Evet sevgili Arka Haber okurları,
Bu haftaki "Nilgün’ce Sohbetler" köşemizde, sizi sadece bir eve değil; bir dönemin hafızasına, azmin en somut haline ve "üretmek benim ilacım" diyen dev bir çınarın dünyasına konuk ediyoruz.
Bu hafta rotamızı, 1946 Erzurum doğumlu, 80 yaşındaki Muazzez Teyze’mize çevirdik. Onun hikayesi; Erzurum’un dondurucu soğuğunda okuma yazma öğrenmek için defterini karın altına saklayan o küçük kız çocuğunun, bugün dünya markalarına üretim yapan usta bir kadına dönüşmesinin hikayesidir.
15 yaşında evlendirilen, baskılarla susturulmaya çalışılan ama her engel karşısında daha da devleşen Muazzez Teyze; bakkal işletmeciliğinden direksiyon hocalığına, şairliğinden el sanatları ustalığına uzanan film gibi hayatını tüm samimiyetiyle Nilgün’ce Sohbetler’e anlattı.
"Şimdiki insanlar içi ot dolu çuval gibi, bomboş..." diyerek yeni nesle ayna tutan, 80 yaşında hala "durursam hasta olurum" diyen bu ilham dolu kadının; Erzurum’dan İstanbul’a kaçışını, hayata karşı duruşunu ve o meşhur "Neden ben bu İstanbul'u?" şiirini okurken hem hüzünlenecek hem de üretmenin iyileştirici gücüne bir kez daha hayran kalacaksınız.
Şimdi gelin, bu 80 yıllık başarı abidesinin sesine "Nilgün’ce" bir pencereden kulak verelim...
Röportaj: Nilgün Ege Karaçuha
Nilgün Ege Karaçuha: Sevgili Arka Haber izleyenleri ve okurları, bu akşam sadece bir eve konuk olmuyoruz; biz aslında yaşayan bir tarihin, bitmek bilmeyen bir enerjinin ve "üretmek benim ilacım" diyen dev bir çınarın evindeyiz. Kendisi 80 yaşında ama ruhu hala 18 yaşındaki o heyecanla çarpan bir Anadolu kadını. Muazzez Teyzemiz, Muazzez Annemiz... Bizi bu akşam sofranda Lordolması ve Ayran Çorbası ile ağırladığın için çok teşekkür ederiz. Nasılsın Muazzez Teyze?
Muazzez Teyze: Çok teşekkür ederim kızım, iyiyim sağ olasın. Sizler de hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Afiyet olsun, ne demek; her zaman buyurun gelin. Bir dahaki sefere de Kadayıf Dolması yapacağım size, onun sözünü şimdiden vereyim.
Nilgün Ege Karaçuha: O sözü aldık, mutlaka geleceğiz! Şimdi, 2026 itibariyle 80 yaşındasın. 1946 doğumlusun. Önce şu hikayenin en başına gidelim. Muazzez Teyze kimdir? Nerede, nasıl bir çocukluk geçirdi?
Muazzez Teyze: Ben Erzurum’da doğmuşum. Ama öyle kolay bir çocukluk değil... Ben küçükken, 1,5 yaşındayken babam vefat etmiş. Babam Erzurum Pasinler’in Su köyü taraflarının hem muhtarı hem beyiymiş. Ben baba görmedim, babalığın yanında büyüdüm. Ama öyle evde oturan, hanım hanımcık bir kız değildim. Kaytonlarımız (fayton) vardı, atlarımız vardı. Atların altından girer, öbür tarafından çıkardım. Bey kızıydım ama mücadeleciydim. Karın içinde büyüdüm.
Nilgün Ege Karaçuha: Peki, o özgür çocukluktan sonra hayat seni nereye savurdu? Erken mi evlendin?
Muazzez Teyze: Hiç tanımadığım biriyle evlendirdiler beni. 15 yaşında nişanlandım, 16’da evlendim. 18 yaşımda anne oldum. İşte o yaştan beri benim hayat mücadelem başladı. Evde kaynana var, kayın var, bitmek bilmeyen bir hizmet var. Büyük ev, misafir hiç eksik olmazdı. Ben çocuk yaştayım ama herkese hizmet ediyorum, habire koşturuyorum. İşte o koşturmanın arasında içimdeki o el sanatları merakı doğdu.
Nilgün Ege Karaçuha: O baskının arasında nakışı, okumayı nasıl öğrendin? O dönemde eğitim almak yasak gibi bir şeymiş senin için...
Muazzez Teyze: Değildi kızım, hiç değildi. Ben okumayı çok istiyordum ama bırakmıyordular. Ben de kendi kendime bir yol buldum. Mahallenin çocuklarını tutup okula ben yazdırıyordum. Onlar okula giderken ben de heveslenirdim. Defteri kalemi gizli getirip karın altına saklardım ki görmesinler. Okulun önüne gider çocuklara sorardım: "C harfi hangisi, bugün ne öğrendiniz?" diye. Nakışı da kocamdan gizli öğrendim. Kocam çok baskıcıydı, kıskançtı. Anneme bile gitmeme izin vermezdi. Otobüste "ayıptır" diye yanıma değil arkama otururdu. En son anneme yalvardım, bir Singer makine aldı. "Bilmiyorum" bahanesiyle kursa gittim, belge aldım. Kocam Almanya’ya gidince bana gün doğdu; hem örgü makinesi aldım hem ders vermeye başladım.
Nilgün Ege Karaçuha: Erzurum’dan İstanbul’a göç hikayeniz de bir hayli sarsıcı. Neden her şeyi bırakıp geldiniz?
Muazzez Teyze: Kocam Almanya’dan lüks bir Ford getirmişti, Erzurum’da taksi yaptı. Ama lüks diye kimse binmiyor. Sonra arabayı sattı, parayı alamadık. Tehdit etmeye başladılar, kızımın önünü kestiler. Biz de can havliyle, her şeyi evde bırakıp kaçak gibi İstanbul’a geldik. 1980 yılıydı. Geldim ki her yer çöp, her yer çamur... O hayal kırıklığıyla oturdum şiirler yazdım İstanbul’a.
Nilgün Ege Karaçuha: O meşhur şiirin hikayesi tam olarak nasıl başladı? Mahalleli seni nasıl tanıdı?
Muazzez Teyze: İstanbul'a geldik ama dert bitmedi. Kardeşim Enver vardı, tekel dükkanı açayım diye para verdim ona, parayı alıp kaçtı gitti. Üstüne bir de el işi, piko yaptım; parasını vermediler. Komşular bizi başta "köylü, cahil biri gelmiş" sandılar. Bir gün ziyaretime geldiler, baktılar ki ben sandıkları gibi değilim. Dediler ki; "Sen şiir yazıyormuşsun, bizim apartmana bir şiir yazarsan seni mangala davet edeceğiz." Ben de oturdum, tüm sitemimi o şiire döktüm. O tepeden bakan "sosyete" kadınlar şok oldu! "Ay kız, vermedim mi parayı?" diye şaşırdılar. O günden sonra beni görünce çekinir oldular. O şiir benim İstanbul'daki pasaportum oldu kızım.
Nilgün Ege Karaçuha: 80 yaşındasın Muazzez Teyze, hala boncuk işliyorsun, marka çantalar örüyorsun. Hatta bir dönem direksiyon hocalığı yapmışsın?
Muazzez Teyze: Evet! Murat 124 ile başladım, Jip’e kadar çıktım. Ehliyet kursunda altın ödül aldım. 100’den fazla insana ücretsiz direksiyon dersi verdim. Beni ayakta tutan bu hırsım! Bir şeyleri becerme hırsı... Ben boş duramam. Doktora gittim, "ellerin yorulmuş yapma" dedi; ona bile yaptığım bilekliği hediye ettim. Ben üretirken dinleniyorum.
Nilgün Ege Karaçuha: Şimdiki nesli ve imkanları nasıl görüyorsun?
Muazzez Teyze: Şimdiki nesilde tembellik çok, sevgi yok. Her şey düğmeyle, her şey rahat ama içleri boş. Bazı insanlar içi ot dolu çuval gibi, bomboş. Bizim zamanımızda hiçbir şey yoktu, biz yoktan var ederdik. Gençlere diyorum ki; çalışın! Ben karın altına defter saklayıp okumayı öğrendiysem, bu devirde yapmayan ancak aptallığından yapmaz. Sevgiyle, saygıyla, üreterek yaşasınlar.
Nilgün Ege Karaçuha: Muazzez Teyze, ağzına, yüreğine sağlık. Çok teşekkür ediyoruz.
Muazzez Teyze: Sağ ol kızım, ben teşekkür ederim. Her zaman beklerim.
MUAZZEZ TEYZE’NİN ŞİİRİ (TAM METİN)
Erzurum’dan geldim İstanbul eline,
Getirdiler beni Soyuklu Gölü'ne.
Neden ağam neden, neden ben bu İstanbul’u?
Sokakların başı çöplüklerle dolu.
Elimde ne varsa hepsi gitti yıkıldı,
Hayalim ümidim hepsi bitti.
Enver de parayı alıp ortadan gitti,
Nedem ağam nedem ben bu İstanbul’u?
Ferra Hanım havalarda geziyor,
Kime baksa yüreğine değiyor.
Piko yaptım parasını vermiyor,
Nedem ağam nedem ben bu İstanbul’u?
Bir forma vermişim Terzi Hanım'a,
Üç yüz lira dedi, çekti canıma.
Yanmıyor benim şahsıma...
Nedem ağam , nedem ben bu İstanbul’u?
Karşımızda çamlık sanki bir villa,
İçinde oturanlar ayrı bir kuyuda.
Dul kadının evi sanki kuyuda,
Nedem ağam , nedem ben bu İstanbul’u?
Yazarım da okumadan bozarım,
İstanbul’u adım adım gezerim.
Sevdim dostlar, sevdim ben bu İstanbul’u...
İlk Yorum yapan siz olun!