PASAJ AÇILDI, REST ÇEKİLDİ... İstanbul Siyasetinde Volkan Yılmaz Dönemi!
Sevgili okurlarım...
Hepimizin yakından takip ettiği... ve çok iyi bildiği üzere; 6 Nisan 2026 tarihinde Milliyetçi Hareket Partisi İstanbul İl Teşkilatı ve tüm ilçe teşkilatları feshedilerek, şehir siyasetinde çok önemli bir değişimin kapısı aralandı... Bu devasa dönüşümün ardındansa, İstanbul Milliyetçi Hareket Partisi İl Başkanlığı koltuğuna biz gazetecilerin de çok yakından tanıdığı, saha tecrübesi yüksek bir isim getirildi: Geçmiş dönem Silivri Belediye Başkanı Volkan Yılmaz.
Şöyle dönüp Volkan Yılmaz’ın geçmişine, özellikle de Silivri’deki belediye başkanlığı dönemine baktığımızda; sahada görüştüğümüz birçok vatandaşın kendisinden olumlu ifadelerle söz ettiğine şahit oluyoruz... Onu yakından tanıyan birçok kişinin ortak değerlendirmesi ise kendisinin net bir duruşu olduğudur. Vatandaşı boş vaatlerle oyalamayan, bürokratik dolambaçlara girmeyen, bir iş olmuyorsa gerekçesini söyleyip net bir şekilde "olmaz" diyen bir duruş sergiledi kendisi...
Bugün en sert muhaliflerinin bile onun arkasından söyleyemeyeceği, söylemekte zorlandığı çok net gerçekler var: Görev yaptığı döneme ilişkin kamuoyunda dürüstlüğünü, şeffaf yönetim anlayışını ve dik duruşunu öne çıkaran değerlendirmeler dikkat çekmektedir. Bugüne kadar kamu kaynaklarının kötüye kullanıldığı ya da kişisel menfaat sağlandığı yönünde toplumda en ufak bir kanaatin oluşmadığı görülmektedir. Silivri döneminde kişisel ya da ayrıcalıklı zümrelerin değil, herkesin başkanı olmaya gayret eden, net bir figür olarak hafızalarda yer etti ve o çizgisini hiç bozmadı.
Bu tavrı; siyasetin o alışılagelmiş, günü kurtarmaya yönelik "idare-i maslahat" tarzına alışkın olanlar tarafından zaman zaman sertçe eleştirilse de; günün sonunda onun ne kadar korkusuz ve cesur bir aktör olduğunu Silivri’de de, İstanbul genelinde de onu gerçek anlamda tanıyan herkes iyi bilir. Çalışkanlığıyla ve siyasetteki dik duruşuyla ön plana çıkan Volkan Yılmaz’ın, İstanbul İl Başkanlığı koltuğuna oturduğu günden bu yana tempoyu daha da artırdığını, gece gündüz demeden sahada ter döktüğünü hepimiz yakından görüyoruz.
İşte bu cesur karakter, göreve gelir gelmez teşkilatın önüne koyduğu o net vizyonla bir kez daha kendini gösterdi. Siyasetteki şeffaflık arayışının, kapalı kapılar ardındaki dengelerden ve samimiyetsizlikten yorulan seçmenin dikkatini çeken o tarihi konuşmayı, adeta bir manifesto niteliğindeki o sözleri bizzat kendi sesinden buraya not düşmek istiyorum:
"Benim koltukla... Makamla... Mevkiyle işim yok! Görev sürem devam ettiği sürece, ülkücülerin yerini... Ülkücülerin başını asla yere eğdirmeyeceğim arkadaşlar! Hiçbir akçeli işin içerisinde olmayacağım... Hiçbir ikircikli işin içerisinde olmayacağım... Kimsenin de bu hareketten bir lira... Bir kuruş veya bir makam... Bir koltuk alacağı yok!"
Sevgili okurlarım... Bu sözler, siyasette uzun zamandır hasret kaldığımız dürüstlük ve ahlak vurgusu adına teoride muazzam bir ağırlığa sahip. Volkan Yılmaz’ın bu restini son derece kıymetli buluyorum... Çünkü vatandaşımız temiz ve şeffaf siyasetçiye o kadar büyük bir özlem duyuyor ki; kahvehane köşelerindeki, parklardaki ,sokaktaki fısıldaşmalarda "Ya gerçekten böyle bir şey olabilir mi, bu düzen değişir mi?" sorularını kendi kendilerine soruyorlar. Halkın siyasete karşı sarsılan güvenini, o derin umutsuzluğu hepimiz sokakta duyuyor ve görüyoruz...
Aslında benim bugünkü yazımda asıl dikkat çekmek istediğim, perdenin arkasını aralamak istediğim konu; Volkan Yılmaz'ın kadınlarla ilgili başlattığı çalışmalar ve bu yeni dönemin en stratejik, en ezber bozan hamlesi olan o güçlü çağrısı: "Siyaset arenasında size geniş bir pasaj açacağım... Arkamızda değil, yanımızda olun."
Kadınları bir vitrin süsü veya seçim lojistiği olarak değil; bizzat yol gösterici, kararlı birer aktör konumuna davet eden bu söylem, milliyetçi camia ve tüm siyasi dengeler için oldukça dikkat çekici.
Tam bu noktada durup, tarihin o derin ve şanlı hafızasına bakmamız gerekiyor... Bizler, kadını toplumsal hayatın dışına iten, onu eve hapseden bir kültürden gelmiyoruz. Bizim köklerimizde; milattan önce 6. yüzyılda Saka Türklerinin başına geçip orduları komuta eden, adaleti ve cesaretiyle dünyaya yön veren Tomris Hatun gerçeği var! Kurultaylarda devlet yöneten, "Hakan’ın ve Hatun’un buyruğudur" diyerek fermanlara ortak mühür basan o asil Türk kadınının feraseti, bugün hâlâ bizim genlerimizde mevcut.
Milli Mücadele’nin o karanlık günlerinde, cepheye mermi taşıyan Şerife Bacıların, Elif Anaların üretkenliği ve sarsılmaz dik duruşu, bugün de toplumumuzun en güçlü dayanağıdır. Türk kadını sadece evinin direği değil; üretimin, toprağın, devletin ve asıl önemlisi toplumsal vicdanın ta kendisidir! Dolayısıyla, milliyetçi tabanda kadının bu köklü gücüne yapılan vurgu, toplumsal dinamikleri harekete geçirmek adına atılmış çok doğru ve güçlü bir adımdır.
Nitekim sahaya baktığımızda; il ve ilçelerde Kadın, Aile, Çocuk ve Engelli Politikaları çatısı altında, geçmiş dönemlere kıyasla çok daha eğitimli, donanımlı ve güçlü bir kadın kadrosunun yapılandırılmaya çalışıldığını net bir şekilde görüyoruz.
Milliyetçi Hareket Partisi İstanbul Kadın, Aile, Çocuk ve Engelli Politikaları Başkanı Sayın Büşra Düzgün Kaya öncülüğünde bugün; İstanbul’un 39 ilçesinde üreten, ekonomiye katma değer sağlayan kadın girişimciler, kadın esnaflar tek tek, kapı kapı ziyaret ediliyor... İşte bu, özlenen ve takdir edilmesi gereken bir tablodur. Siyasetçiler tarafından sadece seçimden seçime hatırlanan, sadece oy istenirken çalınan kapıların, bugün hiçbir seçim atmosferi yokken bu vesileyle çalınması çok kıymetlidir.
Odalarında oturup sadece rapor bekleyen o hantal, eski nesil siyaset tarzı bitmiş; bizzat sokağa inen, üreten kadının derdini bizzat yerinde dinleyen bir hareketlilik başlamış Asenalarda... Kadınların kooperatiflerde, atölyelerde el nuruyla, alın teriyle ürettiği o emeğe dokunmak, bugünün ekonomik zorluklarında toplumsal bağı yeniden inşa etmek adına harika bir hamle. Açıkçası sahada sergilenen bu dinamizmin, diğer siyasi partilere de ciddi bir örnek teşkil edeceğini düşünüyorum. Seçimden seçime hatırlanan kapıların, bugün dert ortaklığı için çalınması ezberleri bozuyor...
Ancak... Öncelikle bir kadın derneği başkanı ve bu şehrin nabzını tutan bir gazeteci olarak, tam bu noktada o tarafsız ve sorumlu şerhi düşmek... ve İl Başkanı Volkan Yılmaz'a herkesin merak ettiği can alıcı soruları sormak zorunda hissediyorum kendimi:
Sayın Başkan..
Kadınlarımız hakkında meydanlarda, salonlarda söylediğiniz bu söylemleriniz şüphesiz çok kıymetli, çok değerli... Ancak salonlarda kadınlara açtığınız o "geniş pasajlar"; yarın seçim listeleri önümüze konduğunda, belediye meclis üyeliği sıralamalarında veya milletvekilliği listelerinde de aynı cömertlikle, hakkaniyetle korunacak mı?
Bugün sokak sokak, kapı kapı gezen o eğitimli, donanımlı, üreten kadınlar; yarın karar mekanizmalarında, masanın yönetim tarafında kendilerine hak ettikleri yerleri bulabilecekler mi?
Yoksa Türk kadınının o asil emeği; geçmişteki pek çok siyasi örnekte ne yazık ki tanık olduğumuz gibi, yine sadece sahada broşür dağıtan, bayrak asan, oy toplayan bir "seçim lojistiği" olarak mı kalacak?
Bu "temiz siyaset ve güçlü kadın" söyleminiz, meydanlarda verilen sözlerin samimiyetini; önümüzdeki süreçte atılacak somut, pratik adımlar ve listeler belirleyecek...
Siz ne dersiniz sevgili okurlarım?
Karşımızda; Asenalardan oluşan o "akıncı birliği" iskeletini kurarken sadece cengaverlikle, cesaretle yetinmeyen; kültür donanımlı, nitelikli, eğitimli ve sosyal sorumluluk projelerinde gönüllü görev alan kadınlara özellikle alan açan, onları öne çıkaran bir başkan var.
Volkan Yılmaz’ın Silivri’deki o tavizsiz, "olmaza olmaz" diyen net vizyonu; Kadın, Aile, Çocuk ve Engelli Politikalarının bu donanımlı, üreten kadın gücüyle birleşip İstanbul’un makus talihini ve siyasetin o klasik masa başı siyaset anlayış yapısını kökten değiştirebilir mi? Yoksa bu iddialı, temiz yürüyüş de büyük şehrin o bildik, karmaşık ve karanlık barikatlarına mı takılır?
Yaşayıp göreceğiz...
Sevgilerimle...


İlk Yorum yapan siz olun!