanış, Brent petrolün 4 Mayıs 2026'dan bu yana ulaştığı en yüksek kapanış seviyesi oldu.
BRENT 114 DOLARIN ÜZERİNE ÇIKTI
23 Ekim Cuma günü sabah saatlerinde Brent petrolün varil fiyatı 112,96 dolar seviyesinde işlem görürken, ilerleyen saatlerde yeniden yükselişe geçti.
Reuters'ın güncellenen piyasa verilerine göre Brent petrol 114,47 dolara, ABD Batı Teksas türü ham petrolü (WTI) ise 100,84 dolara yükseldi.
Piyasalardaki dalgalanma, yatırımcıların bölgedeki güvenlik gelişmelerine ve enerji sevkiyatına ilişkin açıklamalara odaklanmasına neden oldu.
SUUDİ ARABİSTAN'DAKİ SALDIRILAR PİYASALARI ETKİLEDİ
Petrol fiyatlarındaki yükselişin başlıca nedenleri arasında Yemen'deki Husilerin Suudi Arabistan'daki hedeflere yönelik saldırıları bulunuyor.
Suudi Arabistan'ın önemli petrol üretim noktalarından Şeybe (Shaybah) petrol sahasına yönelik saldırı, enerji altyapısının güvenliğine ilişkin endişeleri artırdı.
Suudi Arabistan makamları, saldırının ardından söz konusu sahadaki petrol üretiminin etkilenmediğini açıkladı.
Ancak saldırıların devam etme ihtimali, petrol arzına ilişkin risk algısını yükseltti.
ARAMCO GENEL MERKEZİNDE TAHLİYE TALİMATI
Gerilimin dikkat çeken gelişmelerinden biri de Suudi petrol şirketi Saudi Aramco'nun Dahran kentindeki genel merkezine ilişkin tahliye haberi oldu.
Reuters, şirket çalışanlarından genel merkezi boşaltmalarının istendiğini bildirdi.
Bu gelişme, petrol piyasalarında bölgedeki enerji tesislerinin güvenliğine yönelik kaygıları güçlendirdi.
Tahliye kararının petrol üretiminde doğrudan bir kesintiye yol açtığına ilişkin doğrulanmış bir bilgi ise bulunmuyor.
HÜRMÜZ BOĞAZI VE KIZILDENİZ'DEKİ RİSKLER
Orta Doğu, dünya petrol üretimi ve uluslararası enerji taşımacılığı açısından stratejik bir konumda bulunuyor.
Özellikle Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz'in güneyindeki Babülmendep Boğazı, petrol ve petrol ürünlerinin taşınmasında kritik güzergâhlar arasında yer alıyor.
Bu bölgelerdeki saldırılar veya deniz taşımacılığında yaşanabilecek aksamalar, enerji sevkiyatının maliyetini artırabiliyor.
Uzmanlar, petrol fiyatlarındaki yükselişte mevcut üretim kayıplarının yanı sıra gelecekte yaşanabilecek arz kesintilerine yönelik endişelerin de etkili olduğunu belirtiyor.
TÜRKİYE'DE AKARYAKIT FİYATLARI ETKİLENİR Mİ?
Uluslararası petrol fiyatlarındaki yükseliş, enerji ithalatçısı ülkeler arasında bulunan Türkiye açısından da önem taşıyor.
Ham petrol fiyatlarının yükselmesi, diğer koşulların değişmemesi halinde benzin ve motorin maliyetleri üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturabiliyor.
Ancak Türkiye'deki pompa fiyatları yalnızca Brent petrol fiyatına bağlı olarak belirlenmiyor.
Döviz kuru, uluslararası akaryakıt ürün fiyatları, vergiler ve dağıtım maliyetleri de fiyatlandırmada etkili oluyor.
Bu nedenle Brent petrolün 114 doların üzerine çıkması, benzin veya motorine otomatik olarak aynı oranda zam yapılacağı anlamına gelmiyor. Söz konusu yükselişe bağlı yeni bir akaryakıt zammının kesinleştiğine ilişkin doğrulanmış bir açıklama bulunmuyor.
GÖZLER ORTA DOĞU'DAKİ GELİŞMELERDE
Petrol piyasalarında önümüzdeki süreçte Suudi Arabistan'daki güvenlik gelişmeleri, bölgedeki askeri hareketlilik ve uluslararası enerji sevkiyatının durumu yakından izlenecek.
Gerilimin sürmesi halinde petrol fiyatlarında dalgalanmanın devam edebileceği belirtilirken, diplomatik gelişmeler ve enerji arzına ilişkin açıklamalar fiyatların yönü açısından belirleyici olacak.
ARKA HABER | EKONOMİ VE DÜNYA HABERLERİ
SUUDİ ARABİSTAN'DA PETROL DEVİNİN GENEL MERKEZİ TAHLİYE EDİLİYOR!
Suudi Arabistan'da art arda yaşanan saldırıların ardından ülkenin petrol devi Saudi Aramco'nun Dahran kentindeki genel merkezinde tahliye talimatı verildiği bildirildi. Reuters'a konuşan altı kaynak, çalışanlardan binayı boşaltmalarının ve uzaktan çalışmalarının istendiğini açıkladı. Karar, Dammam'daki havalimanı saldırısında 2 kişinin hayatını kaybetmesi ve 8 kişinin yaralanmasının ardından geldi.
İlk Yorum yapan siz olun!