CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, Silivri Cezaevi’nde görülen davasında yaptığı kapsamlı savunmayı kamuoyuyla paylaştı. “Buradayım çünkü İstanbul’u millete geri verdim” diyen İmamoğlu, ‘tehdit ve hakaret’ suçlamalarına karşılık net konuştu: “Bu halkın çocuklarının bile teminatı olacağım!”
CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, Silivri Cezaevi’nde görülen davasında yaptığı kapsamlı savunmayı kamuoyuyla paylaştı. “Buradayım çünkü İstanbul’u millete geri verdim” diyen İmamoğlu, ‘tehdit ve hakaret’ suçlamalarına karşılık net konuştu: “Bu halkın çocuklarının bile teminatı olacağım!”
Bugün burada bulunurken, ben de yıllar öncesinde bu kampüs içerisinde, Ergenekon safsatası ve uydurma kumpas davalarında, 10-15 defa burada davaları takip etmiş ve haksızlığa, hukuksuzluğa uğrayan insanların sonsuz mücadelelerine şahitlik etmiştim. Ve o esnada burada, bu farklı kumpas davalarını içeren süreçlerde bu insanların, ailelerinin nasıl üzüntü içinde olduklarını, nasıl savrulduklarını ve hayata dair umutlarını yitirdikleri ve hatta hayatlarını kaybettiklerini de yaşamış, birebir burada şahitlik etmiş birisiyim.
O dönemde her ne kadar idari olmasa da siyasi görevimle birlikte, siyasi duyarlılığım beni günlerce buraya taşımıştır. Ve bir iş insanı olmama rağmen, böyle bir duyarlılıkla, buradaki insanların gözünün içine baka baka süreci anlamaya, sürecin nasıl yönetildiğine dair vicdanın, aklın, anlayışın, hoşgörünün, adaletin nasıl uygulandığına şahitlik etme arzusuyla bulunmuştum. Çok dersler çıkardığımı ifade edebilirim. O bağlamda, bu salonların, ne yazık ki üzülerek ifade edeyim ki hiç de hoş olmayan, tarihimize hiç de adalet adına güzel iz bırakmadığı günleri bize yaşatmıştır.
Yüce Türk milleti adına, yüce Türk yargısının doğru kararlar ve iyi kararlar, iyi kanaatler oluşturması noktasındaki beklentimi ifade ettim. Çünkü biz, "Devletin dini adalettir" anlayışına, inancına sahip bir toplumuz. Aynı zamanda, "İnsanını yaşat ki devlet yaşasın" diye devlet ve devlet aklının yürüdüğü, binlerce yıldır bu geleneğin temsilcileri olma gayreti içinde insanlarız. Bu gayretle, bu temenniyle burada bulunuşumuzun ve burada var oluşumuzun temelini oluşturur.
Elbette sizler yargı adına burada oturuyorsunuz. Yargı adına ve ülkenin yüce Türk yargısı adına karar verme sorumluluğuyla buradasınız. Ama ben de bu ülkenin ve dünyanın en kadim kentinin Belediye Başkanı olarak buradayım. 16 milyon insanın, dünyanın önünde saygıyla eğildiği, üç imparatorluğa başkentlik yapmış, cennet vatan Türkiye'mizin de göz bebeği İstanbul’umuzun Belediye Başkanıyım. Bu anlamda buradayım ve gerçekten üzüntüyle buradayım. Elbette Silivri'de olmamın başka saiklerle, zemini, tabanı olmayan, uydurma, iftira ve ne yazık ki gerekçeleriyle milletimizi üzen, hatta tarumar eden, umutlarını yok eden, ekonomisini bile perişan eden, güvencesi olan her ne var ise, insanları bu anlamda umutsuzlaştıran bir atmosferde buradayız.
Düşünün ki Silivri'de olmamın sebebi olması vesileyle işleyen süreçte de aslında burada bulunmam arasında ne yazık ki bir uygulama bağı vardır. Bir süreç bağı vardır. Üzülerek ifade edeyim ki 20 Ocak'ta vuku bulan bir panelde konuşmamdan başlayan bu sürecin, bugün davası görülen ve az önce bana isnat edildiğini söylediğiniz suçlamaların altında yatan duygunun, bugün beni Silivri'ye taşımasının gerçekleşmesiyle, kaygılarımın ne kadar doğru olduğunu da bana göstermiştir, diye de altını çizmek isterim.
O bağlamda ben, bana isnat edilen suçlara cevabımı çok net ve kararlılıkla burada ifade edeceğim. Ama önce, "ben burada niye bulunuyorum"u ister istemez sorguluyorum. Ben burada niye bulunuyorum acaba? Sizin huzurunuzda ben niçin ifade veriyorum? Ya da bir şekilde suçlamamla ilgili savunmamı yapıyorum?
Çünkü ben, 16 milyon İstanbullunun kentinde, birilerinin ya da bir kişinin ‘Aşkım İstanbul’ diye sahiplendiği ve kendi malıymış gibi kabullendiği bir ortamda üç kez seçim kazanmış ve milletin sahibi olduğu bir şehrin, ait olduğu kişiye, yani millete devredilmesi konusunda, Türkiye demokrasisi adına devrim gibi altın harflerle geçecek bir seçim kazanmış, üç seçim kazanmış, bu anlayışa karşı milletin iradesinin geçerli olduğunu, egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ülküsünün yerine geldiğini, getirilen o sandıkta halkın iradesinin, bütün engellemelere rağmen, karşılığını aldığı, bir kişi kişi olduğum için ve o kişinin, ‘Aşkım İstanbul’ veya ‘İstanbul'u kazanan Türkiye'yi kazanır’ anlayışına karşı, böyle bir güçlü iradeyi milletçe ortaya koymamın karşılığı olarak ben Silivri'deyim.
Ve Silivri'deki bu salonda, sizin bu davanıza karşı cevaplarımı sıralamaktayım. Tabii aynı zamanda 86 milyon insanın gönlüne girmiş ve 86 milyon insanın huzuruna, bir sonraki seçimde cumhurbaşkanı adayı olarak çıkacağım için ben buradayım ve Silivri'deki bu kampüste huzurunuzda ifade veriyorum.
Sadece "Cumhurbaşkanı adayı" kelimesi ya da cümlesiyle sınırlı kalmaz bu duygu. Çünkü Türkiye değil, dünya tarihinde 15,5 milyon insanın bir ön seçimde… Herkesin belki de eşi, dostu, akrabasının dahi oy kullandığı, Türkiye'nin en doğusundan en batısına, en güneyinden en kuzeyine, insanların güler yüzlü, öyle kaşlı değil, güler yüzlü, gülümsemeyle, insanın içinde hoşgörüyle, iyi niyetle, hatta bebeklerin diyebileceğim yaştaki çocukların güzel çizgileriyle sevgisini, kanaatini tarafıma ilettiği bir demokrasi şöleniyle, 15,5 milyon insanın ön seçimde oy kullandığı bir ortamda "cumhurbaşkanı adayı" kimliğimi elde ettiğim için ben bugün buradayım.
Türkiye'deki siyasi atmosferin yarattığı bu ortamda, burada yargılanmış olmak veya Silivri Kampüsü'nde yargılanmış olmak, bu davada Silivri Kampüsü'nde ifade veriyor olmak, elbette üzücüdür. Ama benim için, açıkçası milletimin huzurunda konuşmanın ferahlığı ve rahatlığı içinde olduğumun da hepiniz tarafından bilinmesini isterim.
Saygıdeğer hakim, değerli üyeler;
Tabii ki "Ben için niçin buradayım?" sorusuna verdiğim bu cevapla birlikte… Peki ben kimim, niçin bu kadar hedef veya odağa oturmuş bir durumdayım, diye baktığınızda, aslında çok net…
Ben, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğum andan itibaren, şehri yönetirken, kanala, yalana, talana ve aynı zamanda ranta ve birçok millet aleyhine olan her hususa karşı durduğum için, ben bugün buradayım.
Ve bunu hiçbir zaman vazgeçmeden savunduğum için bugün buradayım. Aynı zamanda bebek, çocuk, kreş, yurt, burs, gençlik, üniversite gençliği, işsiz gençlik, gençlere iş bulma, kadın, anne, Anne Kart. Düşünsenize; milyonlarca annenin cebine kart koyup, 0-4 yaş arası çocuğuyla İstanbul'u ücretsiz dolaşmasına vesile olmuş Belediye Başkanıyım… Ne büyük bir onur. Ve "İyilik bulaşıcıdır" diyerek, bunu Türkiye'ye yayılmasına vesileyim. Düşünsenize; on milyonlarca insanın bugün zor koşullarda 40 liraya, üç öğün yemek yediği bir İstanbul var eden ve bu iyiliğin de tüm Türkiye'ye yayılmasına vesile olan bir kişiyim.
Sadece Kent Lokantası ya da kreş mi? Hayır. Aynı zamanda tarihi rekorlarla metro, İstanbul'un en güzel yeşil alanlarını İstanbulluya kazandırmak, insanlarını eşitleyen, çocuklarını eşitleyen, bebeklerini eşitleyen, partizanlığı söküp atan, o iğrenç duyguyu kurumların içinden söküp atan, liyakati esasıyla birlikte kurumların içine taşıyan, insanlara güzel bir gelecek sunma adına elinde hangi imkan varsa, o imkana bunu tasarruflarıyla beraber seferber eden bir anlayışı ortaya koyduğum için ben buradayım.
Çünkü esas akıl ve süreci, ne yazık ki domine eden ve zorlayan akıl, işte o "İstanbul'u kazanan, Türkiye'yi kazanır" ya da "İstanbul'u kaybeden, Türkiye'yi kaybeder" aklının tezahürüdür ve sonucudur. Onun için ben bugün Silivri'deyim ve Silivri'de bulunarak, bu kampüsün içindeki bu salonda ve kötü anılarıyla beraber,
Türkiye'nin, yüce Türk yargısının ne yazık ki sıkıntılı anılarının ve hallerinin yaşandığı bu salonda, bu duruşmada sizin huzurunuzda ifade vermekteyim. Ama bu çok sürmez. Açıkçası Türkiye, çok deneyimler yaşamıştır. Milletin istemediğinin asla olmadığı bir topraklarda yaşıyoruz. Şükürler olsun. En zor koşullarda bile, üç-beş kahramanın ortaya çıktığında, millet arkasına dizilmiştir ve istiklal mücadelesi verilmiştir bu topraklarda.
Onun için bu ülkede, bu topraklarda, öyle bir avuç insanın istediği değil, milletin dediği olur. Millet büyüktür. Ve bu milletin büyüklüğünden de hiç kimse zerre kadar şüphe etmesin. Ben etmiyorum. Edenlerin aklına şaşarım.
Düşünsenize; Ekrem İmamoğlu gözaltına alınıyor. Ekrem İmamoğlu, 5 gün nezarette bekletiliyor. Ekrem İmamoğlu’nu 5 gün nezarette bekletmek büyük bir iş! İşte soruşturması yapılıyor. Mahkemede karar veriliyor ve Silivri'ye gönderiliyor. Ekrem İmamoğlu kim yani? Ekrem İmamoğlu, çocukluğundan beri yalınayak gezmiş, tarlada, çimende, çayırda, dağda, ormanda dolaşmış, her ortamı görmüş, 40 haneli bir köyden gelmiş, Cumhuriyetin nimetlerinden aynen sizler gibi faydalanmış ve Türkiye'nin en güzel makamlarından birinde olmuş, bu toprakların nimetini çok iyi bilen, bu toprakların nimetine hizmet etmenin kutsallığını bilen, insanına hizmet etmenin de Hakk’a hizmet olduğunun çok iyi bilen bir ahlakla büyümüş, ailesine mahcup olmamayı, doğduğu topraklara, Trabzon'a, yaşadığı şehir İstanbul'a ve bu millete mahcup olmamayı her zaman dualarından eksik etmemiş bir insan. O bakımdan bizi nezarette tutma aklı, sonra işte o zulümle, o sıkıntıyla, işte çağırırsa gideceğimiz bir yere polislerle baskın yapar gibi, yüzlerce polisi evinin kapısına dizme…
Bu nasıl bir gelenek? Bu nasıl bir anlayış? Böyle bir anlayışla yüce Türk yargısının sürdürülebilirliği mümkün mü? Olabilir mi? Hangi insan bunu yaşamak ister? Hangi insana bu yaşatılabilir? En kötü suçu işlemiş insan bile bu yaşatılmaz. Ya da suç işlenmiş olduğu yönünde bir ihtimal varsa, henüz netleşmemişse, o zaten yapılamaz. O bakımdan, şüpheyle veya işte isnat edilen suçla, bu şekildeki uygulamaların, bu şekildeki tavırların ülkemizin bugününe, yarına, Allah aşkına, kime faydası var? Bu kararları kim alıyor? Bu kararları kim uygulamaya sokuyor? Hangi irade bu işi zorluyor? Benim peşinde olduğum ve olacağım husus budur ve bundan asla vazgeçmeyeceğim. ‘Bu koşullar ne olmuş’ sorusu… İyileştirilebilir miydi? İyileştirilebilirdi.
Mesela TRT, gayet güzel bir biçimde bu duruşmayı yayınlayabilirdi. "Haram, zıkkım olsun" diye insanların dualarında, TRT'ye giden vergilerinin… Ekrem İmamoğlu mesela… Yargılanıyor. Ben tesadüf televizyon izlemiyorum Allah'a şükür. Eşim de burada, şahitlik eder. 20 yıla yakındır evimizde TV izlemeyiz. Ama şimdi odamda TRT'ye bakıyorum. Ekrem İmamoğlu’nun haysiyetine, onuruna, eşine, ailesine…
Ya Allah aşkına, devletin bir kanalı TRT üzerinden karalayan, kirleten, itibarsızlaştırma gayretinde olan yalanla, iftira ile haber yapar mı TRT?
Ben çocukluğumda, 6-7 yaşında gurbetten gelen bir amcam eve TV getirmişti. TRT'nin önünde, açılmadan önce, o TRT'nin açılış sayfasını saatlerle izleyerek büyüdüm. Ya da TRT'nin yayını kapanırken, İstiklal Marşı okunurken, karşısına geçip İstiklal Marşı okuyan çocuk oldum ben TRT'nin karşısında. Yazık değil mi?
Anadolu Ajansı'na yazık değil mi? Kurtuluş mücadelesinde kurulan, milletin haber alma ajansını bir avuç insanın siyasi iradesini, siyasi hükmünü sürdürecek diye ona adamın yaşandığı bir ülke…
Buna dayanılabilir mi? TRT gelsin, bari bir dirhem bizim bu konuşmalarımızı, bizim bu davalarımızı yüce Türk milletine aktarsın. Millet izlesin, gerçek kanaatin, ortaya koysun. Yazıktır, günahtır. Milletin duygularının, milletin maneviyatının altına dinamit koymanın bir anlamı yoktur. Bu anlamda keşke TRT, bugün vermediyse de bundan sonraki duruşmalarda, olası hak arama mücadelelerinde, benim buradaki konuşmalarımı vermesini de yüce Türk yargısına buradan emanet ediyorum. Bunun olmasının Türkiye'mizin geleceği açısından çok büyük kıymeti, çok büyük faydaları olacağının da altını çizmek isterim.
Değerli Hakim Bey ve kıymetli üyeler;
Sizlerin huzurunda şunu söyleyeyim: Bana suç isnadıyla ilgili bahsettiniz. Tabii şunu ifade etmek isterim. 20 Ocak günü, Sayın Genel Başkanımızla bir panelde, Kadıköy'de bir salondaydık. Ve o Kadıköy'deki salonda konuşmalar yapacaktık. Gayet güzel güne başlama arzusundaydık. Ama yine az önce ifade ettiğim biçimiyle, sabahın daha günü doğmadan, güneşi doğmadan, Anayasa’ya aykırı, hukuka aykırı bir biçimde, bir çocuğun, bir Gençlik Kolları Genel Başkanımızın evine, ki o Gençlik Kolları Genel Başkanı benim ilkokuldan beri tanıdığım, ailesini bildiğim, kendini tanıdığım, kendi evladım gibi… Ben, her evlada çocuk gözüyle bakarım. Ben öyle bakıyorum. İstanbul'un her evladı, benim evladım. Onun için ben, 6000 tane gence, normal koşulların 10’da biri fiyatına üniversite öğrencilerine yurt açtım. Onun için ben, 100 bin tane gence yılda burs veriyorum. Onun için ben, her evladım kendi evladım gördüğüm için, yarısı ücretsiz, 13-14 bin tane çocuğun eğitim gördüğü kreşleri bu şehre kazandırdım. 150’ye çıkacak. Hedefimiz o.
Onun için çocuklara, gençlere evlat gözüyle bakıyorum.
Onun için ben, içeride bulunan tutuklu üniversite öğrencilerine, o evlat gözüyle baktığım insanlara yapılan zulmü kınıyorum ve yanlış buluyorum. Yanlıştır. Yapmayın bunu gençlere. Kalanlar da serbest bırakılsın.
Gerçekten geleceğimize ayıptır, günahtır. Hiçbir gence bu yapılmaz. Hiçbir gence, ifade özgürlüğü veya kendini ifade etme özgürlüğü üzerinden bu uygulama yapılamaz. Onun için bu feryadı her zaman yaptım, yapmaya da devam edeceğim.
Haksızlığa kim uğruyorsa, onun yanında olacağım. Hukuksuzluğa kim tabiyse, onun yanında olacağım. Bundan asla vazgeçmeyeceğim. Beni hiçbir şey durduramayacak. Hiçbir güç durduramaz. Ben, ancak Yaradan’dan korkarım. Yaradan’a sığınırım. Bir de milletime sığınırım. Milletin dediğidir benim için esas olan.
Bu bağlamda, bu duygularla, bugün genç kardeşimizi ifadesini almaya çağırırsanız gelir. Kim ifadeye çağırılmış da gitmemiş Allah aşkına? İfadeye çağırırsınız, gelir yani. Kapısına polisleri yığacaksınız, tutuklar gibi alacaksınız, getireceksiniz, efendime söyleyeyim ifade vermek için bekleteceksiniz. Bu zulüm nedir? Milletin evlatlarına bu yapılır mı? Peki bu yapılınca benim içim acıtmış mıdır? Acıtmıştır. Benim içim yanmış mıdır? Aynen bugün yandığı gibi, yanmıştır. Evet, ben de o panelde duygularımı dile getirdim. Peki ne dedim? "Bak Başsavcı, sana söylüyorum: Biz var ya senin evlatlarını bile -sana hiç faydamız olmaz, senin zihnin çürümüş de- senin evlatlarını bile bu muamelelerden kurtarmak için, seni yöneten aklı bu milletin zihninden söküp atacağız ki, senin evlatlarının kapısına birileri dayanmasın. Senin evlatlarını sabahın köründe evinden kimse almasın. Senin tıynetinin, senin aklının, senin zihninin içinden geçen yol ve yöntemleri, bu memleketin her ortamından söküp atacağız ki, senin dahi, senin bile yuvanın, ailenin, çocuklarının geleceğinin huzurunu temin edelim. Bizim derdimiz bu." Bunun neresi tehdit? Bunun neresi hakaret?
Ben, sizlerin, bu ülkede yaşayan herkesin, herkesin çoluğunun, çocuğunun geleceğinden kendini sorumlu gören birisi olmasam, 16 milyon insan, beni İstanbul Belediye Başkanı seçmez. 16 milyon insan, sandık yokken ortada, koşa koşa gidip ön seçimde oy kullanıp, "Ekrem İmamoğlu benim Cumhurbaşkanı adayım olsun" demez. Çünkü ben, o sorumluluğa sahip bir insanım.
İsteseniz de istemeseniz de sevmeniz de sevmezseniz de ben sizin evlatlarınızı seviyorum kardeşim. İster başsavcı olun, ister hakim olun, ister cumhurbaşkanı olun… Kim olursa olsun… Herkesin evlatlarını da torunlarını da seviyorum.
Bu ülkenin geleceği iyi bir gelecek olsun istiyorum. Bundan vazgeçmeyeceğim. Beni kimsenin çatık kaşları, kimsenin kötü sözleri, kimsenin vereceği kararlar, olumlu-olumsuz etkilemez.
Umurumda değil, umurumda değil. Biz, evden çıkarken, 6-6,5 sene önce helalleşerek yola çıktık. Her işin zorluğunun farkındayız. Helalleşmenin ne anlama geldiğini Türk milleti bilir. Bu bağlamda biz helalleşerek yola çıktık.
Peki bu konuşmayı ben yaptım. Bundan sonra ne oldu, Allah aşkına? Genel Başkan’ın yanında oturdum. Genel Başkanın ilk ifadesi şu oldu: "Ne kadar insani bir hareket olduğunu tebrik ederim, başkanım." Oturdum, daha alkışlar bitmedi. Aradan bir-iki dakika geçmedi ki, oradaki yetkililerden biri gelip, cep telefonundan "Son dakika: İmamoğlu’na soruşturma açıldı" diye ekrandan bize soruşturmayı gösterdi. Dakika geçmedi! Soruyorum size, soruyorum: Sizlerin vicdanına, sizlerin adalet duygusuna ve Yüce Türk adaletine inanarak soruyorum.
Soruşturmayı başlatan savcı, Ekrem İmamoğlu’nun konuşmasını tesadüfen mi izlemiştir? Yoksa Ekrem İmamoğlu’nun konuşmalarını takip edip, “Ne yakalarsanız anında işlem yapın” diye bir talimatla mı hareket etmiştir?
İkincisi; soruşturmayı başlatan savcı, bu konuşmayı canlı dinlemesi dışında bir ihtimal olmadığına göre, canlı dinledi. Hangi sistemle dinledi, ben anlamam teknolojiden. Anında geri mi sardı? Bir daha dinledi mi? İkinci kez dinledi mi? Dinlemediyse, yani "Ben bir şeyi dinlediğimde anında karar verdim, hadi soruşturma aç, açalım" diyorsa, bu Yüce Türk yargısında bir savcının uygulamasında mümkün müdür? Bu yapılır mı, doğru mudur? Bunu da soruyorum.
Üçüncüsü; canlı yayından değil de – ki dosyada var – WhatsApp'tan gönderilen bir ekran görüntüsünde, bir web sitesinden alıntı yapılarak biri, "Böyle bir haber var, hemen soruşturma başlatın" talimatı mı verdi? Eğer verildiyse, oradaki sayfada kesik biçimde yazılanlarla, benim söylediklerimin hiçbir alakası yoktur. Bu bakılmış mıdır? Bu doğrulanmış mıdır? O birkaç dakika içinde bu mümkün müdür? Bu soruşturma nasıl açılır? Ve yine saniyeler içerisinde bu soruşturmayı açan savcılık, hemen, saniyeler içinde, "Hadi bakalım bunu servis edelim" deyip, malum alfabenin ilk harfini rezil perişan eden o kanalda yayınlatmak için “Son dakika geçelim”.
O güzelim yirmi dokuz harfli alfabemizin ilk harfini rezil eden o kanalda yayınlansın diye hizmet, adalet adına, Yüce Türk yargısı adına anlamlı mı? Doğru mudur? Bunun adalete faydası var mıdır? Vallahi bilmiyorum Sayın Hakim.
Bilmiyorum yani. Var mı? Biz kurullar yaparız. Mesajla birisi dışarıya haber sızdırıyorsa, çok affedersiniz, kıçına tekmeyi vurur, atarız onu salondan yani. Böyle bir şey olur mu? Şak diye bir şey yollayalım hemen. Bir nefes alın bakalım. Ekrem İmamoğlu’na bir şey düşünüyorsanız, bunun bir de nefes almaya ihtiyacı var. Bu nasıl bir karar? Bu kararın duyurulması nasıl bir duyuru biçimi? Dolayısıyla ben bu dört soruyu size sormayı, kendi adıma değil, Yüce Türk yargısı adına, bu yargı sürecinin iyi işletilmesi adına sorma ihtiyacı gördüm.
Sayın Hakimim,
Çok söz söyleyebilirim. Söylenecek çok şey var ama bir memleket yöneticisi olarak, bu memleketin umutlarına umut katma sorumluluğu olan birisi olarak burada çok söz söylemek yerine doğruları söylemek ve doğruları anlatırken de sizlerin bunları en iyi şekilde idrak etmesini, bu kısa zaman diliminde sağlamakla mesul hissediyorum.
Düşünsenize; 17 yaşında üniversiteye giden bir gencin, 35 sene sonra diplomasını iptal ettiler. Bak, bak, gayretlere bak! 35 sene sonra diplomasını iptal et, tapusuna şerh koy, bilmem nesine şerh koy. Ailesinin 75 yıllık emeklerine zaptetme...
Bu millet kendini nasıl güvencede hissedecek? Kim güvenecek, kim sırtını yaslayacak? Pırlanta gibi çocukların, bebeklerin gözünün önünde kapıları kırar gibi açmak, bu uygulamayı yapmak kime katkı sağlar?
Kime faydası var? Soruyorum Yüce Türk yargısına. Kimin faydası var? Bir faydası varsa biri bana anlatsın, "Şöyle bir faydası var" desin. Ben de diyeceğim ki "Evet, yanındayım bu işin." Böyle bir şey olur mu?
30 yıllık arkadaşım, 25 yıllık, 40 yıllık dostlarım… 20 yıl önce ortaklık yaptığım insanlar, 15 yıl önce birlikte iş yaptığım insanları adliyeye getirip, zorla ağzından Ekrem'le ilgili kötü bir söz arama girişiminin kime faydası var Allah aşkına? Kötü bir şey söylemiyorsa da hapse atılmasının kime faydası var? 12-13 yıldır görmediğim bir insanı zorladık, ağzından da bir şey almadık… Hapse atılmasının kime faydası var? Beylikdüzü’ndeki komşularım, yan yana iş yaptığım insanlar… Bunları ifade almak için çağırıp, "Avukatına gelme, gel bir sohbet edelim" diyerek çağırmak kime fayda sağlar?
Bunlar kişilerin kendi beyanlarıdır, uydurma bir şey söylemiyorum. Dedikodu üzerinden konuşmam. Dedikoduya girersem sabaha kadar anlatırım. Neler anlatırım neler? Benim her şeyim aleni.
Ben millete şeffaflık sözü vermiş birisiyim. Hayatım bugüne kadar da şeffaftı, bundan sonra da şeffaf olacak. Mücadelem de şeffaf olacak. Onun için haksızlık, hukuksuzluk yapanlarla ilgili elbette yargı huzurunda hayat boyu mücadelemi vereceğim. Hayat boyu.
Tebliğ yapmadan annemin, babamın yazlığının kapısına dayanmak kimin aklı? Babamın kapısına dayanmak kimin aklı? Kırıyorsunuz kapısını, açamıyorsunuz; sonra çilingir bulup kapısını açmak kimin aklı? Benim babamı arasanız, biri dese ki "Yargı beni arıyor", üç saatte gider yazlığına, kapısını jandarmaya kendi açar. Benim güzel jandarmamı, canım ciğerim polisimi bu yanlış işlere alet etmek, kimin aklı? Ne yapılmaya çalışılıyor? Nedir bu? Hangi suçtan bahsediyorsunuz? Böyle bir anlayış olmaz.
Sayın Hakimim,
Yazıktır, günahtır. Bu milletin geleceğine yazıktır. 300 tane gence yazıktır. Sayın Hakimim, Sayın Savcı, değerli üyeler; her birinizin evlatları var, çocukları var. Anneleri, babaları var. Onun için memleket ve millet adına karar vermek için burada olduğunuzu biliyor ve buna inanmak istiyorum. Tabii hakkımda "Tehdit etti" diyorsunuz. Ben kimi tehdit ettim? Bunun neresinde tehdit var? Ben, "Senin evlatlarının teminatı olacağım" diyorum. Ben, "Senin geleceğinin teminatı olacağım" diyorum. Ve olacağım da göreceksiniz.
Bu milletin iradesiyle, bu milletin sahip çıkmasıyla ben, bu milletin geleceğinin teminatı olacağım. Buradan ant içiyorum. Bu milletin evlatlarının birini bile dışarıda bırakmadan; etnik kökenine, yaşam biçimine, giyimine kuşamına, yuvasının geçmişine bakmadan, her birinin teminatı olacak bir sistemi; adalet devrimini, demokrasi devrimini bu topraklara ben ve arkadaşlarım getireceğiz. Buradan ant içiyorum, söz veriyorum. Milletimin huzurunda, hem de adaletin huzurunda söz veriyorum.
Tehdit mi? Hadi oradan! Ne tehdidi? Kimi tehdit ettim? Ben hayatımda kavga etmedim, onu söyleyeyim. Ne dayak attım ne de dayak yedim. Bana dayak atan da olmaz, olamaz. Ben kimseye dayak atmadım. Diyorlar ki, "Nasıl başardın?" Babam bile diyor bana, "Sen nasıl başardın?" Dedim ki: "Öyleyim ben. Ben öyle biriyim." Barıştırırım yani insanları. Hiç merak etmeyin.
O bakımdan tehditmiş, husumetmiş; benim hayatımda bir şey yok. Olmadı da. Gidin isterseniz köydeki çocuklar, arkadaşlarıma sorsunlar. Savcı karar çıkarsın, köydeki çocukluk arkadaşıma sorsunlar. Desinler ki, “Ekrem kavga mı ederdi? Sizi barıştırır, takımlar kurar maç mı yaptırırdı?" O yüzden tehditmiş, husumetmiş, kin tutmakmış, ihtirasmış… Birinin hakkında kötü düşünmek… Ben kıskançlık bile taşımam. O kadar iddialıyım. Kıskanmam.
Biri beni kıskanıyormuş Ankara'da… Bana ne? Ben kimseyi kıskanmıyorum ki. Ama şunu kıskanıyorum kardeşim: Milletim adına, milletime zulüm yapmak için gücünü kullanan, ekonomisiyle ya da iradesiyle milletimin iradesini yok sayıp, milletimin bu coğrafyadaki varlığını tehdide düşüren milletleri kıskanıyorum. Onları geçmek için kararlıyım. O Ruhumda var. Onu da milletimiz görecek.
Onun için bana, ‘Tehdit suçu işlemiş…’ Yok yahu! Ne zaman okudu, ne zaman dinledi de beni tehdit suçuyla suçladı? Kamu görevlisine alenen hakaret… Bu neresi hakaret Allah aşkına? Bu ifade özgürlüğü. Aynı zamanda görüşümü, eleştirimi yapıyorum. Kime? Sistemi yöneten, kararları alan, süreçleri başlatan, kurumun başındaki kişiye. Kime yapacağım yani? Sarı Çizmeli Mehmet Ağa’ya mı konuşacağım? Oturup da çöp tenekesine mi konuşayım? Görevi bu! Bakan yardımcısıydı, şimdi Başsavcı oldu. Yarın ne olur, umurumda değil. Ama görevi o. Sorumluluk alanı o.
Orada olan biten her şeyi ben kime eleştireceğim? Kaldı ki kendisiyle haftalardır, "Görüşelim, bakın İstanbul’la ilgili düşüncelerim var" diyerek arattıran, arayan kişiyim. Hâlâ verirse randevuyu, görüşürüz. Sorun yok. Ama veremedi. Akıl okumak istemem ama aklıma ne geliyor biliyor musunuz? “Acaba neden vermedi?” Haftalarca neden randevu vermedi? Merak ediyorum. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, adliyelerin en çok hizmetini gören kurumdur. Araçları, gereçleri, temizlikleri, bakımları… Her şeyini yapar. Tek bir dirhemini geri çekmiş değiliz. Ne haddimize?
Milletin kurumları, milletin kurumlarına hizmet eder. Kişisel husumeti kafaya takacak adam mıyım ben? Bu nedenle beni iyi dinlemenizi ve iyi anlamanızı istiyorum. Ne hakareti? Ben ifade özgürlüğümle eleştirimi yaptım. Eleştirimi yaparken de onu dahi ailesiyle birlikte koruma konusunda yarınlarda teminat olma kararlılığımı ortaya koydum.
Terörle mücadelede yer almış kişileri hedef gösterme suçu, falan filan… Yeter yahu! Ekrem ve terör… Beni terörle yan yana getirecek kişinin alnını karışlarım. Bu kadar net. Alnını karışlarım! Terör ve Ekrem… Onu diyen kişi aynaya baksın!
Ben, bu memleketin vatan evladıyım. Bana bakan ne görür biliyor musunuz? Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni görür. Türk Bayrağı’nı görür. Mustafa Kemal Atatürk’ü görür.
Ben öyle biriyim. Kimse kendisiyle karıştırmasın. Terörle beni yan yana getirecekmiş… Haddini bilecek! Ekrem İmamoğlu ve terör…
Ne oldu? "Beş yüz, altı yüz terörist var!" Ne oldu? "Terörist" dedikleri, benden önceki atanmış vali, kayyum, benden önce bilmem kim... Alındıktan sonra hop, kapattılar dosyayı. Sonra ne dedi o kişi? "Siyaseten söyledim" dedi. Siyaseten milleti terörle yaftalar mısınız ya? Her evde şehit var, gazi var bu ülkede. Bu nasıl bir ahlak? Bu nasıl bir bakış açısı? "Ekrem’le ilgili bir şey mi var? Terör de ekle oraya. Olur ya, bir şey olur..." Bu yaklaşımı şiddetle reddediyorum Sayın Hakimim. Şiddetle reddediyorum.
Bunu yazanın aklında başka şeyler vardır. İnanmıyorum bu iddianameye. Kötü niyetle yazılmıştır.
Ekrem İmamoğlu ile terörü yan yana koymak, kötü niyetin ürünüdür. Ve bunu Sayın Hakime, tüm üyelere nakşederek söylüyorum: Ayıptır, yazıktır, günahtır! Terörle Ekrem’i yan yana koymak… Hadi oradan!
Bu üç suçlamayla ilgili de fikrim nettir. Yüce Türk yargısına elbette kendimi emanet ediyorum. Ancak bu sürecin anlamlı olmadığını, doğru bir soruşturma süreci olmadığını, kötü bir hazırlık olduğunu; saniyeler içinde soruşturmaya dönüştürüldüğünü, ifadelerin dahi incelenmediğini görüyorum. Kötü niyetle yazıldığını düşünmek istemem. Ama hangi niyetle yazıldığını elbette inceleyeceğim, takip edeceğim. Bu manada yapılan üç isnadın hiçbirini kabul etmiyorum. Evet, eleştiriyorum. Aynı cümleleri yine kurarım. Yarınlarda demokrasi devrimini, adalet devrimini bu topraklara getirmeyi kararlı bir şekilde hedefleyen; hukukun üstünlüğünü, güçler ayrılığını, milletin iradesinin egemen olmasını savunan biri olarak söylüyorum: Evet, bana bu kötülüğü kim yaparsa yapsın, onların evlatlarının bile güzel hayatlarının teminatı olacağım.
Yorumlar
Yorum Yapın
İlginizi Çekebilir
CHP’den Rozet Krizi! Özgür Özel’in Taktığı Üyelik Geri Çekildi
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Genel Başkan Özgür Özel’in grup toplantısı sonrası yaşanan bir üyelik süreciyle ilgili dikkat çeken bir açıklama yaptı.
CHP İletişim tarafından yapılan bilgilendirmeye göre; Antalya’dan gelerek partiye katılmak isteyen Arif Kocabıyık’a, yoğun program sırasında rozet takıldığı belirtildi.
Rozet Takıldı, Sonra Durduruldu
Açıklamada, Özgür Özel’in her hafta olduğu gibi Meclis’te vatandaşları kabul ettiği, bu kapsamda çok sayıda kişiye üyelik işlemi yapıldığı ifade edildi. Bu süreçte Arif Kocabıyık’a da rozet takıldığı aktarıldı.
Ancak daha sonra söz konusu kişinin geçmişteki tutumları ve sosyal medya paylaşımlarıyla ilgili bilgiler edinildiği vurgulandı.
CHP: “İlkelerimize Uymuyor”
Partiden yapılan açıklamada,
“Cumhuriyet Halk Partisi’nin ilkeleri ve değerleriyle bağdaşmayan davranışlar kabul edilemez” denildi.
Bu nedenle gerekli değerlendirmenin hızla yapıldığı ve henüz resmi üyelik işlemi tamamlanmadan Arif Kocabıyık’ın parti üyelik sürecinin durdurulduğu açıklandı.
Tokat Belediye Başkanı Mehmet Kemal Yazıcıoğlu Now Haber’de Açıkladı: "Tokat Geleceğin Parlayan Yıldızı Olacak!"
HABER/NİLGÜN EGE
Tokat Belediye Başkanı Mehmet Kemal Yazıcıoğlu, Now Haber’de yayınlanan Çalar Saat programına konuk oldu. "Süper Vali" olarak hafızalara kazınan merhum Recep Yazıcıoğlu’nun oğlu olan Yazıcıoğlu, görevdeki iki yılını, kentsel dönüşüm hamlelerini ve Tokat’ın gastronomi potansiyelini anlattı.
"Babamın Mirası, Benim Sorumluluğum"
Konuşmasına babası Recep Yazıcıoğlu’na olan ahde vefa ile başlayan Mehmet Kemal Yazıcıoğlu, Tokat halkının kendisini büyük bir sevgiyle karşıladığını belirtti. "Her sokakta babamla ilgili bir anı dinliyorum. Bu durum üzerimdeki yükü artırsa da bana büyük bir güç veriyor. Soyismime leke getirmeden bu emaneti taşımak en büyük gayem," dedi.
Tokat’ta Kentsel Dönüşüm Seferberliği
Deprem riskine dikkat çeken Başkan Yazıcıoğlu, Tokat’ın güvenli bir şehir haline gelmesi için başlatılan kentsel dönüşüm projelerinin detaylarını paylaştı:
Hızlı Müdahale: 114 konutluk inşaatın başladığını ve 2 yıl içinde büyük bir değişimin yaşanacağını müjdeledi.
Estetik Komisyonu: Tokat’ın tarihi dokusunu korumak amacıyla kurulan komisyonun onayı olmadan hiçbir yeni binaya izin verilmediğini vurguladı.
Modern Altyapı: Kentsel dönüşümün sadece bina yenilemek değil; yeni parklar, otoparklar ve yollar demek olduğunu ifade etti.
Türkiye’nin "En Akıllı" Trafik Sistemi Tokat’a Geliyor
Şehir içi trafiği rahatlatmak için teknolojik bir devrim başlattıklarını belirten Yazıcıoğlu, Türkiye’nin en akıllı trafik sistemini Tokat’a entegre ettiklerini duyurdu. Sistem; kuyruk boylarını ölçen, ışık sürelerini otomatik ayarlayan ve olası felaket durumlarında kriz merkeziyle entegre çalışan bir yapıda olacak.
"Bir Gün Herkes Tokatlı Olacak!"
Tokat’ın gastronomi ve iklim avantajlarına değinen Yazıcıoğlu, çarpıcı bir iddiada bulundu: "Küresel ısınmadan en son etkilenecek yerlerden biri Tokat. Gastronomik çeşitliliğimiz ve verimli topraklarımızla geleceğin en cazip şehriyiz. Altyapımızı buna göre hazırlıyoruz."
Sosyal Belediyecilik: Halk Ekmek ve Akıllı Şehir
Görev süresi boyunca sosyal belediyecilikten taviz vermediklerini belirten Yazıcıoğlu, günlük 40 bin ekmek kapasiteli Halk Ekmek fabrikasını kurduklarını ve ulaşımda yeni nesil sistemlere geçtiklerini hatırlattı.
Bahçeli’den Kerkük ve AB Mesajı: "Kerkük Pazarlık Konusu Yapılamaz"
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Kerkük’teki yeni yönetim yapısından Avrupa Birliği ile ilişkilere kadar pek çok kritik konuda önemli açıklamalarda bulundu.
ANKARA – Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısı'nda gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasına 3 Mayıs Milliyetçiler Günü’nün tarihi önemine değinerek başlayan Bahçeli, Türk milliyetçiliğinin bir "ahlak ve şahsiyet mücadelesi" olduğunu vurguladı.
"Kerkük Türkmenlerin Kadim Yurdudur"
Irak’ta yaşanan siyasi gelişmelere ve Kerkük’teki valilik seçimine dikkat çeken Bahçeli, Irak Türkmen Cephesi’nin başarısını selamladı. Kerkük'ün Türkiye için bir "hasret ve emanet" olduğunu belirten Bahçeli, şu ifadeleri kullandı: "Kerkük bir daha pazarlık masalarına konu olmayacaktır. Soydaşlarımız canıyla, malıyla ve diliyle yurdundan koparılamayacaktır. Devran dönmüştür; asır Türk asrıdır."
Avrupa Birliği’ne Sert Eleştiri
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Türkiye’ye yönelik ifadelerini "küstah bir dil" olarak nitelendiren Bahçeli, Avrupa’nın Türkiye olmadan güvenlik ve enerji politikalarında başarılı olamayacağını savundu. Bahçeli, Türkiye’nin hiçbir blokun figüranı olmayacağını ifade ederek, "Bize yer göstermeye kalkışanlara yerini hatırlatacak kudretimiz vardır" dedi.
"Terörsüz Türkiye" Hedefi
Türkiye’nin terörle mücadeledeki kararlılığının altını çizen MHP Lideri, terörün sona ermesiyle birlikte hem Türkiye’nin hem de bölge coğrafyasının refaha kavuşacağını belirtti. Konuşmasının sonunda "vefa ve sadakat" vurgusu yapan Bahçeli, Milliyetçi Hareket Partisi’nin Türk milletinin "son sığınağı" olduğunu ifade etti.
Esenyurt Belediyesi yangında zarar gören parkı yeniledi
Esenyurt Belediyesi, yaşanan bir yangında zarar gören Süleymaniye Mahallesi 764. Sokak parkını baştan sona yeniledi. Yapılan çalışmalarla park, modern ve estetik bir görünüme kavuştu.
Yangının ardından hızla harekete geçen belediye ekipleri, parkta kapsamlı bir yenileme çalışması gerçekleştirdi. Bu kapsamda parkın duvarları boyanırken, ferforje aksamı tamamen yenilendi. Ayrıca çim serimi yapılarak yeşil alanlar yeniden düzenlendi, kauçuk zemin ise baştan aşağı elden geçirildi. Parkta çocukların daha güvenli ve keyifli vakit geçirebilmesi için yeni oyun grupları monte edildi. Bunun yanı sıra vatandaşların konforu düşünülerek banklar ve çöp kovaları yerleştirildi, sert zemin imalatı da tamamlandı. Yapılan çalışmalar sonucunda park, hem çocukların güvenle oynayabileceği hem de ailelerin keyifle vakit geçirebileceği modern bir sosyal alan haline getirildi.
“Eskisinden daha güzel bir hale geldi”
Yapılan yenileme çalışmasından memnun olduğunu dile getiren mahalle sakini Bilal Çığırım, “Çok güzel bir parkımız vardı ancak yakın zamanda yakıldı. Belediyemiz sağ olsun parkımızı yeniden düzenleyerek eskisinden de daha güzel bir hale getirdi. Yapılan iyileştirmelerle parkımız çok daha kullanışlı ve estetik oldu. Mahalle sakinleri olarak bu durumdan büyük mutluluk duyduk. Emeği geçen herkese ve özellikle belediye başkanımıza teşekkür ederiz.”
Beylikdüzü'nde bisiklet turu ile sağlıklı yaşam vurgusu yapıldı
Beylikdüzü Belediyesi tarafından düzenlenen "Pedallar Sağlık İçin Dönüyor" etkinliğinde bisiklet sporuna ilgi duyan vatandaşlar ve sporcular, sağlıklı yaşam için pedal çevirdi. 5,5 kilometrelik parkurda gerçekleşen bisiklet turunun ardından ise alanında uzman isimlerin katılımıyla "Hareketlilik ve Sağlık Tüyoları Söyleşisi" gerçekleştirildi.
İstanbul'un Beylikdüzü ilçesinde, belediye tarafından düzenlenen “Pedallar Sağlık İçin Dönüyor” etkinliği, bisiklet sporuna ilgi duyan vatandaşları bir araya getirdi.
SAĞLIKLI YAŞAM İÇİN PEDAL ÇEVİRİLDİ
Etkinlikte, katılımcılar sağlıklı yaşam için pedal çevirdi. Gürpınar Sahili ile Cumhuriyet Doğa ve İzcilik Kamp Alanı arasında yapılan 5,5 kilometrelik bisiklet turunun ardından, Uzm. Dr. Vefa Çelenk ve Prof. Dr. Özer Selimoğlu’nun yer aldığı “Hareketlilik ve Sağlık Tüyoları Söyleşisi” gerçekleştirildi. Sağlıklı yaşamın önemi üzerine yapılan bu söyleşi, katılımcılara önemli bilgiler sundu.
BİSİKLET KULÜBÜ BAŞKANI’NDAN VURGULAMALAR
Beylikdüzü Belediyesi Gençlik ve Spor Hizmetleri Müdürü Mehmet Esmer, etkinliğin amacının farkındalık artırmak olduğunu belirtti. Ayrıca, Beylikdüzü Kırlangıç Bisiklet Spor Kulübü Başkanı Haluk Karataş, “Önce sağlık” anlayışıyla hareket ettiklerini ifade ederek, bisikletin insan sağlığı üzerindeki olumlu etkilerine dikkat çekti. Katılımcılara, etkinlik sonunda anı madalyaları takdim edildi.
Suat Kılıç’tan Esenyurt’ta “Okul Katliamı” Çıkışı: “Manevi Boşluk Topyekûn Seferberlikle Aşılır”
HABER / NİLGÜN EGE
İSTANBUL/ESENYURT-Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Suat Kılıç, Esenyurt’ta düzenlenen dev üye katılım töreninde Türkiye gündemini sarsan açıklamalarda bulundu. Kahramanmaraş’taki okul baskını üzerinden eğitim sistemini ve liyakat zafiyetini eleştiren Kılıç, "Okullarda polis değil, vicdan ve maneviyat egemen olmalı" diyerek topyekûn seferberlik çağrısı yaptı.
Esenyurt’ta Rozet Heyecanı: Yeniden Refah Güç Tazeliyor
Yeniden Refah Partisi Genel Merkez Siyasi İşler Başkan Yardımcısı Halis Kahriman tarafından organize edilen üye katılım töreni, Esenyurt’ta adeta bir gövde gösterisine dönüştü. Yüzlerce vatandaşın partiye katıldığı törende yeni üyelere rozetlerini takan Suat Kılıç, program sonrası gazetecilerin sorularını yanıtlayarak Türkiye’nin kanını donduran şiddet olaylarına dair zehir zemberek açıklamalarda bulundu.
"14 Yaşındaki Çocukta 5 Silah: Bu Bir Sistem Krizidir!"
Gazetecilerin Kahramanmaraş’taki okul saldırısına dair sorularını yanıtlayan Kılıç, olayın sadece bir "güvenlik zafiyeti" olmadığını, çok daha derin bir çürümeye işaret ettiğini vurguladı. Saldırıyı gerçekleştiren çocuğun babasının birinci sınıf emniyet müdürü olduğunu hatırlatan Kılıç, şu soruları yöneltti:
"On dört yaşındaki bir çocuğun evde beş tane korumasız silaha ve onlarca şarjöre erişebilmesi kabul edilemez. Bu çocuk poligonlarda silahlı talim yaptırılmış. Bu nasıl bir terapidir? Daha da vahimi, babanın nüfuzuyla okulda müdürlerin değiştirildiği iddia ediliyor. Eğer kurumlar liyakatle değil de şahsi güçlerle yönetiliyorsa, bu zafiyet kaçınılmazdır. Bu hadiseler münferit değil, büyük bir krizin habercisidir."
"Okul Koridorlarında Polis Değil, Maneviyat Gezmeli"
Eğitim sisteminin sadece akademik başarıya (fizik, kimya, matematik) odaklanmasının gençleri manevi bir boşluğa ittiğini belirten Kılıç, okullardaki güvenlik önlemlerine dair net konuştu:
Polis Çözüm Değil: "Okul koridorlarında polislerin dolaşması pedagojik olarak doğru değildir. Çözüm, polisiye tedbirlerde değil; aileden başlayan ve eğitimle taçlanan güçlü bir manevi inşadadır."
Maneviyat Vurgusu: "Gençlerin imanını, vicdanını ve ahlakını korumak zorundayız. 'Önce Ahlak ve Maneviyat' düsturu ihmal edildiği için bugün okul katliamlarını konuşuyoruz."
Türkiye’nin "Ruh Sağlığı" Alarm Veriyor
Türkiye’deki uyuşturucu ve antidepresan kullanım verilerine dikkat çeken Kılıç, toplumun psikolojik bir kırılma noktasında olduğunu savundu. Türkiye'nin bu kullanım oranlarında dünyada ve Avrupa'da ilk üçte yer almasının tesadüf olmadığını belirterek; Aile, İçişleri, Milli Eğitim ve Adalet Bakanlıkları ile Diyanet İşleri Başkanlığı'nı koordineli bir eylem planı hazırlamaya davet etti.
Faili Meçhullere "Dirayetli Yargı" Talebi
Konuşmasında geçmişteki şaibeli ölümlere ve örtbas iddialarına da değinen Kılıç, adaletin ucu nereye dokunursa dokunsun sonuna kadar gidilmesi gerektiğini ifade etti: "Bir devletin, bir öğrenci kızın öldürülmesinde parmağı varmış gibi anılması hukuk devleti kimliğiyle bağdaşmaz. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ve Adalet Bakanı Akın Gürlek’in faili meçhullerin üzerine gitme iradesini takdir ediyor, sonucuna kadar takipçisi olacağımızı ilan ediyoruz."
Topyekûn Seferberlik
Suat Kılıç, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: "Mevzu sadece bir bakanlığın meselesi değildir. Aile, okul, devlet ve toplum birlikte hareket etmeli. Bu manevi boşluk ancak 88 milyonluk bir seferberlikle aşılabilir."
Yeniden Refah Partisi’ne Esenyurt’ta Dev Katılım: Halis Kahriman’dan Gövde Gösterisi
Yeniden Refah Partisi Genel Merkez Siyasi İşler Başkan Yardımcısı Halis Kahriman’ın düzenlediği üye katılım töreni, Esenyurt’ta adeta bir gövde gösterisine dönüştü. Suat Kılıç’ın da katıldığı törende yüzlerce yeni üyeye rozet takıldı.
Esenyurt’ta Yeniden Refah Rüzgarı
Yeniden Refah Partisi, teşkilatlanma çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. Genel Merkez Siyasi İşler Başkan Yardımcısı Halis Kahriman tarafından organize edilen üye katılım töreni, partililerin ve vatandaşların yoğun ilgisiyle gerçekleştirildi. Esenyurt’ta düzenlenen programa Genel Başkan Yardımcısı Suat Kılıç ve İlçe Başkanı Selçuk Güneş de katılarak yeni üyelere destek verdi.
Halis Kahriman: "Her Geçen Gün Daha da Büyüyoruz"
Törenin açılış konuşmasını yapan Halis Kahriman, teşkilatlanmanın önemine dikkat çekti. Yeniden Refah Partisi’nin vatandaş nezdinde güçlü bir karşılık bulduğunu belirten Kahriman, "Vatandaşlarımızın bize olan güveni sahada karşılık buluyor. Bugün burada sergilenen birlik tablosu, partimizin her geçen gün ne kadar büyük bir hızla büyüdüğünün kanıtıdır" dedi.
Suat Kılıç: "Bu Büyük Yürüyüşe Güç Katıyorsunuz"
Programa katılan Genel Başkan Yardımcısı Suat Kılıç, Esenyurt halkının gösterdiği teveccühten duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Her yeni üyenin partinin vizyonuna güç kattığını ifade eden Kılıç, Türkiye genelinde sürdürdükleri kararlı çalışmaların meyvelerini topladıklarını vurguladı.
Selçuk Güneş: "Saha Çalışmalarımız Aralıksız Sürecek"
Esenyurt İlçe Başkanı Selçuk Güneş ise ilçedeki vatandaşların Yeniden Refah Partisi’ne olan ilgisinin her geçen gün arttığını ifade ederek şunları söyledi:
"Esenyurt’ta çalmadık kapı, sıkmadık el bırakmayacağız. Bugün rozetlerini takan yeni yol arkadaşlarımızla birlikte saha çalışmalarımızı çok daha güçlü bir şekilde sürdüreceğiz."
Rozetler Takıldı, Hatıra Fotoğrafları Çekildi
Coşkunun bir an olsun dinmediği programda, Yeniden Refah Partisi saflarına katılan yeni üyelere rozetleri protokol üyeleri tarafından tek tek takıldı. Toplu hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi
Mansur Yavaş’tan Sert "Yargı" Çıkışı: "Eşit Hukuk, Eşit Muamele İstiyoruz!"
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, CHP Belediye Başkanları Toplantısı’nda yaptığı konuşmada yerel yönetimler üzerindeki baskılara, seçilmiş başkanlara yönelik itibarsızlaştırma çabalarına ve yargıdaki çifte standarta sert tepki gösterdi. Yavaş, muhalefetin tüm unsurlarını hukuksuzluklara karşı ortak bir platformda buluşmaya davet etti.
"Topal Ördek Dediler, Başarı Gelince Operasyon Başlattılar"
2019 yılında 11 büyükşehir belediyesiyle başlayan sürecin 2024’te 420 belediyeye ulaştığını hatırlatan Yavaş, CHP’li belediyelerin yakaladığı %58’lik memnuniyet oranının iktidarı rahatsız ettiğini vurguladı. Siyaseten yenemeyenlerin "itibarsızlaştırma" yoluna gittiğini belirten Yavaş, şu ifadeleri kullandı:
"Borçların çoğu eski yönetimlerden kalmasına rağmen faturayı bize kestiler. O da yetmeyince Sayıştay denetimlerini hiçe sayan operasyonlar, tutuklamalar ve aileleri hedef alan gözaltılar başladı."
"Eşme Belediye Başkanı’na Yapılan Muamele Kabul Edilemez"
Eşme Belediye Başkanı’nın gözaltına alınma biçimine değinen Yavaş, "Ensesinden tutup itibarsız görüntüler vermek kimsenin hakkı değildir. Tutukluluk istisna olmalıdır; masumiyet karinesini yok saymak anayasaya aykırıdır," dedi.
"Melih Gökçek Dosyaları Bekletiliyor, Bize Müfettiş Gönderiliyor"
Yargıdaki "çifte standart" iddialarını somut örneklerle eleştiren Mansur Yavaş, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde eski döneme ait dosyaların zaman aşımına uğratılmaya çalışıldığını savundu:
Eski Dönem Koruması: "Müfettişler 'eskiyi boşver' diyor. 2019 öncesini incelemek istemiyorlar."
Danıştay Kararı Uygulanmıyor: "Melih Gökçek’in yargılanması için Danıştay’dan oy birliğiyle karar çıktı, hala belediyeye müfettiş gelmedi."
Eşitlik Çağrısı: "Yolsuzluk yapanın partisi olmaz. CHP’li de olsa, AK Partili de olsa hesap versin. Ama siz sadece muhalefeti hedef alırsanız, bu hukuk değildir."
Muhalefete Ortak "Hukuk Platformu" Çağrısı
Yerel demokrasinin tehlike altında olduğunu belirten Yavaş, çözüm önerisini şu sözlerle sundu: "Yerel demokrasiye kastediliyor. Muhalefetteki tüm siyasi partilerin yan yana gelerek ortak bir hukuk platformu oluşturması zorunluluktur. Halkı hukuksuzluklara karşı bilgilendirmeli ve hukuka davet etmeliyiz."
"Makamı Terk Ederiz Ama İtibarımızı Asla!"
Konuşmasını umut dolu bir mesajla bitiren Yavaş, "Makamı itibarımız için terk etmeye hazırız. Kimse kapısı çalındığında endişe duymayacağı güzel günlere kavuşacak. İktidara gelmemizin önünü kimse kesemeyecek," diyerek sözlerini tamamladı.
Minikler Geri Dönüşümü Yerinde Öğrendi
Esenyurt Belediyesi, ilkokul öğrencilerini Atık Getirme Merkezi'nde ağırlayarak hem eğlenceli hem öğretici bir çevre bilinci etkinliğine imza attı.
Esenyurt Belediyesi, çevre bilincini küçük yaşlarda kazandırmak amacıyla ilkokul öğrencilerine yönelik anlamlı bir etkinlik düzenledi. Bu kapsamda öğrenciler, belediyeye ait Atık Getirme Merkezi'ne götürüldü.
Programın ilk bölümünde çocuklara geri dönüşümün önemi, atıkların ayrıştırılması ve çevrenin korunmasına yönelik temel bilgiler verildi. Uzman ekipler tarafından gerçekleştirilen eğitimde, günlük hayatta yapılabilecek basit ama etkili çevre dostu alışkanlıklar da anlatıldı.
Eğitimin ardından minikler, Atık Getirme Merkezi'ni gezerek geri dönüşüm sürecini yerinde gözlemleme fırsatı buldu. Atıkların nasıl toplandığını, ayrıştırıldığını ve yeniden ekonomiye kazandırıldığını yakından inceleyen öğrenciler, öğrendiklerini pekiştirdi.
Etkinliğin son bölümünde ise çocuklar, geri dönüştürülen atık malzemelerden yapılan oyun alanında keyifli vakit geçirdi. Hem eğlenen hem de öğrenen minikler, çevreye duyarlı bireyler olma yolunda önemli bir adım attı.
Baykar’ın Yeni Nesil Platformları K2 Kamikaze İha Ve Sivrisinek Mühimmatı Sahaya İndi
Baykar tarafından yerli ve özgün olarak geliştirilen yeni nesil kamikaze İHA K2 ile Sivrisinek dolaşan mühimmatı, Keşan’da gerçekleştirilen gösterimde geleceğin savaş konseptini ortaya koydu.
Testlerde; yapay zekâ destekli sürü otonomisi, GNSS bağımsız navigasyon, otomatik hedef tespiti ve imha kabiliyetleri başarıyla sergilendi.
K2 Kamikaze İHA ve Sivrisinek, 5-9 Mayıs tarihleri arasında düzenlenecek SAHA 2026 fuarında ilk kez kamuoyuna tanıtılacak.
İSTANBUL – 24 NİSAN 2026
Baykar tarafından geliştirilen K2 Kamikaze İHA ve Sivrisinek dolaşan mühimmatı, Keşan Uçuş Eğitim ve Test Merkezi’nde gerçekleştirilen gösterimde ileri teknolojik kabiliyetlerini ortaya koydu.
Gerçekleştirilen testlerde; yapay zekâ destekli sürü otonomisi, GNSS’ten bağımsız navigasyon, otomatik hedef tespiti ve vurucu güç yetenekleri başarıyla sergilendi.
SÜRÜ HALİNDE OTONOM UÇUŞ
17 Nisan’da gerçekleştirilen gösteri, 5 adet K2 Kamikaze İHA’nın 5 dakika içinde art arda havalanmasıyla başladı.
Havalanmanın ardından platformlar;
- “sağ kademeli”
- “hat”
- “V”
- “Turan”
formasyonlarında devriye uçuşu gerçekleştirdi.
Daha sonra Baykar tarafından geliştirilen yeni platform olan 10 adet Sivrisinek dolaşan mühimmatı, K2’lerin altında sürü halinde operasyona katıldı.
Gösteri sırasında Bayraktar TB2, TB3 ve AKINCI TİHA da sürü uçuşuna eşlik ederek operasyonu havadan kayıt altına aldı.
İlk Yorum yapan siz olun!