1977’de Birinci Parti Olan Ancak Güvenoyu Alamayan CHP: II. Ecevit Hükûmeti’nden Kılıçdaroğlu’na Siyasal İlişki Sermayesi
5 Haziran 1977 genel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), yaklaşık yüzde 41,4 oy alarak Türkiye'nin açık ara birinci partisi oldu. Buna rağmen TBMM'de hükümeti kuracak çoğunluğu sağlayamadı ve II. Ecevit Hükûmeti güvenoyu alamadı. Bu süreç, yalnızca bir hükümetin yaklaşık bir aylık ömrünü değil; parlamenter rejimlerde seçim başarısı, siyasal uzlaşma ve koalisyon kurabilme kapasitesi arasındaki ilişkiyi de gösteren önemli bir tarihsel örnek olarak Türk siyasal hayatındaki yerini aldı.
Seçimin Galibi, Parlamentonun Azınlığı
5 Haziran 1977 seçimleri, Cumhuriyet tarihinin en dikkat çekici seçimlerinden biridir. CHP, yaklaşık yüzde 41,4 oy oranı ile 213 milletvekili çıkararak TBMM'nin en büyük partisi oldu. Adalet Partisi (AP) 189, Millî Selâmet Partisi (MSP) 24, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) 16, Cumhuriyetçi Güven Partisi (CGP) 3, Demokratik Parti (DP) 1 milletvekili kazanırken, 4 bağımsız milletvekili de Meclis'e girdi.
Ancak
parlamenter rejimin işleyişi, seçim sonuçlarından farklı bir tablo ortaya
koyuyordu. TBMM'nin 450 üyeli yapısında bir hükûmetin güvenoyu alabilmesi için
en az 226 milletvekilinin desteği gerekiyordu. CHP ise tek başına bu çoğunluğun
13 milletvekili gerisinde kalmıştı.
Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, demokratik teamül gereği hükümeti kurma görevini seçimlerden birinci çıkan partinin genel başkanı Bülent Ecevit'e verdi. Böylece II. Ecevit Hükûmeti kuruldu ve programını Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sundu. Ancak daha ilk günden itibaren asıl sorunun hükümet programından çok, hükümetin güvenoyu alıp alamayacağı olduğu görülüyordu.
Burada
ortaya çıkan temel paradoks şuydu: Seçmen CHP'yi iktidar alternatifi olarak
birinci parti yapmış; ancak Parlamento onu tek başına iktidar yapacak çoğunluğu
vermemişti.
Hükûmet Programının Temel Mesajı
II. Ecevit Hükûmeti Programı incelendiğinde, metnin yalnızca yeni döneme ilişkin vaatlerden oluşmadığı görülmektedir. Program aynı zamanda Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasal, ekonomik ve toplumsal tabloya ilişkin kapsamlı bir değerlendirme niteliği taşımaktadır. TBMM'ye sunulan programda milli birlik, hukuk devleti, devlet yönetiminde tarafsızlık, ekonomik istikrar, kamu yönetiminin yeniden düzenlenmesi, sosyal adalet ve toplumsal barış temel kavramlar olarak öne çıkmaktadır.
Ecevit, hükümetini yalnızca CHP'nin değil, bütün milletin hükümeti olarak tanımlamakta; devlet kurumlarının partizanlıktan uzaklaştırılmasını, hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesini ve demokratik düzenin yeniden sağlamlaştırılmasını hedef olarak göstermektedir.
Programın bütünü dikkate alındığında, bunun aynı zamanda
önceki Milliyetçi Cephe hükümetine yönelik kapsamlı bir siyasal eleştiri
niteliği taşıdığı görülmektedir.
Meclis'teki Atmosfer
Program görüşmeleri sırasında yaşananlar da dönemin siyasal atmosferini anlamak bakımından son derece önemlidir.
Tutanaklarda, hükümet programı okunurken Adalet Partisi sıralarının boş olduğu, MSP ve MHP sıralarında da önemli ölçüde katılım bulunmadığı kaydedilmektedir.
CHP
milletvekili Rahmi Kumaş'ın bu durumun tutanaklara geçirilmesini istemesi ve
Meclis Başkanlığı'nın bunu doğrulaması, dönemin siyasal kutuplaşmasının
ulaştığı boyutu göstermektedir.
Bu tablo,
güvenoyu tartışmasının yalnızca hükümet programı üzerinden değil, hükümetin
siyasal meşruiyeti ve kurulma süreci üzerinden yürütüldüğünü göstermektedir.
CHP Neden Hükûmet Kuramadı?
II. Ecevit
Hükûmeti'nin güvenoyu alamamasını yalnızca milletvekili sayısıyla açıklamak
eksik olur. 1977 seçimlerinden sonra ortaya çıkan tablo, 1973-1977 yılları
arasında yaşanan siyasal gelişmelerden bağımsız değildir.
1974 yılında CHP ile MSP arasında kurulan koalisyon hükümeti, Kıbrıs Barış Harekâtı gibi tarihî bir başarıya imza atmış; ancak kısa süre sonra dağılmıştır. Koalisyonun sona ermesi, iki parti arasındaki güven ilişkisini önemli ölçüde zayıflatmıştır.
Koalisyonun dağılmasının ardından Bülent Ecevit uzun süre erken seçim çağrısında bulunmuş; mevcut Meclis aritmetiğinin yeni bir siyasal denge üretemeyeceğini savunmuştur. Buna karşılık diğer partiler farklı hükümet formülleri üzerinde durmuş, bu durum taraflar arasındaki siyasal mesafeyi daha da artırmıştır.
Öte yandan Milliyetçi Cephe hükümetine yönelik sert muhalefet dili de partiler arasındaki uzlaşma ihtimalini azaltan unsurlardan biri olmuştur. CHP, hükümet programlarında ve TBMM konuşmalarında Milliyetçi Cephe dönemini devlet kadrolarının partizanlaştırılması, hukuk devletinin zayıflaması ve toplumsal kutuplaşmanın derinleşmesi üzerinden eleştirmiştir. Buna karşılık AP, MSP ve MHP ise CHP'nin değerlendirmelerini kabul etmemiş ve farklı bir siyasal perspektif ortaya koymuştur.
İdeolojik ayrışmalar da bu tabloyu derinleştirmiştir. Milliyetçi Cephe partileri komünizmle mücadeleyi devletin temel güvenlik meselesi olarak görürken, Ecevit demokrasi, sosyal adalet ve hukuk devleti eksenli farklı bir siyasal yaklaşım geliştirmiştir.
Bu farklılık yalnızca programlara değil, partiler arasındaki
güven ilişkilerine de yansımıştır.
Dolayısıyla
1977 seçimlerinden sonra CHP'nin karşı karşıya kaldığı sorun yalnızca sayısal
eksiklik değil, aynı zamanda siyasal
yalnızlıktır.
Güvenoyu ve Bir Aylık Hükûmet
TBMM'de
yapılan güvenoyu oylamasında II. Ecevit Hükûmeti 217 kabul oyuna karşılık 229
ret oyu aldı ve güvenoyu alamadı.
Böylece
yaklaşık yüzde 41,4 oyla seçimlerin birinci partisi olan CHP'nin kurduğu
hükümet, parlamentoda gerekli çoğunluğu sağlayamadığı için yaklaşık bir ay
sonra görevden ayrıldı.
Bu durum,
parlamenter rejimlerde seçim kazanmanın tek başına hükümet kurmaya yetmediğini
açık biçimde ortaya koymuştur.
Siyasal İlişki Sermayesi
1977
seçimlerini yalnızca seçim matematiğiyle açıklamak yeterli değildir. Aynı
zamanda partilerin yıllar içinde oluşturdukları güven ilişkileri de belirleyici
olmuştur.
Bu noktada
"siyasal ilişki sermayesi"
kavramı açıklayıcı olabilir.
Siyasal
ilişki sermayesi; bir partinin yalnızca aldığı oy oranını değil, diğer siyasal
aktörlerle kurduğu güven ilişkisini, uzlaşma kapasitesini ve gerektiğinde ortak
hareket edebilme imkânını ifade eder.
1977 seçimlerinde CHP'nin seçimlerden
kaynaklanan siyasal meşruiyeti oldukça yüksekti. Yaklaşık yüzde 41 oy alarak
açık ara birinci parti olmuştu. Buna karşılık bu güçlü seçim başarısı, diğer
siyasal aktörlerle hükümet kurmaya yetecek düzeyde bir siyasal ilişki
sermayesine dönüşememişti.
Meclis aritmetiği ile siyasal ilişki sermayesinin aynı anda yeterli olmaması,
II. Ecevit Hükûmeti'nin ömrünü belirleyen temel etkenlerden biri olmuştur.
1977'den Günümüze
Bu
tarihsel tecrübe, günümüz Türk siyaseti açısından da düşündürücüdür.
Cumhurbaşkanlığı
Hükûmet Rejimi, parlamenter rejimden farklı bir yapıya sahip olmakla birlikte,
siyasal aktörlerin geniş toplumsal ve siyasal destek oluşturma ihtiyacını
ortadan kaldırmamıştır.
Bu
çerçevede CHP’de Kemal Kılıçdaroğlu döneminde oluşturulan Altılı Masa ve Millet
İttifakı, yalnızca seçim odaklı bir iş birliği olarak değil, farklı siyasal
gelenekler arasında diyalog ve uzlaşma zemini oluşturma girişimi olarak da
değerlendirilebilir. Yaklaşık yüzde 48 düzeyindeki Cumhurbaşkanlığı seçim
desteği, CHP'nin yalnızca geleneksel seçmen tabanına değil, farklı siyasal ve
toplumsal kesimlere de ulaşabildiğini göstermiştir.
Bu
değerlendirme, söz konusu seçim sonucunun tek nedeninin ittifak siyaseti olduğu
anlamına gelmez. Ancak siyaset bilimi açısından bakıldığında, farklı siyasal
aktörler arasında kurulan güven ilişkilerinin ve iş birliği kapasitesinin, bir
partinin toplumsal etki alanını genişletebilen önemli unsurlardan biri olduğu
söylenebilir.
Bu yönüyle
1977 ile günümüz arasında dikkat çekici bir fark bulunmaktadır. 1977'de yüksek seçim desteği siyasal
ortaklığa dönüşememiş; günümüzde ise farklı siyasal aktörler arasında uzun
süreli müzakere ve ortak hareket deneyimi ortaya çıkmıştır. Her iki örnek
de siyasal başarının yalnızca oy oranıyla açıklanamayacağını göstermektedir.
Sonuç
II. Ecevit
Hükûmeti, Türk siyasal tarihine yalnızca güvenoyu alamayan bir hükümet olarak
geçmemiştir. Aynı zamanda seçim başarısı ile hükümet kurabilme kapasitesinin
her zaman aynı anlama gelmediğini gösteren önemli bir örnek olmuştur.
1977 seçimleri, siyasal başarının yalnızca sandıktan çıkan oylarla değil; yıllar içinde inşa edilen güven, diyalog ve uzlaşma kapasitesiyle de şekillendiğini göstermektedir. Partiler seçimleri oyla kazanabilirler; ancak hükümetleri çoğu zaman siyasal ilişki sermayesi kurar.
Bugün geriye dönüp bakıldığında II. Ecevit Hükûmeti, yaklaşık bir ay süren ömründen çok daha büyük bir siyasal miras bırakmıştır. Bu miras, demokratik sistemlerde iktidarın yalnızca seçim kazanmakla değil, seçim sonrasında gerekli siyasal uzlaşmayı oluşturabilmekle mümkün olduğunu hatırlatmaktadır.
Bu çerçevede, Kemal Kılıçdaroğlu döneminde geliştirilen ittifak siyaseti de siyasal ilişki sermayesi bakımından değerlendirilebilir. Altılı Masa ve Millet İttifakı, farklı siyasal gelenekler arasında diyalog kurulmasını sağlayarak CHP'nin yalnızca kendi seçmen tabanına değil, daha geniş toplumsal kesimlere ulaşabilmesine katkıda bulunmuştur. Yaklaşık yüzde 48 düzeyindeki Cumhurbaşkanlığı seçim desteği de bu genişleme eğiliminin önemli göstergelerinden biri olarak değerlendirilebilir.
Bu nedenle siyasal ilişki
sermayesi, yalnızca parlamenter rejimlerde hükümet kurma kapasitesini değil,
farklı siyasal rejimlerde partilerin toplumsal meşruiyetini ve etki alanını
genişletebilme potansiyelini açıklayan analitik bir kavram olarak da ele
alınabilir.
Bu bakımdan 1977 deneyimi, yalnızca geçmişte yaşanmış bir hükümet kurma başarısızlığı olarak okunmamalıdır. Aynı zamanda demokratik siyasette seçim kazanmanın tek başına yeterli olmadığını; güven üretebilen, farklı siyasal aktörlerle diyalog kurabilen ve uzlaşma zemini oluşturabilen partilerin uzun vadede daha yüksek bir siyasal etki kapasitesine ulaşabileceğini gösteren tarihsel bir laboratuvar niteliğindedir.
Aradan geçen yaklaşık yarım
yüzyıla rağmen, bu gerçek Türk siyasal hayatındaki güncelliğini hâlâ
korumaktadır


İlk Yorum yapan siz olun!