RÖPORTAJ/NİLGÜN EGE
Son dönemde, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen 9. Yargı
Paketi resmî gazetede yayınlandı. Asıl tartışılan düzenleme, geri çekilen “Etki
Ajanlığı’’ yasası. Peki, nedir bu etki ajanlığı yasası, neden böyle bir
düzenleme getirilmek istendi ve geri çekilmesinin ardındaki sebepler nelerdi?
Eğer yasalaşsaydı, Türkiye’nin hukuki yapısını nasıl etkilerdi?
Bu soruların yanıtlarını, Gelecek-Saadet
TBMM Grup Başkanı ve Muğla Milletvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ ile gerçekleştirdiğimiz röportajda detaylı
olarak ele aldık. Özdağ, yasa taslağının neden büyük bir tepkiyle
karşılandığını ve geri çekilmesinin ardında yatan dinamikleri bizlere aktardı.
Doç. Dr. Selçuk Özdağ: "Etki Ajanlığı Yasa Tasarısı, Özgürlükleri Kısıtlamaktan
Başka Bir Anlama Gelmez"
Nilgün Ege: Sayın Özdağ muhalefetin "etki
ajanlığı" olarak tanımlanan yasa teklifi geri çekildi. Bu yasa, sizin
ve muhalefet tarafından sıkça eleştirilen ve adeta "Putin Yasası"
olarak adlandırılan bir düzenleme olarak biliniyor. Öncelikle bu yasanın ne
amaçla getirileceğini sizin ve muhalefetin bu yasal düzenlemeye neden karşı
çıktığını sormak istiyorum.
Doç.Dr.Selçuk Özdağ: Nilgün Hanım, öncelikle şunu
ifade edeyim ki, hükümet bu yasayı "devletin güvenliği veya siyasal
yararları aleyhine suç işleme" şeklinde tanımlıyor. Ancak, buradaki en
önemli nokta, aslında son derece belirsiz ve muğlak bir düzenleme yapılması. Bu
yasa, devletin ve siyasal iktidarın güvenliği ve yararları aleyhine suç
işleyenleri cezalandırmayı öngörüyor. Ama en kritik kısmı burada, "siyasal
yarar" tanımının muğlak olması. Kimse tam olarak bu terimin ne anlama
geldiğini bilmiyor ve bu durum, bir sonraki iktidarın keyfi şekilde, kendi
siyasi rakiplerini hedef almasına olanak tanıyabilir. Bunu "etki
ajanlığı" olarak adlandırmak da yanlış değil; çünkü bu yasa, halkın,
gazetecilerin, akademisyenlerin ya da siyasetçilerin, kendi fikirlerini özgürce
ifade etmelerini engellemek için bir araç.
Nilgün Ege: Peki Sayın Özdağ, "etki
ajanlığı" olarak tanımlanan bu yasa teklifi geri çekildi. Ancak bu
düzenleme pek çok soru ve endişeyi beraberinde getirdi. Teklifin amacı neydi ve
neden bu kadar tartışıldı?
Doç.Dr.Selçuk Özdağ: Nilgün Hanım, bu yasa
tasarısının amacı, adeta ülkenin kalan az sayıda ifade özgürlüğüne son noktayı
koymaktı. Hükümet, etki ajanlığı yapıyor diyerek, kendi vatandaşlarını,
gazetecileri, akademisyenleri, siyasetçileri yabancı güçlerle ilişki içinde olan
ajanlar gibi göstermek istiyordu. Bu, ülkedeki her türlü muhalefeti, eleştiriyi
ve hatta bağımsız düşünceyi susturma çabasıydı. Aynı zamanda, yasanın
getirilmek istenen tanımları, oldukça belirsiz ve muğlak bir dil içeriyordu. Bu
da, iktidarın hoşlanmadığı kişi ve toplulukları hedef alarak onları “ajan” ilan
etmesine zemin hazırlayacaktı. Özellikle "devletin güvenliği" ve
"siyasal yararları" gibi soyut kavramlarla her türlü eleştiriyi
kriminalize etmek mümkün oluyordu.
Nilgün Ege: Yasa teklifinin içeriğinde “devletin
güvenliği aleyhine suç işleyenlere" 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası
verilmesi öngörülüyordu. Ancak bu tanımlamalar çok geniş ve belirsiz değil miydi?
Doç.Dr.Selçuk Özdağ: Evet, işte tam da bu noktada
endişeler büyüyor. Bu tür yasalar, muhalefet ve özgürlüklerin zayıflatılması
için bir araç olabilir. Örneğin, bir kişi başka bir ülkedeki ekonomik ya da
siyasi durumu eleştirdiğinde, bu yasanın getirdiği tanımlar çerçevesinde bu
kişi ajan olarak suçlanabilir. Hatta, yabancı ajanslara ilişkin eleştiriler
veya analizler bile "devletin güvenliği" aleyhine sayılabilir. Bu da
demektir ki, bu yasa ile aslında Türkiye’deki özgür düşünceyi ve konuşma
özgürlüğünü yok etmeye çalışıyorlar. Bu tasarı, siyasetin doğası gereği her
yeni iktidarın, kendi muhalefetini kriminalize etmesinin önünü açar.
Nilgün Ege: Geçtiğimiz yıllarda İsveç'ten gelen bir
kişiyle ilgili örnek verilmişti. O kişinin başka bir ülkenin istihbarat
teşkilatları tarafından taşeron kullanılarak kaçırılmaya çalışıldığından
bahsedilmişti. Yasa, casuslukla mücadele amacı güdüyor gibi görünüyor. Fakat
bunun yalnızca yabancı casuslarla sınırlı olması gerektiği gibi bir izlenim
var. Siz ne düşünüyorsunuz?
Doç.Dr.Selçuk Özdağ: Yasa tasarısı, yalnızca yabancı
casuslarla mücadele etmeyi amaçlıyormuş gibi sunuluyor. Ancak bu tür örnekler,
devletin yalnızca dışarıdaki casuslara değil, içerdeki muhalefet seslerine de
karşı kullanılabilir. Bu, bir türlü kapanmayan bir kapı gibi. Sadece dışarıdan
gelen tehditleri değil, aynı zamanda kendi vatandaşlarını da hedef alabilecek
bir düzenlemeydi. Bunu anlatmaya çalıştık ve sonunda “etki ajanlığı” olarak
bilinen kavramı da bu yasayla bağlantılı gördük. Gerçekten de bu yasa, sadece
dış casusları değil, iktidara karşı çıkan herkesi hedef alacak bir çerçeve
sunuyor. Hükümetin “etki ajanı” ilan ettiği herkes, belirsiz suçlamalarla
yargılanıp cezaevine gönderilebilir.
Nilgün Ege: Bu tasarının, sadece dışardan gelen
ajanlarla ilgili değil, muhalefet veya eleştirmenlere karşı da
kullanılabileceğini mi düşünüyorsunuz?
Doç.Dr.Selçuk Özdağ: Kesinlikle. Bu yasa ile iktidar,
muhalefet seslerini susturmayı hedefliyor. Mesela, bir ekonomist veya bir
gazeteci döviz kuru hakkında tahminlerde bulunursa, ya da bir akademisyen
ülkenin ekonomik sorunlarını tartışırsa, bu da bir ajanlık faaliyeti olarak
nitelendirilebilir. Bu, yalnızca Türkiye’deki siyasetin değil, dış dünyadaki
gelişmelerin de iktidarın kontrolü altında şekillendirilmesi anlamına gelir.
Düşünsenize, bir kişi yurt dışında bir Türkiye karşıtı açıklama yaptı diye, o
kişi ajan olarak suçlanabilir. Veya bir kişi bir yabancı ülkenin menfaatlerine
uygun bir analiz yaptı diye, hapisle cezalandırılabilir.
Nilgün Ege: Söz konusu yasa teklifinin
Türkiye’deki muhalefet ve özgürlükler için potansiyel bir tehdit olduğunu
söylüyorsunuz. Peki, bu tür bir düzenleme gerçekten gerekli miydi?
Doç.Dr.Selçuk Özdağ: Kesinlikle gerekli bir düzenleme
değildi. Zaten Türk Ceza Kanunu'nda devletin güvenliğiyle ilgili suçlar
düzenlenmiş durumda. Eğer gerçekten casusluk faaliyetleriyle mücadele edilmek
isteniyorsa, mevcut yasalar çerçevesinde, somut ve açık tanımlarla yeni
düzenlemeler yapılabilir. Amaç, bilinen casusluk faaliyetlerini hedef almak
olmalıydı, fakat hükümetin burada açıkça ortaya koyduğu amaç, muhalefeti
kriminalize etmek ve özgür düşünceyi susturmaktı. Bu yasa, sadece belirli
grupları hedef almak ve onları hapisle cezalandırmak için tasarlanmış bir araçtır.
Nilgün Ege: Bu düzenleme kabul edilseydi, günlük yaşamda
ne gibi sonuçlar doğurabilirdi?
Doç.Dr.Selçuk Özdağ: Bu yasa, aslında sadece
muhalefete değil, tüm topluma zarar verebilirdi. Çünkü insanlar, "ajan"
olmamak için seslerini çıkarmaktan, hükümeti eleştirmekten korkarlardı. Buda,
ülke genelinde büyük bir otosansüre yol açardı. Akademisyenler,
gazeteciler, sivil toplum kuruluşları ve hatta vatandaşlar, kendilerini sürekli
bir tehlike altında hissederlerdi. Bu tür belirsiz tanımlar, güvenli alanları
daraltarak, halkın özgürce düşünmesini engellerdi. Türkiye’de zaten ekonomik,
sosyal ve siyasal birçok sorun varken, böyle bir yasanın geçmesi, ülkenin daha
da kutuplaşmasına ve huzursuz bir ortama yol açabilirdi.
Nilgün Ege: Gelişen durumu bir örnekle anlatmak
gerekirse, benzer bir durumun Gürcistan’da yaşandığını görüyoruz. Orada yapılan
yasal düzenlemeye karşı halk büyük bir direnç göstermişti. Sizce bu düzenleme
Türkiye için de tehlike yaratabilir miydi?
Doç.Dr.Selçuk Özdağ: Elbette yaratırdı Nilgün Hanım.
Gürcistan örneği, bu tür yasaların ne kadar zararlı olabileceğini açıkça
gösteriyor. Gürcistan’da halk, hükümetin getirdiği "etki ajanlığı"
yasasına karşı büyük bir direniş gösterdi ve sonuçta Cumhurbaşkanı bu yasa
tasarısını veto etti. Ancak, hükümetin baskıları sonucu, parlamento tekrar
kabul etti. Eğer Türkiye’de de benzer bir durum yaşanırsa, halkın buna büyük
bir tepkisi olabilir. Ancak, bu sefer siyasi iktidar, toplumsal direnişi
bastırmaya yönelik daha sert bir tutum sergileyebilir. Bu yasa, Türkiye’nin
demokratik değerlerine ciddi şekilde zarar verebilir.
Nilgün Ege: Yani bu yasa, gerçekten de demokrasinin
kırıntılarının son bulması anlamına mı geliyor?
Doç.Dr.Selçuk Özdağ: Evet, aynen öyle. Bu yasa,
Türkiye’de ifade özgürlüğüne yönelik ciddi bir tehdit oluşturuyor. Zira
"siyasal yarar" tanımının belirsizliği, bu yasayı iktidarın
hoşlanmadığı her türlü muhalif sesin susturulması için kullanabilecekleri bir
araç haline getiriyor. Ülkemizde çok net bir şekilde ifade özgürlüğü son
yıllarda ciddi anlamda daraltıldı. Bu yasa da aslında halkın ve diğer muhalif
kesimlerin sesini kesmek için son çivi olabilir. Kendi vatandaşlarını,
yazarları, gazetecileri ve siyasetçileri "ajan" ilan etmek
için bir fırsat sunuyordu.
Nilgün Ege: Sayın Özdağ, verdiğiniz değerli bilgiler için
teşekkür ederim.
Selçuk Özdağ: Ben teşekkür ederim, Nilgün Hanım.
İlk Yorum yapan siz olun!